Enerji kaynağı olarak uzay

İnsanoğlu yeraltında tükenmekte olan enerji kaynaklarının alternatifi olarak yenilenebilir kaynaklara yönelmenin yanı sıra bu ihtiyacı gidermek için uzayda da arayışlara başlamış durumda. Orta Doğu’da petrol savaşları, Afrika’da maden sömürüsü hala devam ederken, asteroitlerden maden çıkarma fikri de gittikçe önem kazanmaya başladı.

Dünya dışında madencilik arayışları geçmişte filmlerde işlenen bir konuyken, bugün birçok uluslararası maden şirketi uzaya açılmaya hazırlanıyor. Henüz bilim insanları tamamen altından oluşan asteroitlere ulaşabilmiş değil fakat hammadde açısından oldukça zengin oldukları tahmini, şirketlerin ilgisini bu konuya yönlendiriyor.

Özetle uzay madenciliği, asteroitlerden ve dünyaya çok yakın küçük gezegenlerden hammadde çıkarılmasının adıdır. Aynı zamanda bu işleme asteroit madenciliği de denilmektedir. Asteroitlerden mineral ve gazın yanında uzayda inşa edilecek yapılarda kullanılacak demir, nikel ve titanyum çıkarılması hedeflenmektedir.

Modern endüstrinin ana elementleri olan antimony, bakır, kalay, çinko, gümüş, kurşun ve altın gibi rezervlerin gelişmekte olan ülkelerin artan tüketimine paralel olarak 50 ila 60 yıl içerisinde dünyada tükeneceği tahmin edilmektedir. Buna karşılık olarak platinum ve kobalt gibi değerli elementlerin asteroitlerden çıkarılarak dünyaya gönderilebileceği düşünülmektedir.

Altın, kobalt, demir, manganez, nikel, osmiyum, paladyum, platin, uranyum, rodyum ve rutenyum gibi teknolojik ve ekonomik gelişimde önemli yer tutan ve yer kabuğuna çıkarılan elementler, dünyaya çarpan asteroit yağmurlarla gelmiş ve yer kabuğunun soğumasıyla oluşmuşlardır. 4 milyar yıl önce yer kabuğu erimeye başladığında çekim kuvvetiyle ağır siderofilik elementleri arzın merkezine doğru çekti ve böylece yer kabuğundaki değerli elemenler çok azaldı veya tükendi. Daha sonra asteroitlerin çarpmasıyla yer kabuğu tekrar metaller ile doldu.

Asteroitler güneş sisteminin oluşumunda arda kalan geçmişin birer aynaları olarak görülmektedir. Güneş sisteminin oluşumundan bu yana el değmeden kalmaları onları geçmişe ışık tutan harika bilimsel hazinelere dönüştürmektedir. Bu kayaların içerdikleri sadece dağarcığımızı genişletmekle kalmamakta, gelecekte hammadde olarak kullanabileceğimiz potansiyel madenleri de oluşturmaktadır.

Bu kayalar güneş sisteminde birçok farklı bölgeye dağılmış durumdadır. Asteroit kuşağı Mars ve Jupiter’in yörüngeleri arasında kalan asteroit yörüngelerinin en yoğun bulunduğu güneş sistemi bölgesidir ve güneş sisteminin oluşumundan kalan toz ve asteroitlerden oluşmaktadır. Bugüne kadar yaklaşık 600 bin’e yakın asteroid bu bölgede keşfedilmiştir.

Asteroit kuşağı bilinen asteroitlerin büyük bölümünü içerir. Boyutları 1 kilometreden büyük objelerin sayısının 1.1-1.9 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir.

TRUVALI ASTEROİTLER

Trojenler olarak bilinmektedirler. Gezegen ve uyduların yörüngelerine stabil Lagrange 4 ve 5 bölgelerinde bulunurlar. Bu bölgeler gezegenin bulunduğu konuma kıyasla 60 derece ileride veya geride aynı yörüngede bulunurlar.

