YPG’nin doğal kaynaklar üzerindeki hakimiyeti

Suriye savaşında önemli belirleyicilerden biride enerji kaynaklarının kontrolüdür. Esad rejimi her ne kadar savaşta eli güçlü pozisyonda gözüksede ülkenin enerji kaynaklarının neredeyse yüzde 75’i ABD himayesindeki PKK/PYD’nin kontrolünde bulunuyor.

YPG’nin doğal kaynaklar üzerindeki hakimiyeti

Suriye, 2011 yılına kadar hammadde ihracatına dayalı, dışa bağımlı bir ekonomik profil çizmiştir. Bu hammadde ihracatının en önemli metaları ham petrol ve diğer mineral ürünleri olmuştur.

Enerji kaynakları, sürdürülebilir kalkınma; sanayileşme; şehirleşme gibi konularının yanı sıra, temel ekonomik girdi olarak da ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda, Suriye’deki savaş sonrası duruma bakacak olursak, ülkenin sahip olduğu petrol ve gaz sahalarının büyük çoğunluğu ve önemli hidroelektrik üretim santralleri DAEŞ, PKK/PYD gibi devlet-dışı aktörlerin kontrolü altına girmiştir.

Bahse konu devlet-dışı aktörler, ele geçirdikleri bu enerji kaynaklarından önemli gelirler elde ederken, rejim ekonomisi büyük yıkımlar yaşamaktadır. Rejim kaybettiği bu önemli enerji kaynaklarını yasal olmayan yollarla ikmal etme yönetimine başvurmuştur ki dışarıdan temin edilen bu kaynaklar, halihazırda zor durumda olan bütçeye daha da fazla yük olmaktadır. Tüm bu enerji kaynaklarının ve bu kaynaklara bağlı ekonomik gelirin kaybolması, ülkede kalıcı barışın tahsis edilmesinde engel teşkil etmektedir. Ülkede ve bölgede, güvenliğin ve istikrarın sağlanabilmesi için, bu kaynakların terör örgütü inisiyatifinden alınması ve bu kaynaklar sayesinde elde ettikleri gelirin de önüne geçilmesi gerekmektedir.

Savaş sonrası enerji kaynakalarının durumu

Suriye’deki ayaklanmanın başlamasından sonra, Esed rejimi önemli topraklar ve kaynaklar kaybetmiş, ülke bölünmeye başlamış, farklı devlet-dışı aktörler tahaddüs etmiştir (DAEŞ, YPG/PKK, Muhalifler). Bu devlet dışı aktörler, ülkenin farklı bölgelerinin kontrolünü ele geçirmiş ve geriye kalan topraklar ise Esed rejiminin hakimiyetinde kalmıştır. İlk zamanlarda, muhalifler geniş bir kontrol alanına sahip olsalar da, 2015 yılında DAEŞ, zengin enerji kaynaklarına sahip bu kontrol alanlarının birçoğunu ve ötesini ele geçirmiştir. İçlerinde zengin petrol ve doğalgaz yataklarını barındıran Deyr Ez Zor, Haseke, Humus ve Rakka bölgelerini bulunduran bu alanlar, ülkenin enerji kaynaklarının yaklaşık yüzde 65-70’ine tekabül etmektedir. Devrim öncesi 2010 yılına bakıldığında, 27.67 milyon ton petrol eşdeğeri (Mtoe) olarak gerçekleşen rejimin toplam enerji üretimi, 2015 yılı sonrası yalnızca 4.68 Mtoe olarak gerçekleşmiştir. Toplam elektrik üretimi ise 44 milyar kilowatt saat (kWh) iken, 2015 yılında 17 milyar kWh’e düşmüştür. Toplam petrol üretimi verilerine baktığımız zamanda 2010 yılında günlük yaklaşık 416 bin varil iken, 2015 yılında günlük yaklaşık 35 bin varile düşmüştür. Bu gerçeğin doğal bir sonucu olarak da rejim, günlük 139 bin varil olan petrol tüketimini karşılayamadığından mütevellit, petrol ithal eder bir hale gelmiştir. Buna ilaveten, günlük 8.8 milyar  m³olan doğalgaz üretiminin ise 4.3 milyar  m³’e düştüğünü görüyoruz.

