Solomon seçimlerinin Pasifik bölgesine etkisi ve ABD'nin bölgede müttefik arayışları

Çin’in Güney Pasifikte en çok güç kazandığı ülkelerden biri konumunda bulunan Solomon Adaları, bölgenin geleceğini şekillendirebilecek bir seçim için 17 Nisan Çarşamba günü sandık başına gidiyor. ABD Başkanı Joe Biden’ın Beyaz Saray’da Kishida ve Fernidand’ı ağırlaması, ABD’nin Pasifik bölgesinde Çin’e karşı gücünü artırmayı hedeflediğini gösteriyor.

Baran DÖNER

Asya’nın Güney Pasifik bölgesinde yer alan Solomon Adaları’nda, ülkenin Pekin ile ilişkilerini değiştirme çabaları gösteren ve Çin’in bölgedeki gücünü artırmasından endişelenen mevcut Başbakan Manasseh Sogavare hükümeti, 17 Nisan Çarşamba günü düzenlenecek seçimleri kazanarak ikinci döneme geçmek istiyor.

Sogavare’nin bu zamana kadar yürüttüğü politikalarda pek de başarılı olduğu söylenemez. Solomon halkının düzenlenecek seçimlerde, Çin’in Pasifikte artan gücünü destekleyerek birçok adayın yarışacağı seçimlerde Pekin yanlısı adayı desteklemesi bekleniyor.

Çin ve ABD arasındaki güç savaşının gölgesinde düzenlenecek seçimlerin, adada yaşanan etnik gerilimleri, yaygın yoksulluğu, genç işsizliği ve ülkedeki şiddet oranını tekrardan ateşleyebileceğine dair endişeler de giderek artıyor.

SOGAVARE HÜKÜMETİ

Manasseh Sogavare, ülkede 4 kez başbakanlık görevini üstlendi ve 1978 yılından bu yana Solomon Adaları Parlamentosunda üst üste iki dönem kazanan ilk başbakan olmayı umut ediyor. 69 yaşındaki Sogavare, kendisini milliyetçi olarak tanımlıyor.

Sogavare, eski bir bürokrat olarak 2000 yılında, isyancı bir milis tarafından kaçırılan ve özgür bırakılması karşılığında görevinden istifa eden eski Başbakan Bartholomew Ulufa’nın yerine iktidara geldi. Sogavare, 2001 seçimlerini kaybetmeden önce 1.5 yıl boyunca iktidarda kaldı.

2006 yılında Çin’in seçimlere müdahale ettiği iddiaları sebebiyle başlayan isyanlar, Başbakan Snyder Rini’nin görevinden istifa etmesine yol açtı ve Sogavare’nin hükümet lideri olarak 18 ay sürecek görevi başladı. Sogavare’nin üçüncü dönemi ise 2014 yılında başladı ancak üç yıl sonra milletvekilleri tarafından güven oylamasıyla görevden alındı.

2024 SEÇİMLERİNE KADAR OLAN SÜREÇ

Manasseh Sogavare, 2019 seçimlerinden bu yana iktidarda geçirdiği en uzun süre oldu ve beş yıllık yönetimi politika anlamında oldukça dönüştürücü oldu. Sogavare, 2019 yılında ülkenin politikasını Tayvan’dan Pekin’e çevirdi ve iktidara geldikten yaklaşık 5 ay sonra Pekin ile bir güvenlik anlaşması imzaladı. Sogavare’nin bu kararı, ABD başta olmak üzere Pasifik ülkelerinde şok etkisi yarattı.

Çin ile imzalanan anlaşmanın içeriği kamuoyu ile paylaşılmasa da sızdırılan belgelere göre “Çin’in bölgeye silahlı polis, kolluk kuvvetleri, askeri personel ve diğer silahlı kuvvetlerin konuşlandırmasını” içeriyor. Çin böylece silahlı kuvvetler aracılığıyla sivil düzenin korunma görevi üstleniyor.

Australian Broadcasting Corp, Çin'in 2021 yılında parlamentoda oluşan güvensizlik önergesine karşı Sogavare'i desteklemek için milletvekillerine 3 milyon dolardan fazla rüşvet sağladığını iddia ediyor. Çin bu iddiaları yalanladı ve Sogavare hükümeti de rüşvet iddialarını gündeme getiren raporu reddetti.