DÜNYA'YA YAKIN ASTEROİTLER

Dünya ile kesişen veya yakın yörüngelere sahip olanlardır ve bunların yaklaşık 12 bin tanesi takip edilebilmektedir. Boyutları 1 kilometre üzerinde olanların %90’ının keşfedildiği tahmin edilmektedir.

Asteroitlerin birçok farklı tipi vardır fakat C tipi, S tipi ve M tipi kayalar olmak üzere 3 ana çeşidi ele alınmaktadır. Dünya bize bu kadar zenginlik sunarken ve hala buradaki sorunlar çözülmemişken, uzayda ne işimiz var diye düşünebiliriz. Ancak burada gözden kaçırılan şey uygarlığın işlemesini sağlayan madenlerin çıkarılmasının giderek zorlaşmasıdır.

Erişimi kolay kaynaklar tükenirken madencilik daha riskli ve daha çok yatırım isteyen bir haline gelmektedir. Çok sık duyduğumuz güzelliklerin madencilik nedeniyle katledilmesi haberleri de bundan kaynaklanmaktadır. Hammaddeye olan ihtiyaç arttıkça kolay ulaşılabilir madenler bakımından doğal yaşam alanları hedef alınmaktadır. Asteroitlerde ise bu hammaddeler güneş sisteminin ilk oluşumundan bu yana el değmemiş bir halde bulunmaktadır. Birkaç örnek ile ele alacak olursak 33 kilometre uzunluğunda ve 13 kilometre genişliğinde olan 7.792 trilyon  ton ütlesindeki 433 Eros Asteroit’inde tahmine göre dünyada şu ana kadar çıkarılandan daha fazla altın ve platin vardır.

İnsanlık tarihi boyunca çıkarılan altın miktarı 2018 yılında 185 bin ton kabul edilirken ve platinin bundan çok daha az olduğu bilinirken bu tahmin oldukça isabetli kabul edilmektedir. Üstelik yine Eros’ta bulunan magnezyum, alüminyum, potasyum ve demir gibi elementler dünyadaki ekonomiyi alt üst edecek kadar bol olacaktır.

ABD'DEN SONRA AVRUPA'DA YARIŞTA

Bu ve benzeri gelişmeler üzerine ABD’den sonra Avrupa’da da ilk adım atıldı. 3 Şubat 2016 yılında Lüksemburg hükümeti tarafından yapılan açıklamada asteroitlerin çıkarılması için yürütülen madencilik çalışmalarına destek verileceğini açıkladı. Uzay madenciliğini geliştirici teknolojileri destekleyeceğini söyleyen Lüksemburg, bu alanda faaliyet gösteren özel şirketlere doğrudan yatırım dahi yapabileceğini açıkladı. Ayrıca uzay araştırmalarının ve yeni keşiflerin önünün açılacağı belirtiliyor. Bu girişimin amacı olarak ise yeni bir pazar oluşturulması ve dünyada azalan hammaddeler gösteriliyor.

ABD’de ise Deep Space ve Planetary Resources adlı şirketler madencilik için uygun asteroitleri tespit edip, değerli mineralleri çıkarabilecek uzay araçlarını tasarlama aşamasına gelmiş durumda.

ABD Senato’su geçen yıl asteroitlerden çıkarılacak değerli minerallerin mülkiyet hakkının kime ait olacağına dair bir yasal düzenlemeyi tammalamış ve kabul etmişti. Her ne kadar anlaşmay akarşı çıkan bazı kesimlerin uzayda hak iddia etmenin BM’nin 1967’de kabul ettiği dış uzay anlaşmasına aykırı olduğunu söylese de, Lüksemburg’un Ekonomi Bakanlığı uzay madenciliğinin tamamen yasal olduğunu iddia ediyor. Bakanlık yaptığı açıklamada mevcut düzenlemeler uzay ve gök cisimleriyle ilgili bir mevzuat olduğunu kabul ediyor ancak uzaydaki minerallere dair bir düzenlemenin olmadığını iddia ediyor.