ÇKP için en büyük tehdidi: Xi Jinping

Çin’in iktidar partisi Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) lideri Xi Jinping, son dönemde attığı otoriter adımlarla dikkat çekiyor. Ülke yönetimini tamamen kontrolü altına alan Xi, partinin önüne geçtiği şeklinde eleştiriliyor.

Xi Jinping, Ocak 2013'te Çin'in iktidar partisinin başına geçtikten aylar sonra ülkenin önde gelen politikacılarını toplayarak, onlara Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin neden çöktüğünü sordu. Ardından kendi cevaplayarak, "Sovyet tarihini, Sovyet Komünist Partisi'nin tarihini tamamen inkar etti, Lenin'i inkar etti, Stalin'i reddetti. Parti örgütlerinin neredeyse hiçbir etkisi olmadı ve ordu da etkin değildi" ifadelerini kullandı.

Ancak aradan dokuz yıl geçmesinin ardından söz konusu ifadelerin Çin Komünist Partisi (ÇKP) için de geçerli olup olmadığı tartışılmaya başladı.

ÇKP’yi Çin’deki yaşamın merkezine koyan Xi, kurucu Mao Zedong düşüncesini ön plana çıkardı ve parti hücrelerini yeniden canlandırdı. Öte yandan, 2015 yılından bu yana askeri reform ve modernizasyon programı başlattı. Ancak bunları yaparken, kendi gücünü garantiye almak için de büyük çaba sarf etti.

ÇKP’NİN EN BÜYÜK TEHDİDİ XI JINPING

Xi Jinping, 1982’de Çin’de diktatörlüğü önlemek için getirilen iki dönem kuralını kaldırdı. Son yıllarda ise herhangi bir ÇKP liderinden çok daha fazla unvan alarak gücü kendi elinde topladı. Ardından da kendi adını taşıyan ideolojinin parti anayasasında yer almasını sağladı.

Çin uzmanları, Xi’nin ÇKP’yi yeniden canlandırmaya çalışırken partiyle bütünleşmesinin en büyük tehdidi yarattığı konusunda uyarıda bulundu.

ÇKP yetkililerinin eğitim gördüğü okullarda profesörlük yapmış olan ve şu anda yurtdışında yaşayan Cai Xia, Xi’nin kendi iktidarını yoğunlaştırarak “partiyi bir örgüt olarak öldürdüğünü” söyledi. Ayrıca partinin 95 milyon üyesinin “Xi’nin iradesinin köleleri” olduğunu ifade etti.

Xi göreve geldiğinde Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmış, 2008 Pekin Olimpiyatları’nı düzenlemiş ve dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olarak Japonya’yı geride bırakmış bir ülke olarak dışarıdan oldukça güçlü görünüyordu.

Ancak içeride ise parti içi liderliğin zayıf olduğu, iç çatışmaların yaşandığı, yolsuzluğun yaygınlaştığı ve disiplinin gevşediği bir yönetim vardı. Cai Xia, "Xi, parti içindeki gücün parçalanması karşısında iktidara geldi" diyerek dönemi yorumladı.

TEK ADAM YÖNETİMİ

İçerideki sorunları çözmek isteyen Xi ise basit ve radikal bir şekilde tek adam yönetimine dönmeyi tercih etti.

Göreve geldikten kısa bir süre sonra Xi, yalnızca yozlaşmış yetkilileri değil, aynı zamanda siyasi düşmanlarını da hedef alan kapsamlı bir yolsuzlukla mücadele politikası başlattı. Dokuz yıldan kısa bir sürede 392 üst düzey yetkili ve milyonlarca kişi hakkında soruşturma açıldı. Geride kalanlara ise hayatlarına devam edebilmek için Xi ve ÇKP’ye tam bir sadakat göstermeleri gerektiği mesajı verildi.

Xi, gücü kendi elinde daha da yoğunlaştırmak için askeri reform, siber güvenlik, finans ve dış politika dahil olmak üzere önemli alanları denetlemek için "merkezi lider gruplar" kurdu. Medyada çıkan haberlere göre, Xi kişisel olarak bunlardan en az yedisine başkanlık ediyor ve ona karşı sadık olan isimlerin birçoğu bu gruplarda önemli pozisyonlara sahip.

