İran-Suudi Arabistan normalleşmesi, ABD'yi bölgeden dışlayabilir

Geçtiğimiz günlerde ikili ilişkileri 2016’dan beri bozuk olan İran ile Suudi Arabistan, Çin ara buluculuğunda Pekin’de gerçekleştirdikleri görüşmede diplomatik ilişkilerin yeniden tesisine karar verdi. Diplomatik ilişkilerin yeniden tesisi her ne kadar bölge ülkelerini ve uluslararası topluluğu sevindirse de; Riyad’dan “Bütün sorunlar çözülmedi” açıklaması geldi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Şarkul Avsat gazetesine konuştu. Dışişleri Bakanı, verdiği röportajda, tüm meselelerin çözülmediğini duyurdu.

Bin Ferhan, “Siyasî ilişkilerin yeniden başlamasına vesile olacak bu anlaşmaya varmamız, iki ülke arasındaki tüm önemli ihtilafların çözüme kavuşturulduğu anlamına gelimiyor” dedi.

Gelinen noktanın, sorunların diplomatik ve barışçıl yollardan çözümü için ortak bir iradeye işaret ettiğini belirten Dışişleri Bakanı, İranlı mevkıdaşıyla görüşmeyi de dört gözle beklediğini aktardı.

Öncelikli hedeflerinin gelecek kuşakların güvenlik, istikrar ve refah umutlarına sahip olacağı kalkınma hedeflerini harekete geçirmek olduğunu söyleyen Prens, Tahran ile bu konuda birlikte çalışmaya sıcak baktığını ifade etti.

Gelecekte karşılıklı ziyaretlerin normal olduğunu söyleyen Prens Faysal, “Önümüzdeki iki ay içinde ikili diplomatik ilişkileri yeniden başlatmaya hazırlanıyoruz” dedi.

İran ile Suudi Arabistan, geçtiğimiz hafta cuma günü diplomatik ilişkileri yeniden tesis etme kararına varmıştı.

İLİŞKİLER NEDEN BOZUKTU?

2015’te Yemen iç savaşının genişlemesi ve bu savaşta Tahran ile Riyad’ın karşıt güçleri desteklemesi, iki ülke arasındaki ilişkileri zedelemişti.

2016’da ise Suudi Arabistanlı Şii bir şeyh olan Nimr el-Nimr’in Riyad hükûmeti tarafından idam edilmesi, iki ülke arasındaki ilişkilerin tamamen kopmasına giden yolu açmıştı.

Nimr, Suudi Arabistan’da hükûmeti açıkça eleştiren seslerden biriydi. 2011’de Arap Baharı’nın Suudi Arabistan’daki yankısında da Nimr, önemli bir figür olarak öne çıkarılmıştı.

2014’te ölüm cezasına çarptırılan Nimr; terörizm, halkı fitneye kışkırtmak, güvenlik güçlerine direnmek, Krallık’a dış müdahale getirmeye çalışmak gibi suçlardan yargılandı.

Nimr’in idam edilmesi, Şiilerin çoğunlukta yaşadığı bölgelerde yoğun protestolarla karşılaştı. Bunlardan biri olan İran’da da idam, sert tepkilere ve gösterilere sebep oldu.

İran Dini Lideri Ayetullah Hamaney, idamları “siyasî hata ve büyük suç” olarak nitelemişti. Al Jazeera’nın aktardığına göre, dönemin Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani Twitter üzerinden, “Şeyh Nemr’in idam edilmesini kınıyor, ailesi ve tüm Müslümanlara başsağlığı diliyorum. Bu eylem insan haklarını ve İslâmi değerleri ihlâl ediyor. Bu eylem, son yıllarda bölgeyi istikrarsızlaştıran mezhepçi politikalarla aynı doğrultudadır ve yalnızca terörü ve aşırıcılığı kızıştırmaktadır” açıklamasında bulunmuştu.

Gösterilerin kızışmasının bir sonucu olarak Suudi Arabistan’ın Tahran Büyükelçiliği ve Meşhed Konsolosluğu ateşe verildi.

Dönemin İran yetkilileri, Büyükelçilik ve Konsolosluk binalarının ateşe verilmesini tasvip etmemişler, bu eylemlerde bulunanları “aşırıcılar” olarak nitelemişti. Eylemlerle ilgili en az 100 kişi yakalanmıştı.

Riyad ise devlet binalarının yakılmasına tepki olarak Tahran ile ikili ilişkileri tamamen kesme kararı aldı. Bu olaydan beri İran ile Suudi Arabistan arasında diplomatik ilişkiler durmuş vaziyetteydi.

ORTA DOĞU’DA ÇİN

Son zamanlarda bölgesel güç konumundan küresel güç konumuna yükselen ve dünyanın her yerindeki ülkelerle girift ilişkiler kuran Çin, Orta Doğu’da da yeni bir hegemonya alanı edinme peşinde.

Uzmanlara göre, ABD’nin Orta Doğu’daki sıkı müttefiklerinden olan Suudi Arabistan ile yakın ticarî ve siyasî ilişkiler geliştiren Pekin, Washington’un bölgede bıraktığı boşluğu doldurma siyaseti izliyor olabilir.

ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin eski Yakın Doğu Uzmanı Jonathan Panikoff, Atlantic Council’e yazdığı bir yazıda, Çin’in Orta Doğu ülkeleriyle kurduğu ekonomik bağların ileride istihbarat ve güvenlik iş birliğine evrilebileceğinden bahsediyor.

Ayrıca Panikoff, ABD’li yetkilileri, “Bölgeden çekilmenin Çin’in dolduracağı bir boşluk yaratacağı” konusunda uyarıyor.

Atlantic Council’de görevli Jonathan Fulton ise bu hamlenin Çin merkezli, ABD’nin olmadığı bir Orta Doğu vizyonu için ilk adım olabileceğinden bahsediyor. Fulton, Çin’in gelişim odaklı ve iç işlere müdâhil olmayan siyasetinin ABD siyasetine nazaran daha cazip olduğunun da altını çiziyor.

Her ne kadar Joe Biden bölgede bir boşluk bırakılmayacağını söylediyse de; Suudi Arabistan’ın da Washington’a uzaklaşması hâlinde ABD’nin bölgede bu gelişmeden rahatsız olan İsrail dışında bir müttefiki kalmayacak.

Çin’in Kuşak-Yol projesiyle de daha karmaşık ekonomik ilişkilere gireceği Orta Doğu ülkeleri ile siyasî ilişkilerinin de kuvvetli olması, Beyaz Saray’ın bölgesel hegemonyasını kaybetme ihtimali anlamına geliyor olabilir.