Uluslarası terörle mücadelede medyanın yeri

Uluslararası ilişkiler bağlamında ele alınması gereken önemli konuların başında uluslararası terörizm konusu gelmektedir. Bu konunun global olarak önem kazanması 2001 yılında ABD’de meydana gelen 11 Eylül saldırıları ile gerçekleşmiştir. ABD’nin dünyadaki en büyük askeri yapılanmalarını ve ekonomik gücünü elinde bulundurmasına rağmen saldırıların hedefi olması, uluslararası terörizme başka bir gözle bakılmasına neden olmuştur.

Uluslarası terörle mücadelede medyanın yeri

Uluslararası terör kavramı yeni yeni hafızalara kazınıyor olsa da, terör kavramı eskiden beri süren olaylardan biridir. Yaklaşık iki bin yıl öncesine Roma İmparatorluğu dönemindeki Filistin topraklarında, ilk organize terör örneklerine rastlanabilir. Modern anlamda terör kavramı ise Fransa’da yaşanan 1793-1794 yılları arasında isimlendirilmiştir.

Terörün ne olduğu konusunda, herkesin kendini merkeze alıp yaptığı tanımlamalar nedeniyle birden fazla cevaba ulaşılmıştır. Bazılarının terör dediğine bazıları hak mücadelesi adını vermiştir. Bunların yanında ortak beş özellik öne çıkmıştır; şiddet ve zor kullanımı, bir siyasal amaç güdülmesi, dehşet veya korku salma, tehdit ve toplumda uyandırılan psikolojik etki. Terör eylemlerinin birden fazla ülke topraklarında gerçekleşerek uluslararası alanda etkin rol oynaması ise uluslararası terörizm olarak adlandırılmıştır.

Soğuk Savaş döneminde terör olayları büyük bir artış göstermiştir ancak küresel boyut kazanması 11 Eylül saldırıları ile olmuştur. Saldırıyı düzenleyenlerle ilgili farklı iddialar ortaya atılmış olsa da, bu saldırılar uluslararası terörün tehlikelerini gözler önüne seren büyük bir örnektir. Saldırıların gerçekleştiği 2001 yılında, ABD dünyadaki en büyük güçtü ve ekonomik imkanları bakımından dünyada en ön sıradaydı. Buna rağmen saldırıların gerçekleşmesinin ardından teröre dair geleneksel yaklaşımlar sorgulanmaya başlamıştır. Terörle mücadelede yıllardır kullanılan geleneksel yöntemlerin ve sert güce dayalı askeri yöntemlerin yeterli olmadığı, mücadelenin başarılı olabilmesi için yumuşak güç üzerinden uygulanacak kamu diplomasisi faaliyetlerinin gerekli olduğu fikrine varılmıştır.

Geleneksel yaklaşım

Uluslararası terörle mücadelede geleneksel yaklaşım; devletlerin istediğini elde edebilmek için zorlama, tehdit, ödeme, yaptırım gibi yöntemlerin yanında gündem belirleme, ikna ve cezbetme yöntemleri olarak özetlenebilir. Bu tanımlamada zorlama, tehdit, ödeme ve yaptırım sert güç olarak; ikna ve cezbetme gibi yöntemler ise yumuşak güç olarak ayrılabilir.

Terörle mücadelede geleneksel yaklaşımı benimseyen ülkeler, terörü güvenlik sorunu olarak görmekle beraber sorunun çözümü için de askeri tedbirlerin yeteceğine inanmaktadır. Ortaya çıkan tedbirlerin baskı ve şiddetle halledilebileceğini düşünür ve terörle mücadeleyi etkisiz hale getirilen terörist sayısıyla değerlendirir. Yeni anlayışlara göre; öldürülen teröristin yerine daha fazlası örgüte katılıyorsa bunun kazanım değil, örgütü genişletme çabası olduğu düşünülmektedir. Terörle mücadele uygulamaları düşman, şiddet ve yok etme üzerinden yürütüldüğünde sorun ortadan kalkmayacak daha da çözümü zor hale gelecektir.