Bu gruplar sadece politika kararları almakla kalmadı, aynı zamanda uygulanmasını da koordine etmeye başladı. Pratikte bu gruplar, parti ve hükümetin faaliyet gösterdiği diğer mekanizmaların yerini aldı.

2015 yılında iç muhalefeti susturan Xi yönetimi, “parti merkezinin karar ve politikalarına yönelik temelsiz eleştirileri" de yasakladı.

XI’DEN SONRA KİM GELECEK?

Xi'nin elinde bu kadar çok güç toplamasının sonucunda ortaya çıkan bir sorun da halefinin çıkabilmesi için neredeyse hiç alan bırakmaması. Analistler, Xi'nin partinin uzun ömürlü olmasını sağlamak için Mao'nun ölümünden sonra uygulamaya konan veraset sistemini neredeyse tamamen ortadan kaldırdığını belirtti.

2018 yılında ülkenin başkanlığındaki tüm dönem sınırları kaldırıldı. Böylece Xi’nin ömür boyu ülkenin başında bulunabilmesinin önü açıldı. Xi’nin sahip olduğu ÇKP Genel Sekreteri ve Merkezi Askeri Komisyon Başkanı unvanları da aynı şekilde dönem sınırlamalarına tabi değil.

69 yaşındaki Başbakan Yardımcısı Liu He ve 73 yaşındaki Başkan Yardımcısı Wang Qishan da dahil olmak üzere, Xi'nin önemli pozisyonlarına getirdiği liderlerden bazıları da onun yerini almak için çok yaşlı.

Analistler, Xi’nin ortaya koyduğu bu durumun yönetimdeki kırılganlığı artırdığını ve ilerleyen süreçte daha büyük problemlere yol açabileceğini öngörüyor.

ULUSLARARASI İZOLASYON

Xi'nin politikaları partiyi sadece içeride zayıflatmıyor, aynı zamanda uluslararası alandaki duruşundan da taviz veriyor. Çin’in bölgedeki ülkelerin yanı sıra, dünyadaki pek çok ülke ile problemli ilişkiler içinde olması huzursuzluğa yol açıyor.

Dünyanın genelinde yapılan son anketler, Çin'in itibarının son yılların en düşük noktasında olduğunu gösterdi. Ekim 2020'de yayınlanan bir anket, Çin'e yönelik olumsuz tutumların, kısmen Covid-19 pandemisini ele alması nedeniyle son birkaç yılda birden fazla Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika ülkesinde arttığını ortaya koydu.

Haziran ayındaki G7 toplantısına katılan ülkeler, Çin'i son yıllarda görülmemiş bir şekilde kınadı. Avrupa Birliği ile Çin arasındaki yatırım anlaşması, Pekin'in AB yetkililerine uyguladığı yaptırımların ardından risk altında görülüyor. Avustralya, Pekin'in Covid-19 pandemisini ele alış biçimine ilişkin soruşturma çağrısında bulunuyor. Hindistan ise güvenlik endişeleri nedeniyle Çin uygulamalarını yasaklayarak, ülke sınırına asker konuşlandırıyor.

Xi Jinping destekçileri, olası bir halefin iktidara gelmesi ile ülkede istikrarsızlığın artacağını düşünüyor. Analistler ise Xi’nin 1980'lerde ve 90'larda eski lider Deng'e benzer bir şekilde, görevlerin bir kısmını halefine devrederek sembolik olarak yönetimde kalmayı tercih edebileceğini söylüyor.

Yavaşlayan ekonomik büyüme, düşen doğum oranları, uluslararası ilişkilerdeki krizler ve ABD ile stratejik rekabet gibi Çin’in karşı karşıya olduğu sorunların ciddiyeti giderek artıyor. Diğer taraftan tüm gücü elinde tutan Xi Jinping’in yaptığı hatalar, Çinli liderin kendi kendini yok ettiği ve geri dönüşü olmayan bir yola sürüklenmesine neden oluyor.