Yeni nesil savunma sistemleri: Hipersonik füzeler

Uçaklar üretildiği tarihten bu yana savaşlarda oldukça sık kullanıldı. O tarihten bu yana havacılık teknolojisi çok hızlı ve büyük sıçramalar kaydetti. Bu sıçrama çift silindirli motorlardan, 12 silindirli piston motorlara, ilkel tepkili motorlardan, turbojet motorlara ve günümüzde savaş uçağı teknolojisinin zirvesi supercruise özellikli turbofan jet motorlarına kadar devam etti. Bu süreçte havacılık teknolojisi ile birlikte ilerleyen roket motoru teknolojisi de şaşırtıcı mesafeler kat etti.

Yeni nesil savunma sistemleri: Hipersonik füzeler

Geleneksel savunma sistemleri, gelişen savaş teknolojisiyle birlikte, son zamanlarda önemi giderek artan hipersonik füzeler karşısında yetersiz kalmaktadır. Hipersonik bir füzeyi yakalayabilecek veya etkisiz hale getirebilecek füze savunma sistemi günümüzde bulunmamaktadır. Yeni nesil füzeler, savunma sistemleri karşısında büyük bir üstünlük sağlamaktadır ve durdurulamamaktadır. Bu sebeple ülkeler, hipersonik füze çalışmalarına oldukça önem vermektedir.

Geçmişten günümüze hipersonik füzeler

Küresel düzen, büyük deniz savaşları sonrasında şekillendi. Neticede denizdeki mücadele karadaki sonucu etkiler. Günümüzdeki düzen, ilk olarak Atlantik Cephesinde Normandiya’ya denizden yapılan amfibi kampanya ile şekillendi. Sonrasında ise İkinci Dünya Savaşında, Pasifik cephesindeki son büyük deniz savaşı olan Leyte Körfezi Deniz Savaşı ile şekillendi. Soğuk savaş dönemi ve sonrası küresel kaderi belirleyecek büyüklükte bir deniz savaşı görülmedi. Bunun ana nedenini ise Amerikan deniz gücünün tartışmasız üstünlüğü ve büyüklüğüydü. Dahası, bu büyük ateş ve manevra gücüne nükleer ve termonükleer yetenek de eklenmişti. Bununla birlikte, artık Amerikan uçak gemileri ve nükleer denizaltıları mavi gezegenin her yerinde stratejik ve konvansiyonel caydırıcılığı sağlayabilecekti. Hatta ABD başkanlarının iradesini on binlerce kilometre öteye taşıyacak ölüm makinelerine dönüşmüştü. 

 Uçak gemilerinin caydırıcı gücü

ABD Donanması 1945 yılı ve sonrası okyanuslara kayıtsız şartsız hakim olabilmişti ve bir rakibi bulunmuyordu. Karşısında ilk olarak 1950’li yıllardan itibaren nükleer Sovyet Donanmasını gördü. Stratejik nükleer alandaki eşitliği neredeyse kafa kafaya olan iki güç, konvansiyonel alanda aynı eşitliği yakalayamadı. ABD, gerek coğrafi konumu ve üsler zinciri; gerekse donanma gücü kapasitesi ile üstünlük sağladığından, konvansiyonel alanda Sovyet Donanmasının neredeyse ana üslerine yakın sulara kadar girme ve rakibini test etme denemelerini başarabilmiştir. Soğuk savaş ABD deniz kuvvetleri gücünün mutlak egemenliği ile sonuçlanmıştır.

Yeni dönem hipersonik füzeler

Bu güç, 1991 sonrası Tomahawk silahının deniz platformlarında yer edinmesiyle birlikte yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Nükleer caydırıcılıktan sonra denizdeki üstün ateş gücü ile çok uzak alanlardan sağlanan konvansiyonel caydırıcılık, karadaki olayları şekillendirdi. Artık Amerikan Başkanları ‘bölgede uçak gemimiz var mı’ sorusu yerine, ‘bölgede kaç Tomahawk platformumuz var’ demeye başladı. Bu silah ve yeni güç, hakimiyetini kaybetmiş yeni Amerika Yüzyılı olarak adlandırılan dönemde Afganistan’ın Tora Bora Dağlarından Irak şehirlerine, Libya’nın çöllerinden Suriye’nin içlerine kadar geniş bir alanda acımasızca kullanıldı.