Esed rejimini, yukarıda açıklanan, devrim öncesi haiz olduğu enerji kaynaklarının ve üretim kapasitesinin büyük çoğunluğu, 2015 yılında DAEŞ’in eline geçmiştir. Ortaya konulan bu aradaki üretim değerlerinin farkı, YPG’nin kontrolünde olan, savaştan dolayı zarar gören ve kullanımdan çıkan tesisler haricinde, DAEŞ’in o dönemde sahip olduğu üretiminin yaklaşık değerleridir. DAEŞ’in etkin olduğu o yıllarda, kontrol ettiği enerji kaynakları muvacehesinde elde ettiği geliri resmi veriler ile ortaya koyamasakta, 2015 yılında ortalama 53,60 dolardan işlem gören brent petrolün fiyatını baz alırsak, en az 300 bin varillik ihracat kapasitesi ile yaklaşık 6 milyar dolar (53,60×300.000×365) gelir elde edebilecek potansiyeli olduğunu söyleyebiliriz. Dahası, yaklaşık 4,5 milyar m³’lük doğalgaz üretim kapasitesinin ise, DAEŞ’in eline geçtiğini görüyoruz ki dönemin Henry Hub doğalgaz fiyatı olan 2.62 doları baz alırsak yaklaşık 421 milyon dolarlık da (2,62×160593066) doğalgaz geliri elde edebileceğini görüyoruz. Bunlara ek olarak DAEŞ, ülkenin sahip olduğu en önemli su kaynağı olan Fırat Nehri’ni ve 1,5 milyon kilowatt’lık üretim kapasitesine sahip, hidroelektrik enerji üretimi yapan üç adet barajı da (Baath Barajı, Tabka Barajı ve Teşrin Barajı) kontrolü altında bulundurmaktaydı.

2016 yılından itibaren günümüze kadar olan süreçte ise, bu alanların büyük çoğunluğunu, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından desteklen YPG/PKK güçleri peyderpey ele geçirmiştir. Bir zamanlar DAEŞ’in sahip olduğu su ve enerji kaynakları ile üretim ve ihraç potansiyelinin neredeyse tamamı, artık YPG/PKK güçlerinin inisiyatifi altına girmiştir. Her ne kadar bu el değişimi sonucunda rejim birkaç sahayı kontrolü altına almayı başarmış olsa da bu değişimden en karlı çıkan YPG/PKK olmuştur. Bahse konu sahaları daha detaylı inceleyecek olursak, YPG/PKK güçleri Konoko doğalgaz tesisi, Rakka ve Haseke bölgelerindeki petrol sahalarına ek olarak, Deyr Ez Zor bölgesinin doğusunda bulunan, başta El-Ömer olmak üzere 10’un üzerinde petrol ve gas sahasına haizken, Esed rejimi Deyr Ez Zor’un batısında kalan bazı petrol sahalarını, Humus’taki Şaar petrol ve gaz sahalarını ve Cahar doğalgaz sahasını kontrolü altında bulundurmaktadır. DAEŞ’in elinde ise yalnızca Deyr Ez Zor bölgesinin güneyinde, Elbu-Kemal kentine yakın alanda, bulunan birkaç petrol sahası ile birlikte Doubayat petrol sahası kalmıştır. Elektrik üretimi husunda ise, ülkenin sahip olduğu 1.5 milyon kilowatt’lık hidroelektrik üretim kapasitesinin YPG/PKK’nın kontrolüne girdiğini görüyoruz. Özetle, 2015 yılında DAEŞ’in sahip olduğu yaklaşık 6 milyar dolarlık petrol ve 420 milyon dolarlık doğalgaz ihracatı potansiyelinin, mevcut brent petrol ortalama fiyatı baz alınarak (73,10 dolar) yeniden hesaplandığında 8 milyar dolar (73,10x300000x365) olduğunu ve  mevcut Henry Hub doğalgaz fiyatı baz alınarak (3,04) tekrardan hesaplanan yaklaşık 490 milyon dolar (3,04×160593066) olan gaz ihracatı potansiyelinin büyük çoğunluğunun, YPG’nin kontrolü altına girdiğini görüyoruz. Bu miktarlar, devlet-dışı bu aktörler için oldukça fazla miktarlardır ki bu güçleri destekleyen ülkelerin de bu gelirlerden paylarını aldıkları kuvvetle muhtemeldir. Lakin belirtilen bu meblalar tahmini olup, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından 29 Mart 2017 tarihinde tamamlanan “Fırat Kalkanı Operasyonu” ve 20 Ocak 2018’de başlatılan “Zeytin Dalı Harekatı” ile Fırat Nehri’nin batısından Akdeniz’e açılacak ticaret yolunun önü kesilmiş, belirtilen bu gelir potansiyellerine önemli darbeler vurulmuş ve gelecekte Akdeniz ticareti vasıtasıyla arttırılma hedeflerinin de önü kesilmiştir.

