Yeni İpek Yolu projesi ve küresel güç dengesi

Çin’in 1980’lerden sonra olağanüstü büyüyerek modernleşmesi, zayıf görünümlü bir ülkenin küresel güce dönüşmesi sürecini doğurmuştur. 2013 yılında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ‘Kuşak ve Yol Girişimi’ projesiyle Yeni İpek Yolu’nun yeni bir küresel düzen getireceği konusu gündeme gelmiştir.

Yeni İpek Yolu projesi ve küresel güç dengesi

Çin Halk Cumhuriyeti, dünyanın en fazla nüfusa sahip ülkesi olmasının yanında ABD ile dünyanın en büyük ekonomisi olma yarışına girmiş bir ülke konumundadır. Neredeyse ticaret yaptığı tüm ülkelere karşı dış ticaret fazlası vermesinin yanında, 1990’lardan bu yana devamlı olarak yüzde 10 civarında büyüme yakalamıştır. ‘Ekonomik kalkınmanın devamı ve güçlü siyaset yapabilmek için güçlü ekonomiye sahip olmak gerekir’ fikrine kendini adayan Çin için, ucuz ve elde edilebilir enerji kaynaklarına ulaşmak önem arz eden bir konudur.

Bölgesinde etkisini artıran Çin, Orta Asya ülkeleri için yeni bir umudun doğmasına neden olmuştur. Orta Asya- Çin doğal gaz boru hattı, Orta Asya’daki enerji kaynakları için yeni pazar oluşmasına neden olmuştur. Kazakistan-Çin petrol boru hattı da Çin’in güvenliği için büyük önem taşımaktadır ancak Orta Asya’da Rusya’dan bağımsız olarak güçlü politikalar yürütmek zordur. Afganistan, Pakistan gibi ülkeler siyasal ve ekonomik istikrarsızlıklarla boğuşurken, diğer bölge ülkeleri de Çin ve Rusya gibi büyük güçler arasında sıkışmıştır. Bu durum nedeniyle Orta Asya ülkeleri uluslararası ticarette ve kaynakların dışa dağıtımında Rusya’ya bağımlı haldedir. SSCB dağılmasına rağmen, Rusya’nın Orta Asya ülkelerini etki alanı olarak görmeye devam etmesi nedeniyle Rusya tesiri bölgede sürmektedir. Bölgenin kaybedilmesi, enerji alanında ülkeye büyük kayıplar verdirerek ekonomide kayıplara yol açacaktır.

Yeni İpek Yolu girişimiyle Çin modernleşmesini ve gelişimini tamamlayacak, tek kutupluluktan çok kutupluluğa geçişi kolaylaştıracak ve ABD’yi dengeleyebilecek proje ortaya çıkmış olacaktır. Bu durum ABD ile rekabeti kızıştıracak ve küresel düzeyde sonuçların doğmasına neden olacaktır.

Çin, Devlet Başkanı olan Xi Jinping’in iktidara gelmesinden altı ay sonra yeni İpek Yolu projesi başlatacaklarını duyurmuştur. Bu proje ile, altyapı ve ticareti arttırarak güzergah üzerindeki ülkeler arasında küresel bir ağ kurma girişimi niteliği taşıması amaçlanmıştır. Olası girişim sonrasında ekonomik, siyasi, kültürel yapıların değişeceği vizyonlar ortaya çıkmıştır ancak proje hak ettiği ilgi ve tepkiyi görememiştir. Bunun nedeni olarak, ABD’de 2008 krizi etkilerinin devam etmesi ve hegemon güç olarak projeyle en fazla ilgili olan ülke ABD’deki siyasal kutuplaşmanın üst düzeylere varmasının etkili olduğu açıktır. Almanya, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere, küresel güçlerin ekonomik ve siyasal olarak krizleri yönetemeyecek durumda olması, Çin’in önünü açan faktörler olmuştur.

Çin’in yükselişi

Çin, yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren, dünyada söz sahibi olabilecek önemli bir yükseliş göstermiştir. Zayıf görünümlü tarım ülkesinden sonra Çin, küresel bir üretim merkezine dönmüştür. 2013 yılına gelindiğinde Çin, ABD’yi geçmiş ve dünyanın en büyük emtia (altın, gümüş, petrol, doğal gaz, bakır, pamuk, mısır, buğday, şeker, kahve gibi malların tümü) ticareti yapan ülkesi olmuştur. Çin’in bu büyümesinin ardından birçok ülke ekonomik büyüme bakımından Çin pazarına bağlı hale gelmiştir.

Çin, yükselişini ‘barışçıl’ kılabilmek adına çaba göstermektedir. Bu çabanın doğrudan iki mantığı vardır. Birincisi Çin bir dünya gücüne dönüşmeyi amaçlamaktadır. İkincisi de Çin herhangi bir büyük savaşa ya da diğer büyük güçler ile uzun süreli soğuk savaş karşıtlığına girmeden barışçıl yükselişini sürdürmek istemektedir.

Yeni İpek Yolu girişiminin hedefleri

M.Ö. 2. yüzyıl ile M.S. 14. yüzyıl sonu arasında İpek Yolu, içinden geçtiği birçok imparatorluğun ve hanedanın zenginleşmesine neden olmuştur. Yapılan ticaretler sonrası insanlar, binlerce kilometre uzaklıktaki mallara, fikirlere ve teknolojilere ulaşmışlardır. İpek Yolu, doğu ve batı arasındaki ekonomik ve kültürel alışverişi kolaylaştırsa da ağırlıklı olarak Çin mallarının taşınması odaklıydı. Günümüzde Çin, bu koridoru yeniden canlandırma girişimiyle dünya nüfusunun yüzde 60’ından fazlasını, küresel GSYİH’nın yüzde 30’unu ve bir trilyondan fazla bir maliyeti karşılayacak girişimi başlatmıştır.