Teröre karşı alınan tedbirlerde hukuk dışına çıkılması ve aşırıya kaçan operasyonların düzenlenmesi, terör örgütlerini insanlar nezdinde haklı bir konuma getirmekte ve eylemleri de meşrulaştırmaktadır. Devletin amaçladığı terörü ortadan kaldırmak olsa da, yöntemlerin yanlış belirlenmesi nedeniyle devletten nefret eden kişilerde artış yaşanır ve terör örgütlerinin tabanları daha da genişleme imkanı bulur.

Yeni yaklaşımlar

Amerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye, “yumuşak güç” kavramını ilk kez 1980’lerin sonlarında kullanmıştır. Yumuşak güç cezbetme ve ikna kabiliyetiyle alakalıdır. Zorlama kabiliyeti olan sert güç bir ülkenin askerî ve iktisadi gücünden kaynaklanırken; yumuşak güç ülkenin kültürünün, siyasi fikirlerinin ve politikalarının cezbediciliğinden kaynaklanır. Yumuşak güç kullanırken asıl üzerinde durulan konu, ‘başkalarını, sizin istediğinizi isteme noktasına getirebilme’dir. Geleneksel yaklaşımda yüksek maliyetlerle uğraşılması ve alınan neticelerin kalıcı olma ihtimalinin düşük olması, yumuşak gücü daha de değerli kılan sebeplerdendir.

Yumuşak gücün kullanımı, kısa vadeli ve anında görünür bir etkiye yol açmaz; algı ve düşüncelere hitap ederken orta ve uzun vadede hissedilebilir değişikliklere neden olur. Yumuşak güç kullanan ülkeler, uluslararası alanda saygınlık toplamakta ve kendilerine karşı oluşabilecek herhangi bir muhtemel nefret hakimiyetinin önüne geçmektedirler.

2012 yılında PKK Terörü ile Mücadele Özel Koordinatörlüğü görevini yürüten emekli Orgeneral Halit Edip Başer bir konuşmasında, terörle mücadelede yalnız askeri  yöntemlerin  kullanılmasının  kesin  sonuç  vermeyeceğini söylemiştir. Yine eski Genelkurmay Başkanlarından İlker Başbuğ’un 2016 yılında yaptığı bir röportajda, sadece silahla terörle mücadele edilemeyeceğini söylemesi de aynı düşünceyi paylaştığını göstermektedir.

Nefret duygusunu hedef belirlemek

Dünyada amaçları farklı birçok terör örgütü bulunmaktadır. Ortak olan noktalarından biri ise, düşman tarafa karşı duydukları nefrettir. Şiddetli davranışlarının kaynağında da bu nefret duygusu yatmaktadır ve bu duygu sayesinde terör örgütleri güçlü bir motivasyon kaynağı bulmaktadır. Örnek vermek gerekirse, El Kaide terör örgütü eylemlerinin gerekçesini Amerikan nefreti üzerine kurgulamaktadır. Terörü besleyen bu nefret duygusunun önüne geçebilmek için de aslında tam olarak bu duygu üzerine hedef koyulmalıdır. Buradan da anlaşılmaktadır ki; terörle mücadele teröriste karşı değil, teröre karşı olarak kurgulanmalı ve planlanmalıdır. Teröristleri öldürmekten daha etkili olan yöntem, başka insanların da terörist olmasını engelemekten geçmektedir.

Terörle uğraşan devletler, insanı merkez alan bir siyasal yapının kurulmasıyla nefret duygusunun oluşmasının önüne geçebilmektedir. İç ve dış politikada uygulanan bu yumuşak tutumlarla, terörün ortaya çıkması ve kendisine yayılabilecek bir taban bulması zorlaşacaktır. İletişim teknolojilerindeki gelişmelerin ve yeniliklerin etkisiyle yumuşak güç, dünyada serbest şekilde dolaşmaktadır. Bir ülkenin kullandığı yumuşak güç, muhatapları istemese de etkisini gösterebilmektedir ve bu durum da terörün önlenmesi için büyük bir anlam ifade etmektedir.

