'Türkiye'nin Orta Doğu ile kıyaslanması mümkün değil'

Dünya, baş döndüren dijital ve teknolojik gelişmeler ile yeni sistemlerin, yaşam formlarının ve meslek kollarının denemelerini yaparken; Sanayi Devrimi’nde ‘geç’ kalması ile eleştirilen Türkiye, teknolojik dönüşümün öncüleri arasında yer alıyor. Özellikle Endüstri 4.0 dönüşümü ile adından söz ettiren Türkiye, yerli ve milli teknolojilerle ihracat kalemlerini katma değeri yüksek ürünlerle yeniden organize ediyor.

İlkay YAPRAK - INTELL4

CodeMaster Endüstri 4.0 Uygulaması kapsamında Win Eurasia 2020’de ilk kez sergilenecek olan 5G senaryolarının tanıtımı yapıldı. Organizasyona ev sahipliği yapan Shunck, 1945 yılında Almanya’da kurulmuş, merkezi Stuttgart’ta olan ve dünyanın 54 ülkesinde faaliyet gösteren robot eller, kartezyen robotlar, ayna çeneleri, lineer eksenler, takım tutucular gibi sektörel ürünler çözümler sunan bir şirket. Aynı zamanda otomasyon sistemleri de şirketin faaliyetleri arasında.

Schunk, Türkiye’de Endüstri 4.0’ın önemli temsilcilerinden olmakla birlikte, teknoloji yatırımları ile dünyaya açılmak isteyen üreticilerin de en büyük destekçisi. Biz de, Schunk Türkiye ve Orta Doğu Ülke Müdürü Emre Sönmez’e, 5G senaryolarını ve Türkiye’deki uygulamalarını sorduk…

Türkiye’de dönüşüm ve teknoloji uzun yıllardır tamamlanmaya çalışılan fakat özellikle son yıllarda hızlanan bir süreç. Siz bu hızlanmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncellikle söylemem gerekir ki, biz Türkiye olarak uzun yıllar dünyada geliştirilen teknolojilerin takipçisi rolündeydik. Son yıllarda, hem yerli firmaların atılımları ve bizim gibi uluslararası firmaların bakış açıları hem de devlet tarafından ortaya konan vizyonlar sayesinde, artık Türkiye’de üretilen, dünyada da öncülük eden teknolojileri insanların ya da endüstrinin kullanımına sunuyoruz.

5G noktasında da aynı paralellikte bir gelişme söz konusu. Bu teknolojiyi, endüstri anlamında dünyada çok fazla kullanan ülke yok. Daha önce bu çalışmalar benzer konseptlerle Almanya, Amerika ve Çin’de yapılmıştı, şimdi Türkiye’de yapılıyor. Dolayısıyla biz böyle bir organizasyonun parçası olduğumuz içinde çok mutluyuz.

5G, endüstrinin farklı alanlarında kendisine karşılık buluyor. Üretim, enerji, ulaşım gibi alanların dışında sağlık, finans ve iletişim sektörlerinde yansımaları olabilir. Hayatta geri alamadığımız tek şey zaman. Biz 5G teknolojisine geçerek, mevcuttaki data transferi yani iletişim hızını yaklaşık bin katına çıkarıyoruz. Bu da muazzam bir gelişim. Bu gelişimle birlikte de, şu ana kadar daha kısa sürelere indiremediğimiz proses zamanlarını aslında kısaltmış olacağız.



Sanayi devriminin açığını 5G teknolojisi ile kapatacağız diyebilir miyiz?

Bir tren misali düşünürsek, bugüne kadar birçok teknolojide, önden giden lokomotif ülkeler vardı ve Türkiye vagon durumundaydı. Artık Türkiye 5G ile birlikte lokomotif görevi görmek istiyor.

