Avrupa Birliği’nde “Yunanistan” çatlağı

Türkiye ile Yunanistan arasında tansiyonun artmasına sebep olan Doğu Akdeniz konusu, Avrupa Birliği (AB) açısından da çeşitli sorunları, bölünmeleri ve çelişkili durumları gözler önüne serdi.

Türkiye’nin Libya ile deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşması imzalamasını kıyasıya eleştiren AB yetkililerinin, Yunanistan’ın Mısır ile benzer bir anlaşma imzalamasına yönelik “anlaşmanın iki ülke arasında imzalandığını ve AB’nin yorum yapacağı bir durumun olmadığını” belirtmeleri bir başka iki yüzlü tutum olarak kayıtlara geçti.

Yaşanan gerginliğe yönelik hakkaniyetli olmayan tutumunun yanı sıra dönem başkanı Almanya’nın girişimleriyle arabulucu bir rol benimsemeye çalışan AB’de, çeşitli ayrışmaların yaşandığı ve soruna yönelik farklı tutumların sergilendiği görülüyor.

Türkiye Doğu Akdeniz’de hamle üstüne hamle yaparken Yunanistan ve Rum tarafı da provokasyonlarını sürdürüyor. Türkiye’nin Akdeniz’de gaz arama faaliyetlerini sindiremeyen Yunanistan peşi sıra ABD, İsrail ve Avrupa Birliği’nin kapısını çalmıştı. Yunanistan’a Avrupa Birliği’nden kötü haber geldi. Avrupa Birliği Komisyonu, ‘Sevilla Haritası’nın ‘AB’nin resmi belgesi olmadığını’ belirtti ve Atina’nın tezleriyle mesafeli olduğunu ortaya koydu...

Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Fransa, AB içinde Türkiye’ye yönelik baskıların artırılmasını ve sert önlemlerin alınmasını isteyen ülkeler olarak ön plana çıkıyor.  Bu sebeple yaptırımlar gibi Doğu Akdeniz meselesinde Türkiye’ye yönelik baskı unsuru olarak kullanabilecekleri araçların devreye sokulması gerektiğini her fırsatta dile getiriyorlar. Söz konusu yaptırım kararlarında bireylerin ve arama/tarama gemilerinin hedef alınacağı, Avrupa limanlarının kullanımının da dahil edilebileceği basına yansıdı.

AB'de dönem başkanı Almanya'nın da etkisiyle, diyaloğu öne çıkarmaya çalışan bir hava hâkim. Bu havanın son etkisi, geçtiğimiz günlerde Atina'nın talebi üzerine dışişleri bakanları düzeyinde yapılan toplantıda, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Türkiye'ye yönelik daha sert tavır taleplerinin kabul görmemesi oldu.

AB ülkelerinin Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini durdurmasını, deniz yetki alanlarının paylaşımı sorununun diyalog mekanizmasının kurularak diplomasi yoluyla çözülmesini isteseler de diplomasiye giden yolun nasıl oluşturulacağına dair bir ayrışma yaşadıkları görülüyor. Yunanistan, Fransa, GKRY gibi ülkeler Türkiye’ye karşı sert önlemlerin benimsenmesini isterken, dönem başkanı Almanya ile birlikte İspanya ve İtalya gibi ülkeler “yatıştırıcı” bir stratejinin tercih edilmesinden yana. Suriye ve Libya’daki kazanımları tehlikeye giren Fransa’nın Doğu Akdeniz sorununda Türkiye’den “intikam almaya yönelik” politika izlemesi ve Türkiye karşıtı cephenin liderliğini yapmaya çalışması sürpriz değil. Almanya ise dönem başkanlığının da getirdiği sorumlulukla arabulucu bir pozisyon benimseyerek daha ılımlı bir tutum sergilemeye çalışıyor ve kötü polis rolünü -şimdilik- Fransa’ya bırakmış görünüyor.

Bu kapsamda 27-28 Ağustos’ta AB dışişleri ve savunma bakanları bir araya gelerek Doğu Akdeniz sorununu görüşmüş, Yunanistan ve Fransa’nın yoğun baskılarına rağmen Almanya, İspanya, İtalya, Macaristan, Malta, Bulgaristan gibi ülkelerin bu görüşmede yaptırım uygulanmasını veto ettiği ve diyaloğun kurulmasının önemine vurgu yaptıkları görülmüştür.

Her ne kadar kötü polis rolünü Fransa’ya bırakmış olsa da AB dönem başkanlığını devralan Almanya’nın Doğu Akdeniz meselesinde Yunanistan’ı masum görmediği belirtilmelidir. Merkel “AB ülkeleri Yunanistan’ı haklı olduğu konularda desteklemekle yükümlü” ifadelerini kullanarak haklılık vurgusunu ön plana çıkardı ve diyalog çağrısını yineledi. Özellikle Türkiye’nin Almanya’nın arabuluculuk teklifini kabul ederek arama tarama faaliyetlerine ara vermesine rağmen Yunanistan’ın bu iyi niyet göstergesini görmezden gelmesi ve Mısır ile deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşması imzalaması, Türkiye’nin elini güçlendirmiştir. Zira AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Joseph Borell’in danışmanı Nathalie Tocci de dahil olmak üzere Yunanistan’a yönelik eleştirilerin çeşitli platformlarda dile getirilmeye başlandığı görülüyor.