Kamu diplomasisi

Bir devletin ulusal çıkar ve imajını korumak ve geliştirmek amacıyla, yabancı ülkelerin kamuoylarını, doğru içerikli enformasyon, kültür, bilim ve akla gelebilecek her türlü meşru yolla etkileme faaliyetlerİ kamu diplomasisi olarak adlandırılmaktadır. Kamu diplomasisi sırasında askeri herhangi bir yönteme başvurulmadığı için yumuşak gücün hayata geçirilmesinde kullanıldığı sonucu ortaya çıkar.

Günümüzde üniversiteler, kanaat önderleri, medya gibi unsurlar kamu diplomasisini meydana getirir. Çok farklı alanlarda ve çok farklı araçlarla yürütülebilen kamu diplomasileri, terörle mücadelede aynı oranda elverişli değildir.

Medyanın önemi

Medya, terörle mücadelede etkin bir araçtır ancak medya sadece terörle mücadelede değil, terör nedeniyle de kullanılabilmektedir. Halkın düşünce ve davranışlarını şekillendirebilmede önemli rol oynayan medya, oldukça etkili bir vasıta olduğundan terör örgütleri tarafından da ilgi duyulan bir yöntemdir.

Terör eylemleriyle kamuoyuna mesaj verilmek istenir ve medya da bunu geniş çevrelere duyulmasına vesile olur. Medyanın duyurmadığı olayların basit öldürmeler olduğunun farkında olan terör örgütleri, yaptıkları eylemler kadar bunların medya ayağına da büyük önem vermektedirler.

Terör örgütleri illegal yapılanmalar olduklarından dolayı kendilerini meşru şekilde medya yoluyla ifade edemezler ancak korku salmanın yolunun da medyadan geçtiğinin farkındadırlar. Medya eliyle yapılan haberlerle taraftarlar kazanılması ve kendi reklamlarını yapma fırsatı terör örgütlerinin eline geçmektedir. Uluslararası terör örgütlerinin yabancı savaşçıları bünyesine katmada en önemli ayağını medya oluşturur. ABD İç Güvenlik Komitesi’nin 2016 yılında yaptığı açıklamaya göre; Suriye ve Irak’taki çatışmalara 104 ülkeden 25 binin üzerinde yabancı militan katılmaktadır.

Ayrıntılı incelemeler yapıldığında terör örgütlerinin özellikle sosyal medya vasıtasıyla yayılma gösterdiği saptanmıştır. Eylemler, sosyal medya üzerinden rahatlıkla tüm dünyaya yayılabilmektedir. Sosyal medyadaki karşılıklı iletişim imkanı, karşı tarafı ikna etmeyi de kolaylaştıran etkenlerdendir. Bunlara ek olarak terör örgütleri; gazete,  dergi ve televizyon yayınları gibi geleneksel medyayı da kullanmaktadır.

İnsan duygularında esas olan gerçekte ne olduğu değil, onun nasıl algılandığıdır ve bu durum devlet politikaları için de geçerlidir. Devlet uyguladığı politikaları güzel gösterip kendi lehine şekillendirebilirse terörle mücadelede iyi yol alabilir. Halkın medya yoluyla doğru bilgilendirilmesi, terörle mücadelede devletlere büyük desteğin gelmesine neden olacaktır. Bununla birlikte terör örgütlerinin olası manipülasyonları da önlenmiş olacaktır.

Medyanın etkin ve ‘yumuşak güç’ ile kullanımı, nefret duygusunu belki yok edecek belki de hafifletebilecek etkilere yol açabilir. Böyle durumların oluşmasının ardından ise terör örgütlerinin başarılı olma ihtimali azalır, katılımın çoğalması önlenir ve devlet diğer ülkelerin gözünde de haksız bir duruma düşmemiş olur.