Yeni START'ın askıya alınmasının ardından nükleer rekabet kızışıyor

Başkan Vladimir Putin, Ukrayna’nın işgalinin birinci yıl dönümünden günler önce Rusya ile ABD arasındaki son nükleer antlaşma olan Yeni START’tan çekilmişti. Dünyadaki en büyük iki nükleer güç arasındaki bu antlaşmanın askıya alınması, kimilerine göre dünyayı bir nükleer savaşın kıyısına sürükledi.

Vladimir Putin’in Yeni START Antlaşması’nı askıya alması, iki nükleer süper gücün nükleer cephane kapasitelerinin sınırlandırılması yönünde son bariyerin kaldırılması anlamına geldiğinden küresel bir tedirginliğe sebep olmuştu.

Putinin, Rusya’nın antlaşmayı askıya aldığını açıkladığı konuşmada, yeni stratejik silahların aktif göreve alındığını açıklamasıyla tedirginliğin seviyesi yükselmişti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada; antlaşmadan çekilme hamlesinin geri alınabilir olduğu ve Rusya’nın antlaşmada belirlenen sayısal sınırlara uymaya devam edeceği bilgilerine yer verilmişti.

Yeni START Antlaşması, ABD ve Moskova’nın nükleer kapasitelerini toplam 700 füze ve bombardıman uçağında bin 550 başlık ile sınırlandırıyor.

Bakanlık ayrıca, kıtalararası balistik füze denemeleriyle ilgili hayatî öneme sahip iletişimin de koparılmayacağını aktarmıştı.

NÜKLEER SAVAŞ ENDİŞESİ TEMELSİZ Mİ?

2017 Nobel Barış Ödülü kazananı Nükleer Silahların Kaldırılması İçin Uluslararası Kampanya (International Campaign to Abolish Nuclear Weapons - ICAN), Rusya’nın Yeni START’ı askıya almasını “savaş riskini artırıcı bir eylem” olarak niteliyor.

Putin’in hamlesini “düşüncesiz ve tehlikeli” olarak niteleyen organizasyon, “Kimse nükleer silahların kullanılacağına inanmak istemez, ancak var oldukları sürece kullanılabilirler” notunu düşüyor.

Anadolu Ajansı, ICAN’dan yaptığı alıntıda, 1945 yılından beri nükleer silahların ilk defa kullanılma riskine girdiğini belirtiyor.

ICAN Geçici İcra Direktörü Daniel Högsta, Rusya’nın Ukrayna’da nükleer silah kullanma konusunda örtülü ve açık tehditlerde bulunduğunu söyledi.

“Rusya’nın işgali devam ettiği sürece nükleer silahların kullanılma tehdidi artıyor. Dünya bu konuyu ciddiye almalı” diyen Högsta; nükleer caydırıcılık teorisinin güvenlik sağlamak yerine, dünyanın kaderini nükleer silahlara erişimi olan ülke liderlerinin insafına bıraktığını vurguluyor.

ICAN, nükleer tehditten kurtulmanın tek çaresinin BM bünyesinde uluslararası bağlayıcılığı olan Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’na uyulması ve nükleer silahların ortadan kaldırılması olduğunu vurguluyor.

Diğer yandan, nükleer savaş riskinin yükselmediğini savunan görüşler de bulunuyor. Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nde Strateji, Teknoloji ve Silahların Sınırlandırılması Uzmanı William Alberque de bunlardan biri.

Alberque, Aviation Week’teki yazısında, Yeni START’ı askıya alan Putin’in ifadelerinde, Moskova’nın nükleer silah kullanmaya hazırlandığına dair bir eğilime rastlanmadığını aktarıyor.

İstemediği kadar nükleer silaha sahip olan Rusya için Ukrayna’da nükleer silah kullanmanın zararlarının yararlarına ağır basacağını öne süren Alberque, Ukrayna’da nükleer silah kullanmak için Rusya’nın herhangi bir nedeni olmadığını da yazıyor.

Strateji Uzmanı, Putin’in; arkasında NATO’nun desteğini bulan Kiev’e nükleer silahlarla saldırmanın rejimine zarar vereceğinden ve küresel tepki çekeceğinden haberdar olduğunu, dolayısıyla bundan uzak duracağını ifade ediyor.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü’nün Ofisi tarafından 6 Şubat’ta hazırlanan Yıllık Tehdit Raporu’nda da; Rusya’nın nükleer gücünün bir tehdit teşkil ettiğinden ve Rusya’nın nükleer silah kapasitesini artırmaya devam ettiğinden bahsediliyor.

Putin antlaşmayı askıya almadan önce kaleme alınan bu raporda, Moskova’nın sahip olduğu nükleer kapasitesini “Rusya’nın garantörü” ve “ABD ile NATO’ya karşı potansiyel bir çatışmada hedeflerine ulaşmak için gerekli” olarak gördüğü bilgilerine yer verilmiş.

18 Ocak’a kadar olan bilgilerle hazırlanan bu raporda da Rusya’nın NATO ile aktif bir çatışmadan kaçındığı, Moskova’nın nükleer silahları ülke savunması için kullanmaktan bahsettiği bilgileri öne çıkıyor.

Vladimir Putin’in geçtiğimiz yıl 1 Ağustos’ta, “Nükleer bir savaşın kazananı olmaz, dolayısıyla asla başlatılmamalıdır” dediği ve o zamandan beri nükleer bir saldırı hazırlığında bulunduğu bilinmediği, NATO’nun ve küresel topluluğun dikkatini çekerek potansiyel bir dünya savaşına sebep olabileceği gibi etkenler göz önünde bulundurulduğunda; Rusya tarafından herhangi bir nükleer saldırının başlatılacağı endişesi ortadan kalkıyor.

Rus Çarlığı’nın hâkimiyet kurduğu alanda etkisini sürdürülebilir kılmaya çalışan Rusya’nın kendi iç toprağı olarak gördüğü Ukrayna’da herhangi bir nükleer silah kullanımına gitmesi mantıklı görünmüyor.

NATO’dan da Rusya’ya Ukrayna işgali kapsamında herhangi bir nükleer saldırı gerçekleştirmesi ihtimali söz konusu olmadığına göre, Ukrayna savaşı kapsamında bu konuda endişelenmeye mahal kalmıyor.

Rusya’nın askıya aldığı Yeni START Antlaşması’nın 2026 yılının Şubat ayında süresinin dolacak olması ve güncel süreçte ABD-Rusya hattında konu üzerinde herhangi bir diyalog olmaması, uzmanları yeni bir nükleer silahlanma yarışına karşı tedirgin ediyor. Ancak BM nezdinde imzalanan ve Washington ve Moskova’nın da taraf olduğu Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (Treaty of Non-Proliferation) nükleer silahlanmanın önünde bir bariyer olarak duruyor.