Türkiye’nin Kıbrıs garantörlüğü ve Doğu Akdeniz

1974'teki Barış Harekatı sonrası ikiye ayrılan ve günümüzde Avrupa ve Türkiye arasında tartışmalara konu olan Kıbrıs'ta, enerji kaynaklarına yönelik yürütülen faaliyetler dünya gündemini meşgul etmeye devam ediyor.

Türkiye, 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Adası'ndaki cunta yönetimini yıkmak ve bölgedeki Türkleri uğradıkları zulümden kurtarmak için “Kıbrıs Barış Harekatı”nı düzenlemiş ve ada topraklarının %38’nini ele geçirmiştir. Bu tarihten sonra muhtemel tehditler nedeniyle Doğu Akdeniz’e her zamankinden daha fazla ehemmiyet gösteren Türkiye, donanmasını güçlendirmiş ve bölgedeki teyakkuz halini gevşetmemiştir. Günümüze geldiğimizde ise Türkiye’nin söz konusu teyakkuz halinin tek nedeninin Kıbrıs’ın güvenliği olmadığını görmekteyiz. Doğu Akdeniz'de bulunan petrol, hidrokarbon ve doğalgaz rezervleri nedeniyle dünya ülkelerinin dikkati son dönemde bu bölgeye yoğunlaşmış durumda. Öyle ki Akdenize sınırı olan tüm ülkeler kaynak arayışlarına başlamış ve rezervlerden hak iddia eder hale gelmiştir. 

İsrail Tamar bölgesinde 320 bcm, Leviathan bölgesinde 600 bcm, Güney Kıbrıs Aphrodite bölgesinde 130 bcm, Mısır Zohr bölgesinde tahminen 850 bcm doğal gaz olduğu biliniyor. Bölgenin gündemi Suriye’nin gelecek belirsizliğiyle meşgul durumda gözüküyor fakat Suriye sorununun çözümü sonrasında yeni tartışma konusu bahsettiğimiz doğal gaz rezervleri olacaktır. Suriye ve Lübnan’ın iç sorunlarından sıyrılıp dış politikaya odaklanmaya başladığı dönemlerde Doğu Akdeniz’deki doğal kaynaklar üzerinde hak iddia etmesine kesin gözüyle bakabiliriz. Öte yandan uluslararası aktörler de başta İsrail ve Mısır’ın rezerv bulduklarına dair açıklamaları sonrası dikkatlerini bölgeye çevirmiş durumda. Rusya’dan ilk tepki ise Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın Kıbrıs adasındaki garantörlüklerine yönelik geldi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov yaptığı açıklamada Ada’daki garantörlük sisteminin çağdaş bir sistem olmadığını ve değişmesi gerektiğini” söyledi.

Türkiye, Doğu Akdeniz’deki haklarını savunmak adına etkin bir strateji izlemeye başladı. İtalyan petrol şirketi ENI için çalışan bir sondaj gemisinin, tartışmalı Kıbrıs açık deniz sahasına ulaşmasına izin vermeyen Türkiye, Doğu Akdenizdeki haklarının farkında olduğu tavrını net bir şekilde ortaya koymuş oldu. Doğu Akdenizdeki hakları bağlamında bir araya gelen diğer devletler Mısır, İsrail ve Filistin’in görüşmelere Türkiye’yi çağırmaması ise Türk yetkililerce tepkiyle karşılandı. İsrail’in buradaki maksadı Türkiye’nin haklarının görmezden gelinmesi olarak değerlendirildi.