ABD’NİN PASİFİK POLİTİKASI VE ÇİN KARŞITI ASKERİ HAMLELER

ABD son dönemde Asya-Pasifik bölgesinde askeri hamleler yaparak bölgede tansiyonu yükseltiyor ve aynı zamanda Çin’e gözdağı veriyor. Çin’in Tayvan politikası da ABD’nin bu bölgeye ağırlık vermesinin başlıca nedeni olarak görülüyor.

ABD, Japonya ve Filipinler ile üçlü bir zirve gerçekleştirdi. Tarihte ilk kez gerçekleşen bu zirvede ABD Başkanı Joe Biden, Beyaz Saray’da ağırladığı Japonya Başbakanı Fumio Kishida ve Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr ile Çin’e karşı birlik ve beraberlik mesajı verdi.

Biden aynı zamanda, Japonya ve Filipinler’in savunmasına sonuna kadar destek vereceklerini belirtti. Üç ülke aynı zamanda bölgede ortak devriye düzenlemeye hazırlanıyor.

Beyaz Saray’da düzenlenen zirvenin ardından ABD ve Japonya ikili askeri işbirlikleri geliştirme ve güçlendirme kararı aldılar. Biden ve Kishida’nın ortak basın toplantısında açıkladığı planlamaların en önemli maddeleri şu şekilde:

 -ABD, Japonya ve Avustralya bölgede ortak bir hava ve füze savunma ağı oluşturacak.

 -ABD ordusu, Japonya ile ortak bir komuta yapısı oluşturacak.

 -ABD, Japonya ve Avustralya üçlü ortak askeri tatbikatlar gerçekleştirecek.

ABD ve Japonya arasında son dönemde yaşanan gelişmelerin ardından Japonya’nın AUKUS güvenlik paktına katılması da şaşırtıcı olmayacak. ABD, İngiltere ve Avustralya tarafından Pasifik bölgesinde Çin tehditlerine karşı kurulan AUKUS güvenlik paktı, Japonya’nın da katılmasıyla birlikte oldukçu güçlü bir yapı olacaktır.

Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’e karşı başlattığı ticaret savaşını Joe Biden’da ısrarlı bir şekilde devam ettiriyor. ABD’nin bu kararı Çin’e bir nebze zarar verse de kendine verdiği zararın boyutu daha da büyük.

Geçtiğimiz mart ayında, ABD’nin en büyük şirketlerinin CEO’ları Pekin’e giderek Çin ile ticaretin ve Çin’de yatırımın önemine dair net mesajlar verdiler. Bu aynı zamanda Washington’a verilen bir mesaj olarak algılanıyor.

ABD Ticaret Bakanı Janet Yellen de Pekin’e önemli bir mesaj verdi. Yellen’in dört gün süren ziyaretinde verdiği en önemli mesaj “Rusya’ya desteğin kesilmesi ile yaptırımların son bulacağı” ifadesiydi.

ABD, yürüttüğü bu politika ile Çin’e hem askeri hem de ekonomik olarak zarar vermeye çalışsa da bunu başaramamış gibi görünüyor. Bu kadar baskıya ve diplomatik ziyaretlere rağmen Pekin ve Moskova, “sınırsız dostluk, derinleşen ortaklık ve güçlü dayanışma” mesajı vererek tavırlarını net biçimde ortaya koydular.

ABD’nin Asya-Pasifik’te Çin karşıtı müttefik arayışı henüz tamamlanmamış durumda. Avustralya ve Filipinler hükümetlerinden ABD ile ortak hamle kararı çıksa da iki ülke içerisinden de bu duruma oldukça büyük itirazlar var. 

Dünyanın birçok bölgesinde çatışmalar ve savaşlar yaşanırken ABD’nin bu bölgeye ağırlık vermesini oldukça normal karşılayabiliriz çünkü Çin’in Tayvan politikası aynı zamanda diğer Pasifik ülkelerini de ürkütmüş durumda.

ABD’nin ticari olarak karşısında durabilecek tek güç konumunda Çin’in ilerleyen dönemde askeri olarak da karşısında durabileceğini Pasifik bölgesi için rahatlıkla söyleyebiliriz.