Venezuela krizinin gölgesinde ALBA'nın geleceği

ABD'nin müdahalesiyle daha da alevlenen Venezuela krizinde, Latin Amerikalı bazı ülkelerin oluşturduğu ALBA ittifakı Washington yönetimine sert tepki gösteriyor. Venezuela'nın da kurucuları arasından bulunduğu ittifakın, ABD öncülüğündeki girişimin başarılı olması durumunda nasıl bir sonuçla karşılacağı merak ediliyor.

Venezuela'da patlak veren ekonomik kriz siyasi alanda da etkisini artırarak ülkedeki durumun giderek kötüleşmesine neden oldu. Mayıs 2018'de yapılan devlet başkanlığı seçim süreci ve sonrası şiddetlenen tartışmalar, Devlet Başkanı Nicolas Maduro aleyhinde gerçekleştirilen kitlesel protestoları tetikledi. Gelişmeleri takiben Ocak 2019'da Venezuela Ulusal Meclis Başkanı Juan Guiado, kendini geçici devlet başkanı ilan ederken, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve birçok ülke tepki çeken bir karara imza atarak Guiado'nun başkanlığını tanıdı. Olayların başından bu yana Caracas hükümetine karşı tavır takınan Washington, muhalif siyasetçilere yönelik desteğini gizlemezken, ABD'nin söz konusu karar sonrası ülkedeki yönetim karşıtlarını silahlandırmaya çalıştığı öne sürülmüştü. Tüm bu yaşananlar, tepkilerin beraberinde ABD'nin Venezuela'ya vali atamaya kalkıştığı yönünde eleştirilere sebep oldu. Bununla birlikte kısa adıyla ALBA olarak bilinen Latin Amerika İçin Bolivarcı İttifak üyesi ülkeler Washington yönetimini sert bir dille eleştirirken, ABD'nin talepleri doğrultusunda hareket eden diğer Latin Amerika ülkeleri, tüm kıtanın tehdit altında olduğu yönünde uyarılıyor. Yanı sıra ALBA'nın geleceği de merak uyandıran konuların başında geliyor.

LATİN AMERİKA İÇİN BOLİVARCI İTTİFAK

Latin Amerika İçin Bolivarcı İttifak ya da bir diğer adıyla Latin Amerika İçin Bolivarcı Alternatif olarak bilinen oluşum, eski Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez ve eski Küba Lideri Fidel Castro tarafından 2004 yılında kuruldu. Merkezi Venezuela'nın başkenti Caracas'ta bulunan ittifak, Venezuelalı efsane lider Simon Bolivar'ın düşünceleri doğrultusunda şekillenen Bolivarcılık akımı ile birlikte anti-emperyalist hassasiyetleri ilke edinen bir ortak pazar kurulmasını hedefledi. ABD'nin Latin Amerika'yı sınırsızca sömürme çabası olarak nitelendirilen Serbest Ticaret Anlaşması'na tepki olarak doğan hareket, üye ülkeler arasında ikili ticaretin para yerine mal ve hizmet takası ile yapılabilmesine olanak tanıyarak ambargo uygulanan Küba ekonomisine büyük destek sağladı. İttifak, 2006 yılında Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales, Castro ve Chavez arasında yapılan Havana Görüşmeleri sonrası daha kurumsal bir yapı kazandı. Venezuela ve Küba'nın kurucusu olduğu ittifaka, Havana Görüşmeleri'nin ardından 2006 senesinde Bolivya, bu ülkeyi takiben de 2007 yılında Nikaragua katıldı. 2009'da Rafael Correa döneminde ittifaka dahil olan Ekvador, Correa dönemi sonrası 2018'de ALBA'dan ayrıldı. Ayrıca başlarda adı Latin Amerika İçin Bolivarcı Alternatif olan topluluğun adı 2009 yılında İttifak olarak değiştirildi. Manuel Zelaya önderliğinde ittifaka katılan Honduras ise, ülkedeki darbe sonrası 2010 yılında ALBA'dan çekildi. Yanı sıra Antigua ve Barbuda, Dominik, Grenada, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadines adalarının da ittifakla ilişkisi bulunuyor. Ayrıca İran, Suriye ve Haiti, ittifakta gözlemci sıfatıyla yer alıyor.