Dengeler değişiyor

2020’lere rota verdiğimiz şu günlerde artık durum değişiyor. Günümüzde karşı karşıya kaldığımız yeni jeopolitik, ekonomik ve teknolojik konjonktür, özellikle Rusya ve Çin Deniz Kuvvetlerinin yükselişi ile birlikte ABD deniz gücünün mutlak hakimiyetini ortadan kaldırmıştır. Bu durumun teknolojik seviyede üç durumu var. Birincisi, Çin’in hipersonik füze teknolojilerinde sağladığı açık ara üstünlük. İkincisi, Rusların kalibr tipi Rus Tomahawkları denilebilecek gezginci füzelerin yarattığı teknolojik baskın. Üçüncüsü, denizaltı dünyasında henüz akustik enerji yerine geçebilecek yeni bir tespit ve teşhis aracının bulunamaması ve sualtının, geçmiş dünya savaşlarında görüldüğü üzere, her seviyede stratejik üstünlüğü koruyor olması.

Çin’in gücü: Df 17 füzesi

21.Yüzyılın şüphesiz en önemli silahı hipersonik füzelerdir. Çin’e ait DF 17 füzeleri de bunların başında geliyor. Çin, 2017 yılında yaptığı başarılı deneme sonucu, DF 17 sisteminin 2020 yılında hizmete gireceğini ilan etmişti. Bu gelişmeler ABD donanmasında çok pahalı uçak gemisi yerine daha ucuz ve daha az stratejik kayıp oluşturacak platformların kullanılması tartışmalarını çoktan başlattı. Bu füzelerin en önemli özelliği balistik füze teknolojisi ile fırlatılmasıdır. Zamanı geldiğinde ana füzeden ayrılan ve süzülerek hedefe kitlenen DF 17’nin sekiz imha füzesinin en yavaşı 5 mach (ses hızının beş katı) yani saniyede 1 deniz mili hıza erişiyor.

Sesten 27 kat daha hızlı

Rusların geliştirdiği Avangard hipersonik füze sisteminin 27 mach (32 bin km'den fazla) sürate eriştiği de açık kaynaklarda yer alıyor. Avangard’ı diğer sistemlerden ayıran temel özellik ‘bir saniye sonra nerede olacağının öngörülememesi’ olarak niteleyen Rusya Başbakan Yardımcısı Yuriy Borisov, ‘’Bu stratejik silah, hem dikey hem de yatay yönde hareket edebiliyor. Sistemi diğerlerinden ayıran bu özellik, füze savunma sistemlerini etkisiz kılıyor'' dedi. Bu durum 2 bin 500 kilometre menzili olan DF 17 veya diğer hipersonik balistik/gezginci füzelerin menzili içinde özellikle Amerikan uçak gemisi gruplarının hareket etme serbestisini ortadan kaldırıyor. Halbuki Amerikan deniz gücünün temeli, uçak gemisi darbe gruplarına dayanıyordu. 

Kanatlı planör parçasıyla yapılan silahın ayırt edici özelliği ise atmosfer ve kıtalararası menzilde Mach 20’nin üzerindeki hipersonik hızlarda uçabilmesidir. Bu sistemlerin yana doğru ve dikey manevralar yapabildiğine dikkat çeken Vladimir Putin ise, "Bu sayede tüm hava ve füze savunma sistemlerine karşı yenilmez oluyorlar. Kompozit manevraların kullanımı uzun güdümlü uçuşlara izin veriyor ve kanatlı planör parçası plazma formunda. Bir meteor gibi, ateş topu gibi gidiyor ve yüzey sıcaklığı 1600-2000 dereceyi bulabiliyor" açıklamasında bulundu.

Yepyeni bir döneme giriyoruz

Hipersonik füzelerle ilgili yaşanan gelişmeler, ABD donanmasında çok pahalı uçak gemisi yerine daha ucuz ve daha az stratejik kayıp oluşturacak platformların kullanılması tartışmalarını beraberinde getirdi. Artık büyük deniz savaşları için donanmaların belirli coğrafi bölgelerde karşı karşıya gelme dönemi kapandı ve silah menzilleri tüm dünya okyanuslarını angajman cephesi haline getirdi.