Dünyanın gözü "Doğu Akdeniz"de 

Avrupa ülkelerinin gaz konusunda Rusya’ya olan bağımlılığını da azaltacak olan Doğu Akdeniz kaynakları, küresel güçlerinde ciddi şekilde ilgisini çekiyor. İsrail, GKRY, Yunanistan ve İtalya, Doğu Akdeniz doğal gazının Avrupa'ya Akdeniz altından “East-Med” boru hattı projesiyle aktarılmasını amaçlayan bir anlaşma yaptı. Birleşik Arap Emirlikleri’nin finansman sağlayacağı proje, İsrail doğal gazını Akdeniz'den Avrupa'ya taşıyacak ve  2000 km’lik bu hat dünyanın en uzun ve en derin boru hattı olacak. Yıllık 20 milyar metreküplük kapasiteye sahip olacak hattın inşası için gerekli yatırım miktarı yaklaşık 7 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Ancak projede aktarılacak gazın sadece İsrail'de keşfi yapılmış gaz rezervlerinden elde edilecek doğal gaz ile karşılanması mümkün değil. Yeni keşifler için aramalara devam eden İsrail buna ek olarak Mısır gazının da hatta bağlanması seçeneğini de gündeminde tutuyor.

2019 Ocak ayında ise Mısır Petrol ve Madencilik Bakanlığı, Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün, Filistin ve Mısır’ın Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun kurulması için anlaşmaya vardığını açıkladı. Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz rezervlerinden ortaklaşa en iyi şekilde yararlanılmasını hedefleyen Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na Akdenize kıyısı bulunan Türkiye, KKTC, Lübnan ve Libya davet edilmezken, görüşmede bölgedeki üretici, tüketici yada geçiş ülkelerinden herhangi birinin foruma daha sonra da üye olabileceği kaydedildi. Türkiye’nin burada da görmezden gelinmesi dikkatlerden kaçmazken, bölgede ben de varım diyen Türkiye, Fatih Sondaj Gemisi ile ilk derin deniz sondaj kuyusunu 2018 yılı Kasım ayında Antalya açıklarında açma çalışmalarına başlamıştı.

Türkiye’nin doğal kaynak arama çalışmaları

Bölgedeki zenginliğin farkında olan ABD, Rusya, Fransa, İtalya ve İngiltere ortak askeri çalışmalar ve tatbikatlarla Akdenizdeki varlıklarının mesajını verirken, Güney Kıbrıs yönetiminin de Türkiye’yi saf dışı bırakma gayretleriyle bu ülkelerle koordineli faaliyetler yürüttüğünü görüyoruz. Rumların başta İtalya ve İngiltere’deki petrol arama şirketleri olmak üzere birçok ülkeyi Akdeniz’e davet etmesine karşı Türkiye’nin tavrı ise net. Yasal yönden bölgede doğal kaynak arama hakkı bulunmayan ülke gemilerinin petrol arama faaliyetlerine izin vermeyen Türkiye, adil paylaşımın yapılmadığı müddetçe bölgede kalıcı bir çözüm olmayacağı mesajını veriyor.

Kıbrıs’taki garantör sıfatıyla Doğu Akdeniz’de arama yapmaya yetkisi bulunan Türkiye şu an Fatih Sondaj Gemisi’yle sürdürürken, ikinci geminin de arama faaliyetlerine kısa sürede katılacağı bildirildi. Tabiki yoğun bir sabır gerektiren bu iş arama sürecinden sonrada oldukça zahmetli çalışmaları öngörüyor. Türkiye’nin bölgede olası bir kaynak bulması halinde sistemin alt yapısı, hammaddenin çıkarılışı, transfer süreci, satımı ve lojistik kaynakların tesisi gibi üzerine uzun bir süre kafa yorulması gereken süreçler beraberinde gelecektir. Örnek olarak İsrail’in sadece Leviathan bölgesinde 600 bcm’lik (Türkiye’nin 2018 yılı gaz kullanımı 51.9 bcm’dir) gaz bulmasına rağmen henüz sistemi oturtmadığı için kaynağı ihraç edemediğini görüyoruz. Bu açıdan Türkiye’nin arama çalışmaları yanı sıra muhtemel kaynak bulumunda izleyeceği yol haritası da büyük önem taşımaktadır.

