Türkiye’nin İdlib’deki rolü

İdlib bölgesi ve Fırat’ın doğusu Türkiye’nin hem genel Suriye politikası hem de ABD ve Rusya ile ilişkileri açısından oldukça önemli. Peki Türkiye’nin İdlib’deki rolü ve kazanımları ne? Bölgede yaşananlar ilişkileri nasıl etkiliyor?

Türkiye’nin İdlib’deki rolü

Geçtiğimiz yıl içinde İdlib’de imzalanan ‘’Soçi Anlaşması’’ ile ortadan kalkan sorunun Rusya ve Şam yönetimi tarafından yeniden ortaya çıkartıldığını görüyoruz. Yaklaşık 4 aydır yoğunlaştırılan hava saldırılarında yüzlerce sivilin hayatını kaybettiğine şahitlik ediyoruz. Bu saldırılarda zaman zaman Türk gözlem noktaları da hedef alındı ve bir askerimiz şehit oldu. Türkiye bu saldırılara karşı sert misillemelerde bulundu. Şam yönetimi ve Rusya İdlib’e yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırsalar da üç aydır kayda değer bir toprak kazanımı elde edemediler. Zira Türkiye’ye sınırdaş olan bu bölgenin Halep ve Doğu Guta gibi kuşatılıp, açlığa mahkum edilmesi Moskova ve Şam açısından oldukça zor. Bölgede tahkimatlarını güçlendirmiş olan Muhaliflerin güçlü bir kara saldırısıyla yenilgiye uğratılmaları gerekiyor ki, Suriye ordusunun böyle bir kara gücüne sahip olmadığı biliniyor.

Söz konusu durumda hava saldırıları odaklı bir operasyona ağırlık verildiği görülüyor. Bu saldırılarda her geçen gün artmakta olan sivil can kayıpları Moskova ve Şam üzerindeki uluslararası baskıyı da artırıyor. Bu baskıyı çok umursamadıkları biliniyor ancak ağır insan hakları ihlallerinin, geçmişte olduğu gibi, yeniden Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin müdahalelerini devreye sokma ihtimali de var. ABD’nin yeniden Suriye’nin batısıyla ilgilenmesi, askeri varlığını özellikle bu bölgede sağlamlaştıran Rusya’nın arzu etmeyeceği bir gelişme olur. Ayrıca İdlib’e yönelik ağır hava saldırılarının Türkiye-Rusya ilişkilerini de ciddi risk altına sokma ihtimali var ki, bu da Moskova’nın arzu etmediği bir şey. Buna rağmen Moskova ve Şam’ın en az maliyetle İdlib bölgesini de rejimin kontrolüne almaya odaklandığı görülüyor.

Türkiye ne amaçlıyor?

İdlib bölgesinin Türkiye için Fırat’ın doğusu kadar hayati önem taşıdığını, Suriye politikası açısından ve Rusya ile ilişkiler açısından da oldukça önemli olduğunu biliyoruz. Türkiye, İdlib’de Halep ve Doğu Guta’dakine benzer bir insanlık dramının yaşanmasını istemiyor ve bu durumun önüne geçmek istiyor. Türkiye bunu yalnızca insani sorumluluğundan dolayı istemiyor, aynı zamanda Türkiye’ye yönelecek yeni bir mülteci dalgasını kaldıramayacağı için istiyor. Türkiye’de sayıları 3,5 milyonu aşan Suriyeli mültecilerin giderek artan bir şekilde iç siyasete malzeme yapılması hükümeti ciddi şekilde rahatsız ediyor. Avrupa’da yaşanan mülteci tartışmalarının siyasal hayatta nasıl büyük kırılmalara yol açtığı ve mülteci eleştirilerinin kolay bir şekilde yabancı düşmanlığı ve ırkçılığa evrilmesine engel olmanın zorluğu düşünüldüğünde, Türkiye’deki mülteci sorununun giderek büyüdüğü görülür.

Orta Doğu’da yaşanan zulme kayıtsız kalmayan Türkiye, birçok Suriyeli mülteciyi ülkemize alarak onlara destek sağladı. Türkiye uzun yıllardır mücadele ettiği mülteci sorunuyla karşı karşıyayken, ülke içerisinde zaten çok yüksek bir sayıya ulaşmış Suriyeli mültecilerin sayısının azaltılması yolları aranırken, İdlib’de Rusya ve Şam yönetiminin izleyeceği yanlış politikalarla Türkiye’deki mülteci sayısının daha da artması ihtimali Ankara’yı ciddi şekilde endişelendiriyor. Bu yüzden Ankara, İdlib sorununa yaklaşırken Türkiye’ye yönelecek yeni bir mülteci dalgasını önlemeye odaklanmış durumda. Bunun için de sorunun şiddet değil görüşmeler yoluyla çözülmesini istiyor.

Türkiye’nin İdlib konusundaki hedefleri bununlada sınırlı değil. Türkiye’nin bir diğer hedefi de, Fırat’ın doğusunda ve Kuzey Irak’ta olduğu gibi bu bölgenin de Türkiye’nin güvenliğini hedef alan terör örgütlerinin barınacağı bir alana dönüşmesine yol açacak gelişmelerin engellenmesidir. İdlib’de Rusya ve Şam yönetimlerinin izleyeceği yanlış politikaların bu bölgede radikalizmi ve istikrarsızlığı daha da artırma ihtimali var. Uzun sürecek bir otorite boşluğunun diğer bölgelerde olduğu gibi PKK/PYD ya da DEAŞ gibi örgütlerin bu bölgede de kalıcı olması sonucunu doğurabilir. Her iki örgütün de Türkiye’ye yönelik saldırıları hatırlanırsa, Ankara’nın bu konudaki hassasiyetini anlamak kolaylaşır.

Türkiye’nin İdlib meselesindeki bir diğer hedefi ise, özgürlük gayesiyle Baas rejimine karşı isyan eden ve özellikle Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarında Ankara ile birlikte hareket eden Özgür Suriye Ordusu ve ona yakın grupların ülkede savaş sonrası kurulacak düzende haklarının korunmasıdır. Gelinen noktada Türkiye ile çok yakın çalışan bu grupların barış görüşmeleri sonrasında Suriye’de oluşacak yeni yönetimde temsil edilmeleri ve Esad yönetiminin insafına terk edilmemeleri Ankara için çok önemlidir.