Yeni İpek Yolu girişimi; altyapı projelerine ve e-ticarete yönelik projelere vurgu yapmaktadır. Çin, Yeni İpek Yolu’nu da yatırımları desteklemek için Aralık 2014 tarihinde 40 milyar dolar değerinde İpek Yolu Fonu’nu ve 100 milyar dolarlık Asya Altyapı Yatırım Bankası’nı kurmuştur.

İpek Yolu girişimi, 1949 yılında kurulan Çin’in şimdiye kadarki en iddialı dış politika programı sayılabilir. Proje sadece Avrasya topraklarını kapsamamakta, Kuzey, Kuzeydoğu ve Güney Afrika, Okyanusya ve Latin Amerika’yı da kapsamaktadır. Buna göre Yeni İpek Yolu; Çin’i Batı Asya’ya daha sonra Orta Asya’ya ve Avrupa’ya bağlamaktadır. Deniz temelli 21. yüzyıl Deniz İpek Yolu ise; Güney Pasifik bölgesini, Güney Çin Denizi’ni ve Hint Okyanusunu da kapsamaktadır.

Yeni İpek Yolu girişimi, Çin’in dünya ekonomisine entegrasyonunu teşvik etme amacı taşımaktadır. Daha açık tanımlamak gerekirse bu girişim; politika koordinasyonunun desteklenmesi, uzak yerler arasında daha iyi bağlantıların kurulması, engelsiz ticaret, daha entegre finansal piyasalar ve insandan insana bağlantıların oluşturulmasını içeren beş ana hedefi içermektedir. Girişim sadece ekonomik kalkınmayı değil, aynı zamanda Çin’i dünya sahnesinin merkezine yükseltmek için büyük bir adım olarak görülmektedir.

Küresel denge oluşturabilir mi?

Yeni girişim, sadece eski bölge ülkelerini değil, kıtaları hatta bütün dünyayı kapsayacak şekilde tasarlanmıştır. Bu nedenle bazı araştırmacılara göre; yeni bir uluslararası girişim olarak Yeni İpek Yolu girişimi yeni bir küresel düzen gerektirmektedir. Çin, güzergahtaki ülkelerin katılımını istemektedir ve 21. Deniz İpek Yolu üzerinde 32 ülke yer almaktadır. Bu ülkeler yaklaşık 4 milyar nüfusa sahiptir ve büyük potansiyeli olan, son yıllarda hızlı ekonomik büyüme gösteren yerlerdir. Bu bağlamda; 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu’nun bölgesel ve küresel ekonomik büyümenin önemli bir itici gücünün olacağına inanılmaktadır.

Çin’in projesinin vizyonu, yeni ekonomik gelişme yönleri bulmaya çalışan aynı zamanda ABD’nin baskısına karşı bir önlem olarak görülebilir. Bu stratejik odak değişimi de, Asya-Pasifik’in yeniden dengelenmesine karşı bir denge arayışı olarak görülebilir. Çin bu amaçlarla ABD hegemonyasının ürünleri olan Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu gibi kurumlara; Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB), İpek Yolu Fonu gibi kurumlarla paralel bir yapı oluşturmaya çalışmaktadır. Çin, öne sürdüğü bu projeyle, ABD’yi dengeleme ve geçme rüyasını gerçekleştirmede önemli rol oynayacağının farkındadır ve 2050’ye kadar dünyanın en büyük ekonomisi haline gelmeyi beklemektedir.

1990’ların başında Sovyetlerin çöküşü ABD’nin küresel anlamda güç kazanmasına neden olsa da, hızla yükselen güç olan Çin tarafından güç dengesi ortamı oluşturulmuştur. Avrupa ülkeleri, kendi sorunları ile uğraştıklarından dolayı lider olmak yerine lider ülkeyi takip etmeyi tercih etmektedir. Rusya, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra hala toparlanma süreci içindedir. Japonya, II. Dünya Savaşı yenilgisinin ardından durgun ekonomisiyle ABD ile ittifaka bağımlı duruma gelmiştir. ABD, uluslararası düzeni şekillendirmede önemli bir yere sahiptir ancak son yıllarda küresel sorunların çözümünde yetersiz kalması, iç politikadaki kutuplaşma ve yükselen milliyetçilik, ülke enerjisinin ülke içi politikaya odaklanması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda Çin’in parlayabilmesi muhtemel bir olasılık olarak görünmektedir ancak ABD’nin buna izin vermemek için çok çabalayacağına uzmanlar kesin gözüyle bakmaktadır.

Çin stratejistlerinden Yan Xuetong 19 Ocak 2019 tarihinde yazdığı makalede; Çin’in yükselişi ile ABD arasında bir dizi çıkar çatışması yaşanacağını ve bu geçişin kaos yaratıcı bir sorun olacağını ileri sürmektedir. 2019 Davos toplantısında George Soros, Çin ile ABD arasında yaşanan ticaret savaşlarının “sıcak bir çatışma”ya dönüşebileceği öngörüsünde bulunmuştur. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tam olarak bilinmese de küresel olarak sert bir mücadele yaşanacağı konusunda şüphe yoktur.