Türkiye’de bugünlerde ‘milli’ konusu dikkat çekiyor…

Bizim bu noktada bakışımız şu; her şeyi milli olarak üretemezsiniz. Burada önemli olan milli entegrasyon yapabiliyor musunuz? Bu bir makine olabilir, bir araç olabilir, bir otomobil olabilir… Tüm bunların ortaya çıkmasını sağlayan alt bileşenler var. Siz, her alt bileşeni milli yapacağım derseniz, bu sürecin sonunda başarılı olma şansınız oldukça azalıyor.



Bu bir zaman kaybı mıdır?


Evet, burada zaman kaybı da devreye giriyor. Bu nedenle bizim önerimiz, alt bileşenlerden dünyada kalite seviyesi olarak üst ligde olmayı hak eden parçalar Türkiye’de üretilsin fakat dünyada kendi alanında bu alt bileşenleri üreten çok daha iyi firmalar varsa, bu ürünler alınarak Türkiye’de bir araya getirilsin ve nihai ürün olarak müşteriye sunulsun. Otomobilden örnek vermek gerekirse, bir Alman otomobil firmasına baktığımızda aracın birçok bileşeni Türkiye’deki firmalardan temin ediliyor.

İhracat kalemlerimize baktığımızda bunu da görebiliyoruz…

Evet doğru söylüyorsunuz. Aynı örnekten devam edersek, aracı oluşturan bir kısım parçaların farklı ülkelerden alınıyor olması o arabanın Alman milli arabası olmadığı anlamına gelmiyor. Bu noktada bizim ‘milli’ kavramını yanlış anladığımızı söyleyebiliriz. Bu anlayışı değiştirmemiz gerekiyor. Bugün gerçekleştirdiğimiz endüstride 5G kullanımı lansmanında 14 partnerimiz var.  Bu proje ortaklarımız arasında yüzde 100 milli olarak ürün yapanlar da var, Schunk gibi Almanya Stuttgart merkezli dünyada lider robot eli üreticisi de var. Şunu iyi belirlememiz lazım; hangi ürünler stratejik grupta, projenin tamamında da yüzde kaçlık bir millilik oranı hedefleniyor. Bu ikisini gerçekten ayırt ederek, doğru bir planlama yapılması sektörel açıdan da önem arz ediyor. Gerçekten inanarak şunu söyleyebilirim ki, gelecek 5G’de ve bu inkâr edilemez. Ülke olarak da Türkiye bu alanda ön saflarda yer tuttu. Endüstride de her geçen gün bilinirlik artıyor ama tek endüstride olması yetmez, kamu, devlet tarafında da; bu bilincin oluşması, var olan bilincin artırılması ve daha geniş bir taban yayılması çok önemli.



McKinsey rakamları açıklandı ve bu teknolojik dönüşüm ile önümüzdeki on yılda 7.5 milyon kişi işsiz kalacak denildi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Teknolojik dönüşümlerle beraber bir kısım çalışanın işsiz kalacağı doğru ama eksik bir tespit. Teknolojik her türlü gelişimde bir çağ atlıyoruz ve her yeni çağa girdiğimizde bir kesim işsiz kalıyor. Burada, teknolojinin getirdiği sistemlerle kaç kişinin yeni iş sahibi olduğuna da bakmak lazım. Örneğin yapay zekâ, finans sektöründe, robotik uygulamalarla, fintek dediğimiz şirketlerle hayatımızın içerisinde her geçen gün daha fazla yer alıyor. Bu sırada da, fintek şirketlerinde bir istihdam yaratmış oluyorsunuz. Bir kesim işinden olurken, bir kesim de yeni teknolojilerle gelen iş kollarında kendisine yer bulabiliyor. Bu ikisi arasındaki dengeye bakmak daha iyi sonuçlar almamızı sağlayabilir. Ben uzun yıllardır teknoloji alanında çalışan birisi olarak şunu çok net söyleyebilirim ki; teknolojiye sırtını dönen, teknolojiyi kabullenmeyen yok olmaya mahkûmdur.