SİMON BOLİVAR KİMDİR?

Simon Bolivar, 1780'li yıllarda İspanyol İmparatorluğu sömürgesi altındaki Venezuela'da, aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Çocuk yaşta ailesini kaybeden Bolivar, ailesinden kalan mirasla askeri eğitimini tamamladı. Bu süreçte ünlü düşünür Simon Rodriguez'den eğitim aldı. İlerleyen dönemde devrimci düşünceleri şekillenirken, İspanya ve Fransa'yı ziyaret etti. Bu gezilerinde monarşi ve sömürgeciliğe karşı tutumu daha da hiddetlendi. 1810'da Venezuela'ya geri döndüğünde ailesinden kalan toprakların da bulunduğu bölgede yöneticilik yaptı. Daha sonra sömürgecilik karşıtı güçlerin başına geçen Bolivar, İspanyol yönetimini savunan kuvvetlerle savaştı ve Venezuela'nın bağımsızlığını ilan etti. Gelişmeleri takiben Britanya İmparatorluğu'na bir ziyaret gerçekleştiren Bolivar, Londra yönetiminden tarafsızlık sözü aldı. Geri döndüğünde Napolyon'un kardeşi Joseph'e bağlı güçlerle savaşarak Caracas'ı kurtardı. Caracas yeniden sömürgecilerin eline geçtiğinde Kolombiya'ya sürgün edildi. Burada da sömürge karşıtı güçleri organize eden Bolivar, daha sonra Jamaika'ya gitmek zorunda kaldı. Bolivar daha sonra Haiti'ye geçerek dönemin Haiti liderine verdiği köleliği kaldırmak yönündeki sözle birlikte büyük bir destek sağladı. Venezuela'daki sömürge güçlerine saldıran Bolivar, büyük mücadelesi neticesinde, 1821'de Venezuela, Ekvador, Kolombiya, Panama ve Peru'nun içerisinde bulunduğu Büyük Kolombiya olarak adlandırılan bölgeyi İspanyol sömürgeciliğinden kurtardı ve ilk başkanı oldu. Öncelikli olarak verdiği sözleri yerine getiren Bolivar, köleliği kaldırdı, yerlilerin tabi olduğu ağır vergilere son verdi, ülkesinin her alanda ilerlemesi için gayret gösterdi. Kurduğu bölgede Peru'nun kuzeyi, Bolivya olarak ayrılırken bu ülkenin anayasasını bizzat kendisi hazırladı. Yüzyılın en önemli siyasal belgelerinden biri olarak gösterilen bu anayasa, ne yazık ki uygulanamadı. Bolivar, hayalini kurduğu büyük Latin Amerika birliğini tam anlamıyla hayata geçiremezken 1827'de başlayan iç çatışmalar ile savaş Büyük Kolombiya'nın parçalanmasına sebep oldu. Verem hastalığına yakalanan Bolivar, 1830 yılının sonlarında Santa Marta'da hayatını kaybetti.

