Koronavirüsü yenen ülkeler "dünyanın efendisi" mi olacak?

Çin'in Wuhan kentinden dünyaya yayılan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ekonomik dengeleri alt üst etmeye devam ederken, dünyanın süper güçlerini de yeniden şekillendiriyor. Yeni bir dünya düzeninin kapısını aralayan koronavirüs, neo-liberal politikaları bir bir alt ederken, merkez bankaları ve kredi derecelendirme kuruluşlarından açıklamalar peş peşe geliyor. Koronavirüsün yayılması kontrol altına alındığında dünya nasıl şekillenecek? Yeni dünya düzeni neler getirecek? Ulus devletler çöküyor mu?

Çin’den dünyaya yayılan ve 100’den fazla ülkeyi etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Covid-19) ile mücadele sürerken, ülkelerin ekonomik göstergeleri de virüsten en fazla etkilenen faktörlerden oldu.

Çin başta olmak üzere, İran, İtalya, Güney Kore ve son olarak ABD’yi etkisi altına alan virüs için aşı ve yayılmasını önleme çalışmaları da son hızda devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta ABD piyasalarında sert düşüşe neden olmasından dolayı FED’in müdahalesi ile yeniden normalleşme sürecine giren piyasalarda, virüsün görüldüğü diğer ülkelerde dalgalı seyir devam ediyor.  

Son olarak Avro bölgesine ilişkin açıklama yapan Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard Poor's (S&P), Avro bölgesi ekonomisine etkisine ilişkin, "Avronun düzensiz değer kazanımı Covid-19'dan daha uzun süreli ekonomik zarar verebilir" başlıklı bir rapor yayımladı. Koronavirüs (Covid-19) salgınının yayılmasını geciktirme aşamasının ve kontrol altına almaya yönelik önlemlerin avro bölgesi ekonomisini bu yılın ilk yarısında teknik bir resesyona sürükleyebileceği notu düşülen rapor, Avronun düzensiz bir şekilde değer kazanmasının kalıcı olması durumunda 2021'de büyümeye en büyük tehdit haline gelebileceğine dikkat çekti.

S&P raporunda, avro ve ABD faiz oranları arasında daralan farkın avro üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturduğunun altını çizerken, Avrupa'ya büyük bir para akışı olmazsa bu durumun önümüzdeki aylarda Atlantik boyunca dalgalı sermaye akışına neden olabileceği belirtti.

S&P Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Başekonomisti Sylvain Broyer, raporu yorumlayarak, “yükselen hisse senedi piyasaları ve petrol fiyatlarındaki keskin dalgalanmaların Avrupa ekonomisi için gittikçe artan "fırtına tablosu"na katkı sunar” dedi.

BREXİT SÜRECİ VE KORONAVİRÜS

Avrupa Birliği’ne dahil olduğu 1973 yılından Brexit sürecine kadar geçen sürede birliğe toplam 215 milyar sterlin ödeyen Birleşik Krallık, 2020 başında 2016 yılından bu yana devam eden görüşmeleri tamamlayarak AB’den ayrılmıştı.

Önemli bir gelir kaynağını kaybeden Avrupa Birliği, ekonomik dengeleri yeniden düzenleyebilmek adına çalışmalarını yürütürken, İtalya başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde görülen ve ölümlere neden olan yeni tip koronavirüs (Covid-19), ülkeleri hayalet şehirlere dönüştürdü.

Çin’de gelen ara ürünleri de alamayan üreticiler, Pazar arayışlarını sürdürürken bir yandan da kendi ülkelerinde üretimi devam ettirebilmenin yollarını aramaya devam ediyor.

Avrupa’nın kaybı henüz tam netleşmezken, ikinci çeyrekte beklenen teknik resesyon, Almanya’nın geçtiğimiz yıl resesyonun eşiğinden dönmesi, İtalya, Bulgaristan vb. ülkelerin üretime katkı sunamaması, Fransa’nın grevlerle yıpranması ve son olarak Yunanistan’ın göçmen politikaları nedeniyle hayli gerçekçi görünüyor.

ULUS DEVLET, MİLLİYETÇİLİK ve EKONOMİK ÇÖKÜŞ

Son üç yüz yılda, otoriter rejimlerden merkezi de devletlere evrilen yönetim biçimleri, ekonomik dönüşüm ve piyasalarını da beraberinde getirdi.

Batı Avrupa’da doğan ulus devlet anlayışı küresel, toplumsal dönüşümleri;  ekonomik temelli, inşacı, sosyo-kültürel ve askeri temelli olmak üzere dört ana temel üzerine oturttu.

Ulus devletin yükselişi on dokuzuncu yüz yıldan itibaren milliyetçi akımları de destekleyerek büyümesine devam ederken yirminci ve yirmi birinci yüzyılda milliyetçilik, ulus devletin ‘ana omurgası’ olarak anılmaya başlandı.

Bu dönüşüm dinamikleri aynı zamanda 2000’li yıllardan itibaren yine Avrupa’da aşırı sağın yükselişinin de zeminini hazırladı.

Newton ile başladığı kabul edilen bilimsel devrim modern ulus devletleri sanayi devrimi ve teknoloji çağı ile buluştururken, 1950’lerden itibaren kavramsallıktan çıkarak uygulanmaya başlayan neo-liberalizm, para politikalarının, savaşların, hastalıkların, petrolün vb. daha birçok iktidar mücadelesinin meşalesini taşıdı.

Bugün gelinen noktada küresel dünya bağlantılarını atmaya çalışırken bunun ilk olmasa da en ses getiren örneği Brexit süreci oldu.

Toplumların yerelliklerinden ve kan bağlarından koparak ulusal pazar çerçevesinde toplanması, ‘kelebek etkisi’nin gücünü artırdı. 1921 Ekonomik Buhranı bunun ilk örneği sayılabilir.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ise ekonomik yaptırımlar dünya piyasalarına verdiği yönü ABD lehine değiştirmiş olsa da, bugün Çin’de ortaya çıkarak dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Covid-19) küresel krizin önünde hiçbir ‘süper güç’ün duramayacağını göstermesi bakımından önemlidir.

Merkez Bankaları’nın müdahaleleri Covid-19’un getirdiği ekonomik yükümlülüğün ağırlığını gösterirken, başta ABD olmak üzere Avrupa’lı devletlerin ekonomik göstergelerinin de dünya gerçeği ile örtüşmediği ortaya çıktı.

İran ve İtalya’nın IMF’den destek istemesi, FED’in müdahalesi, Çin Merkez Bankası’nın piyasaya para saçması, AB’nin ve DSÖ’nün açıklamaları, yeni dünya düzeninde paranın yalnızca el değil bölge değiştireceğinin de en önemli göstergesi.

2020 yılından 2022’ye kadar olan süreçte değişmesi öngörülen ekonomik dengelerin Asya lehine olması da en kuvvetli ihtimal.

Rusya’nın bu krizden çıkışı ve sürecin sonunda Çin ile yapacağı iş birliği, yeni dünyanın anahtarı olmaya aday.