"2023, 2050 VE HATTA 2123 PLANLARI YAPMAMIZ LAZIM"

Siz aynı zamanda Orta Doğu temsilciliği görevini de üstleniyorsunuz. Orta Doğu’nun mevcut durumu düşünüldüğünde, Türkiye’yi nerede görüyorsunuz?

Benim sorumluluk alanımda; Azerbaycan, Körfez ülkelerinin tamamı ve Mısır var. Daha öncesinde İran’da bu ülkelere dâhildi. Bu ülkelerde endüstri ve teknolojinin bulunduğu seviye bizim çok gerimizde. Bu konuda Orta Doğu’da yer alan ülkelerin Türkiye ile karşılaştırılması mümkün değil. Bunun bir sebebi de bu ülkelerin Gayri Safi Milli Hasılası’nın yaklaşık yüzde doksanının petrole bağlı olması. Üç yıl önce petrol varil fiyatı 20 dolara kadar düştükten sonra, bu coğrafyada daha söz sahibi olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi ülkeler, bir vizyon değişikliğine gidilmesini gerekli gördü. Gerçekten de hem kendi ülkelerinden hem de dünyadan alanında uzman kişilerden oluşturdukları kurullar ile ‘gelecek için ne yapabiliriz?’ diye çalışmaya başladılar. Bölgede bir vizyon değişikliği var evet ama bu bugünden yarına olabilecek bir şey değil. Zaman alacak bu süreçte, aslında bizim de uzun vadeli politikaları bugünden oluşturmamız lazım.

Açıklanan hedef rakamlara baktığımızda yüzde 5 oranında büyüme öngörüyoruz. Bu Türkiye için önemli bir ilerleme. Fakat dünya genelinde baktığımızda büyük ekonomilerin bir puan büyümesi bile bizim birkaç katımıza tekabül edebiliyor. O yüzde makro ekonomik değerlere bakarak bir sonuca varmak gerekiyor.  Pazarlarımızı çeşitlendirerek, ihracat ve ithalat partnerlerimiz olan büyük ülkelerin ekonomilerindeki dalgalanmalardan daha az etkilenmemizi sağlayabiliriz. Bu nedenle 2023 planlarından öte 2050, 2123 planlarının alt yapılarını ve senaryolarını konuşarak, bu adımları atıyor olmamız gerekiyor.

Bunu nasıl yapabiliriz?

Mesela Anayasamızın değiştirilmesi bile teklif edilemeyecek maddeleri var. Devletlerin de değiştirilmesi bile önerilmemesi gereken, sanayi ve endüstri tarafında da toplumun çok büyük bir kısmında da doğru kabul edilen, strateji planlarının olması gerekiyor. Türkiye’de çok yaygın bir kullanım var; Güney Kore örneği. Güney Kore örneğine baktığımızda nasıl bugüne geldikleri, Samsung, Hyundai gibi markaları oluşturdukları net ve aşikâr. Ama bizim, Güney Kore’nin tecrübelerini yeniden takip etmemize gerek yok. Aramızın bir hayli açıldığı ‘Güney Kore örneği’ni artık unutmalıyız. Asya ülkelerinden Tayvan ve Vietnam gibi ülkeler, muazzam bir dönüşüm içerisinde ve tabiri caizse gümbür gümbür geliyorlar. Fakat biz Türkiye’de bu ülkelerin farkında değiliz. Bizim, bunun gibi ülkeleri yakından takip edecek ekipler ile dünyadaki gelişmeleri takip etmemiz gerek. Ben bunu sanayide çalıştığımız müşterilerimizin yöneticileriyle de paylaşıyorum. Şu ana kadar daha ziyader çalışan sistemlerin bozulmadan işlemeye devam etmesine odaklandığımız için, dünyada yeni gelişen teknolojileri fark etmek ve yakalamak zor olabiliyor. Biz de bu tür organizasyonlarla endüstride, sanayide yeni bakış açılarını geliştirerek, farkındalığı artırmayı hedefliyoruz da diyebilirim.
 

İlkay YAPRAK - INTELL4