BOLİVARCILIK

Simon Bolivar'ın ölümü sonrası parçalanan Latin birliği hayali farklı dış güçlerin İspanyol sömürgeciliğinin yerini almasıyla şekil değiştirdi. 1958'e kadar darbe ve askeri yönetimlerin etkisinde kalan Venezuela, bu tarihten sonra demokratik bir sistem adı altında ABD'nin önemli müttefiklerinden biri haline geldi. İlerleyen dönemde ABD'nin desteklediği paramiliter güçler ve askeri yapılar, Güney Amerika ülkelerinde darbeler gerçekleştirerek Washington kontrolünde yeni hükümetler oluşturdu. ABD tarafından oluşturulan diktatörlüklere karşı gelenler ise acımasız bir şekilde işkence ve toplu kıyıma uğradı. 1990'lı yıllara gelindiğinde ABD'nin küreselleşme ideolojisi adı altında dayattığı emperyalist politikalar, Latin Amerika halklarında yoksulluğun artmasına ve ülkelerin borç batağına saplanmasına sebep oldu. Hatta geleceğin ekonomik gücü olarak görülen bazı ülkeler bu süreçte krize sürüklendi. Tüm bu gelişmeler neticesinde Bolivarizm ideolojisi yeniden doğdu. Venezuela Devlet Başkanı Chavez'in anti-emperyalist mücadelesi Venezuela ve çevre ülkeleri etki altına aldı. Venezuela'da petrolü millileştiren Chavez, toprak reformu başlattı, petrol gelirleri ile yoksullara eğitim ve sağlık hizmeti sundu, ABD'nin ideolojik hakimiyetine karşı Latin Amerika milletlerine yönelik yayın yapan televizyon ve radyo ağı ile bankacılık sistemi kurdu. ABD'nin dahil olduğu Latin Amerika ile ilgili anlaşmalardan çekildi ve yoksulları koruyan politikası ile tüm Latin Amerika'yı etkiledi. Bununla birlikte Chavez, dünya genelindeki haksızlıklara da tepki göstererek kıta dışındaki bölgelerin de desteğini kazandı. ABD desteğindeki darbe girişimine halkın desteğiyle karşı koydu. Venezuela'da yaşanan gelişmeler, Bolivarcılık anlayışına yakın farklı liderlerin diğer Latin Amerika ülkelerine iktidara gelmelerini sağladı. Kıtada önemli bir gelişim sağlandığı bu süreç, Chavez ve diğer etkili liderlerden bazılarının ölümlerinin ardından sona erdi. Bununla birlikte Bolivarcı liderlerin bir kısmı iktidarı kaybetti. Bölgede etkisini artıran Washington yönetimi, kendisine yakın yönetimler kurmaya çalışırken yeni sömürge planlarını devreye soktu.

ALBA'NIN GELECEĞİ

ABD'nin özellikle son dönemde Donald Trump yönetimi altında tüm dünyayı rahatsız saldırgan tavırları, Venezuela üzerinden Washington karşıtı Bolivarcı ülkeleri tehdit eder nitelikte. Venezuela'nın içinde bulunduğu durum, Küba'nın ABD etkisinde kısıtlanan hareket alanı ve ALBA'nın önemli temsilcilerinden Bolivya'nın giderek ABD destekçisi yönetimlerle çevrelenmesi ittifakın tamamiyle yok olmasına neden olabilir. Venezuela'daki krize ilişkin, ABD ve Washington yönetimine destek veren ülkeler ile Latin Amerikalı ülkelere tepki gösteren ALBA üyeleri, durumun yalnız kendileri için değil, tüm Latin Amerika için tehdit oluşturduğunu vurguluyor. Nitekim yaşananlar, geçmişte Simon Bolivar ve Hugo Chavez önderliğinde verilen anti-emperyalist mücadelenin önemini gözler önüne seriyor. Bolivarcı yönetimlerin yapılarından ziyade, demokrasi alanında kendiyle çelişen başka ülkelerin iç işlerine karışan bir Amerikan yapısının varlığı kafalarda soru işareti oluşturuyor. Aynı zamanda bu durum sadece diplomasi alanında değil, sahada da hükümet karşıtlarının silahlandırılması gibi faaliyetlerin ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor. ABD çevresinde yeni bir düzen alan Güney Amerika ülkelerini ulusal egemenlik ve bağımsızlık yönünden gelecekte neyin beklediği tam olarak bilinmese de, ALBA ve Bolivarcı hükümetler için sıkıntılı bir dönemin yaşanacağı aşikar.