Esed rejimi başta DAEŞ’e daha sonrasında da YPG’ye, en önemli enerji ve su kaynaklarını ve elektrik ürettiği hidroelektrik santrallerini kaybetmiştir. Her ne kadar önemli termik santralleri ve rafinerileri muhafaza etmeyi başarmışsa da, bu santrallerde yakıt olarak değerlendirilecek veya rafinerilerde işlenecek doğal kaynak çıkarım sahalarını önemli ölçüde yitirmiştir. Günümüzde kaybettiği bu enerji kaynaklarını ve düşen elektrik üretimini çoğunlukla gayrı-resmi yollardan ithalat vasıtasıyla ikame etme yoluna gitmiştir. Bu enerji kaybı ağırlıkla İran’dan ve YPG gibi örgütlerden aktörlerden karşılanmıştır. Resmi yollardan yapılan enerji ithalatına dair veri bulunmazken, gayrı-resmi verilere göre, İran’dan yapılan bu ithalat günlük ekim ayında 100 bin varili geçerken, Ağustos ve Eylül aylarında ortalama 47 bin varil civarında gerçekleşmiştir. Rejim hem günlük ekonomisinde, hem de tank ve jet yakıtı olarak savaş ekonomisinde bu ham petrollerden yararlanmış ve halen daha yararlanmaktadır. Bunlara ek olarak, rejim ile YPG arasında daha önce yapılan Haseke petrolleri üzerine ortaklık anlaşması da rejimin devlet-dışı aktörlerden yaptığı ikameyi göstermektedir.

Özetle, Suriyelilerin kendi öz kaynakları ile yeniden inşa sürecinin içine girmeleri terör örgütünün inisiyatifine terk edilmiş durumdadır.  Bu bilgiler ışığında iç savaşın başlangıcından bugüne, enerji ve su kaynakları bağlamında rejimin ahvalinin iyi olmadığını ve yakın gelecekte ise, ülkenin kalkınmasında, gelişmesinde ve hatta varolmasında mihenk taşı olabilecek ve YPG’nin kontrolü altında olan bu enerji kaynaklarının statüsünün değişmesinin önemli olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, bahse konu geniş enerji kaynakları ve bu kaynaklar muvacehesinde elde edilen yüksek meblalar, terör örgütü inisiyatifinden alınmadığı müddetçe, Suriye’de kalıcı barışın tahsis edilmesi, ülkenin kalkınması ve aynı zamanda bölgede güvenliğin sağlanması mümkün görünmemektedir.