Türkiye artık ipi sağlam tutuyor ki, Kıbrıs sürecinde olduğu gibi elinden kaçırmasın. Donanma gücünü bu doğrultuda arttırma çabasına giren Türkiye, Akdeniz’deki haklarını savunma konusunda oldukça kararlı bir imaj veriyor. Uluslararası ilişkilerde hak iddia edebilmek, ben de varım diyebilmek için askeri güç ve bağımsız irade büyük önem taşıyor. Şubat ayında gerçekleştirilen Mavi Vatan Taktik tatbikatıyla muhtemel sorunlara karşı Deniz Kuvvetlerinin silah ve sistemlerinin ve personelin eğitim seviyesi ile komuta kontrol vasıtalarının etkinliğinin artırılmasının hedeflendiği, diğer kuvvetlerin de katılımıyla gerçekleştirilen müşterek bir tatbikat yaptığını açıklayan Türkiye, bu tatbikat nedeniyle başta Yunanistan ve GKRY’den endişe mesajları almıştı. Daha sonra Türkiye’den yapılan açıklamada tatbikatın komşu ülkeleri tehdit etmeyi hedefleyen bir niteliğinin olmadığı, Türkiye'nin bölgesinde güven ve istikrarın tesisine ve NATO'nun ortak hedeflerine katkı sağlamayı amaçladığı belirtildi.

Türkiye, Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz araması yapmak için hiçbir ülkeden izin alma gereği duymuyor fakat Avrupa Komisyon’u Türkiye’nin Kıbrıs çevresindeki arayışlarını durdurması gerektiğini bildirdi. Türkiye’nin buna cevabı ise çok açıktı. Kuzey Kıbrıs yönetiminin garantörü olarak bu çalışmaların yapılmasında resmi bir dayanağı olduğunu belirten Türkiye, ayrıca bölgedeki tüm enerji projelerinde onayının alınmasını istiyor. Türkiye’nin buradaki asıl hedefi ise İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de kurdukları işbirliğine kendini hatırlatmak. Ankara bu ülkelerin Kıbrıs kara sularında doğalgaz-petrol sahaları oluşturmasını istemiyor, zira böyle bir durumda çıkarılan gazın Avrupa'ya satışından edinilen kardan sadece Güney Kıbrıs yararlanacak.

Sonuç

Sonuç olarak Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki haklarını korumak için her türlü imkanını kullanmaktan çekinmeyeceği ortadadır. Gerekirse askeri gücünü dahi devreye sokabileceğini gösteren Türkiye, bu süreçte Yunanistan’ın yanı sıra AB ve ABD’yle de karşı karşıya gelebilir. KKTC’nin NATO üyesi ülkeler tarafından tanınmadığını düşündüğümüz zaman, Türkiye’nin uluslararası platformlarda kağıt üzerinde varolmayan bir devlet üzerinden garantörlük sıfatı almasının geçersiz olduğu tartışmaları muhtemel bir senaryo gibi duruyor. Türkiye’nin bölgede karşı karşıya kalacağı bir kriz durumunda Rusya ile anlaşması da pek mümkün gözükmüyor. Rusya’nın AB üyesi ülkeler arasında en iyi ilişkiler kurduğu ülke GKRY’dir. Rus şirketlerin işlerini yürüttüğü merkezlerin başında gelen Kıbrıs, aynı zamanda Rusya’nın Doğu Akdeniz üzerindeki gelecek planları için de kritik bir önem arz ediyor. Bu sebeple Rusya Kıbrıs’ı karşısına almak istemeyecektir. Gelecek 20-25 yıl içerisinde bugün atılan adımların isabetine göre ülkelerin avantaj kazanacağı bir bölge olan Doğu Akdeniz, potansiyel yeraltı kaynaklarıyla önümüzdeki dönemlerin yeni çatışma bölgesi olmaya aday gibi gözüküyor.