Türklerin gözünden Avrupa Birliği

Türkiye’nin yarım asrı aşan bir Avrupa Birliği üyelik süreci var. Birliğin Türkiye’ye bakışını ve tutumlarını hepimiz biliyoruz, peki ya Türk toplumunun Avrupa Birliğine bakışını biliyor muyuz? İşte Türklerin gözünden Avrupa Birliği..

Türklerin gözünden Avrupa Birliği

Türkiye’nin 1959’da başlayan Avrupa Birliği (AB)’ye üyelik süreci oldukça uzun bir geçmişe sahiptir. Türkiye AB’nin gelişimine kayıtsız kalmayarak topluluğa tam üye olmak için başvuruda bulunmuştur. Türkiye'nin yapmış olduğu başvuru kabul edilmiş fakat kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı söylenmiş, üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanması teklif edilmiştir. Türkiye ile AB ilişkilerinin hukuki temelini oluşturan Türkiye ile AET Arasında Bir Ortaklık Yaratan Anlaşma (Ankara Anlaşması) 1963 yılında imzalanmıştır.

Türkiye’nin yarım asrı aşan AB üyelik sürecinde dönem boyunca taraflar arasında düzenli olmayan ilişkiler görülmüştür. Bu ilişkilerin bir yansıması olarak Türk kamuoyunun Birliğe karşı bakış açısı da dalgalı bir yapı sergilemiştir. AB’nin tutarsız politikaları ve Türkiye’yi birlik içine almak istememesi sebebiyle, Türk kamuoyunun AB’ye bakışı değişmiş, birliğe kuşkuyla balkımasına neden olmuştur.

Özellikle 2016 senesinde durma noktasına kadar gelmiş olan Türkiye-AB ilişkilerinin bundan sonraki gidişatı, mülteci anlaşmaları, vize serbestliği, gümrük birliğinin genişletilmesi, Avrupa Parlamentosu’nun tavsiye niteliğindeki Türkiye ile müzakereler dursun açıklaması, diğer taraftan İngiltere gibi önemli bir topluluk üyesininde yapılan referandumda üyelikten ayrılma kararının çıkması gibi konular ışığında daha dikkat çekici hale gelmiştir.

Önümüzdeki Mayıs ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Avrupa Komisyonu Başkanlığı için yarışan Alman siyasetçi Manfred Weber'in, "Türkiye’nin hiçbir zaman Avrupa Birliği üyesi olmayacağı" şeklinde bir ifadesi olmuştu. Söz konusu ifade ile birlikte gelinen noktada Türkiye, AB'nin ülkemize yönelik uygulamalarını ve kararlarını sıkça sorgulamaktadır. Bu bağlamda Türkiye'de özellikle AB karşıtı söylemler gittikçe radikalleşmiş ve karşılıklı restleşmelere dönüşmüştür. Baskın olan söylemlerden, "AB 'nin Türkiye için bir zorunluluk olmadığı" yönündeki kanaatin sorgulandığı özellikle anlaşılmaktadır.

Türkiye’de geçmiş dönemden günümüze dek yapılmış araştırmalar doğrultusunda, Türk toplumunun AB üyeliğine olumlu baktığı tespit edilmiştir. Günümüz Türkiye’sinde de yüzde 45’lik bir kesim, ülkenin AB’ye girmeye hazır olduğu ve birliğe girmeyi hak ettiği düşüncesindedir. Son 5 yılda yapılan araştırmalar neticesinde ise, yüzde 55’lik kesimin AB’ye karşı ciddi anlamda bir güven ve destek kaybı olduğu görülmüştür. Geçmiş yıllarda yapılan araştırmalar ile kıyaslandığında AB’nin uyguladığı çifte standart politikaları, Türk halkının tepkisine neden olmuş ve Türk toplumunun AB’ye desteğinin azaldığı görülmüştür.

Son yıllarda AB üyeliğinin kültürel yozlaşmaya ve Türk aile yapısının bozulmasına neden olabileceği yönünde yaygın bir kanı olduğu ifade edilebilir. Bu bağlamda Türk halkının AB’ye bakış açısının, tutum ve beklentilerinin değişken olduğunu söylemek mümkündür. Toplumun büyük bir çoğunluğuna göre AB ülkeleri Türkiye'nin birliğe girmesini kasıtlı olarak zorlaştırmaktadır ve AB'nin Türkiye'nin birliğe girmesini zorlaştırmasının en önemli sebebi dinsel ve kültürel farklılıklardır.

Avrupa Birliği üyeliği sürecinde Türkiye'nin birliğe girmeye hazır olmadığı ve kriterleri yerine getirmediği yönündeki sorunlar sıkça dile getirilen engeller olarak öngörülmektedir. Türkiye ile ilişkileri iyi olan ve Türk toplumunu yakından tanıyan bazı Avrupa Birliği ülkelerinde, yüzde 65 oranında Türkiye'nin Birliğe girmeye hazır olduğunu ve hak ettiği öne sürülmüştür. Bu açıdan değerlendirildiğine, Türkiye ile ilişkileri iyi olan ülkeler, Türkiye'nin Avrupa Birliğine alınması sürecinde haksızlığa uğradığını ifade etmiştir.

AB dönem başkanı Slovenya Cumhurbaşkanı Danilo'nun ifadesiyle; "Avrupa Birliği küresel oyuncu olmak istiyorsa Türkiye'ye ihtiyacı vardır.'' Bu bağlamdan hareketle karşılıklı menfaatler gereği, AB'nin Türkiye'nin üyeliği ile ilgili nesnel olmayan tutumunu yeniden gözden geçirmesinin zorunlu olduğu söylenebilir. Her dönem dalgalı seyretmiş Türkiye-AB müzakerelerinde ülkeler arasındaki menfaatler nasıl gözetilir bilinmez ama Türkiye’nin tutumunun geride bıraktığımız dönemler kadar ılımlı olmayacağı bir gerçektir. Avrupa Birliğinin dengesiz politikaları devam ettiği sürece Türk toplumunun AB algısı negatif bir eksende seyretmeye devam edecektir.