Türkiye’de iç göç

Türkiye şartlarında bilimsel veya çevresel nedenlerden ötürü göç hareketleri yaşanmaktadır. Yakın zamanda göç hareketlerinin eski işleyişinin tersine itileceği öngörüsü, insanları göç hareketlerinin arkasında yatan nedenleri aranmasına itmiştir.

Türkiye’de iç göç

İnsanların siyasi, sosyal, ekonomik ve doğal nedenlerle geçici veya sürekli olarak yer değiştirmesi göç olarak adlandırılır. İç göç ise, ülke içerisinde bir yerden başka bir yere olan nüfus hareketlerine verilen isimdir.

Türkiye özelinde iç göç değerlendirildiğinde, 1950’li yıllardan itibaren tarım sektöründe yaşanan değişim, sanayi sektörünün çekiciliğini artırmıştır ve bu olaylar da köyden kente göçün ilk adımını oluşturmuştur. Göçler ile birlikte 1950 yılında yüzde 25’lik bir orana sahip olan kent nüfusu 2012 yılına gelindiğinde yüzde 77’ye ulaşmıştır. Ancak birçok nedenin sürüklediği bu kentlere göç furyası, yanında bir takım olumsuz durumları da getirmiştir.

Uzman görüşlere göre, son yıllarda artık kentten köye göçler artış göstermeye başlamıştır. Küresel iklim değişiklikleri ve yakın gelecekteki olası çevre felaketleriyle karşılaşacağı düşünülen kentler hızlıca terk edilmeye başlanmıştır. Çölleşme, kuraklık, sel, hortumlar gibi olumsuz durumların ileride yaşamı daha da tehdit edeceği endişesi ekolojik yaşam kavramını doğurmuştur.

Ekolojik yaşam kabaca, doğaya saygı duyulan, doğal yaşamın bozulmadığı ve çevrenin kirletilmediği bir yaşam biçimi olarak özetlenebilir. Bu yaşam tarzı beslenmeden temizlik alışkanlıklarına, kıyafetlerden mimariye kadar büyük bir alanı kapsar. Ekolojik yaşamı benimseyen kişiler, ekolojik tarım veya daha bilinen bir ifadeyle organik tarıma yönelirler. Yetiştirilirken ve işlenirken yapay gübrelerin, genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO), yabani ot, mantar ve böcek öldürücü ilaçların kullanılmadığı ürünler organik kabul edilir.

Ekolojik yaşamın yanı sıra; köylere yönelik kamusal yatırımlardaki artış, ulaşım ve haberleşmenin gelişmiş olması köyleri cazip hale getiren nedenlerden sadece birkaçıdır. Öte yandan bu durumun süreklilik arz etmesi halinde kırsal alanlar da zamanla nüfus ve yapılaşmadan etkilenecek ve kaçınılmaz bir şekilde kente dönüşebilecek. Şimdiki düzende bile köy ve kent ayrımı sınırların çizilmesi zor bir noktadayken köylere yönelim sonrası bu durumun daha da ağır tablolar oluşturabileceği muhtemel görünüyor.

Köyden kaçış nedenleri

Kentlere yapılan göçleri daha ayrıntılı bir şekilde açıklamak gerekirse en önemli etmenler arasında; ; tarımda makineleşme, sanayileşme, istihdam, ulaşım ve eğitim imkanlarının artması sayılabilir. Aslında bu nedenler dolaylı olarak kentten köye göçün de nedenleri sayılabilir. Tüm bu nedenlerden dolayı kentlere göç eden insanlar, nüfuz yoğunluğu ve daha birçok sebebin de eklenmesi durumunda köye göç edebiliyor.

Türkiye’de iç göçün ortaya çıkmasında, 1948 Marshall Planı le 240 bin traktörün ülkeye girmesi tetikleyici bir unsur olmuştur. Makineli tarımın gelişmesi sonucunda insanlar iş bulmakta zorlanmaya başlamıştır. Miras yoluyla arazilerin parçalanıp küçülmesi nedeniyle de tarımsal verimlilik düşmüştür.

Terörle mücadele eden özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde 1980’lerin ortasından itibaren göç dalgası başlamıştır. Bu göç süreci doğal nüfusun artması nedeniyle nüfusun daha yoğun olarak metropollerde birikmesine neden olmuştur.

Büyük kentlerin sanayileşmesi ve bu sanayilerde oluşan iş olanakları, yüksek ücretler özellikle genç nüfusu göçe teşvik etmiştir. Büyük kentler, eğitim ve sağlık konularındaki olanakları bakımından da cazibe merkezi olarak görülmüştür.

Kentten köyle göç nedenleri

Türkiye’de kentten köye göç nedenleri, kentin iticiliği ve kırın/ köyün çekiciliği olmak üzere iki başlık altında ele alınabilir. Türkiye’de kentten kıra göçüşün başlamasında sanayileşmeyle birlikte artış gösteren sahte, sağlıksız ve çarpık kentleşme ortaya çıkmıştır. Kentleşmenin dengeli bir şekilde gerçekleşmemesi nedeniyle bazı kentler aşırı derecede kalabalıklaşmıştır. Barınma-konut yetersizliği, kültürel-psikolojik sorunlar kente gelen nüfusu zor durumda bırakmıştır ve bu durum da çarpık kentleşmeyi artırmıştır.

Kentte artan nüfustan dolayı suç işlenmesi kolay hale gelmiştir. Bu nedenle de kentler artık suç oranlarının en fazla olduğu yerlerin merkezi konumuna gelmiştir. Kente uyum sağlayamama, kültür çatışması, trafik, gürültü, hava, su, ışık ve toprak kirliliği gibi nedenler, betonlaşma, kira, ulaşım, maddi sebepler kentten kıra göçüşün temel nedenlerini oluşturur. Tüm bu nedenler kentin iticiliğini doğurmuştur.

Teknolojinin her yere ulaşması ve köylerde kitle iletişim araçlarının kullanımının kentler kadar gelişmesi köy ve kent arasındaki farkı azaltarak köylerde yaşam kalitesini olumlu bir şekilde artırmıştır.

Türkiye’de kırsal alana yönelik bölge bazlı projeler de bölgeler arası farklılıkların azaltılmasında önemli katkı sağlamıştır. Bu projelerin en önemlileri başta Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) olmak üzere, Doğu Anadolu Projesi (DAP), Doğu Karadeniz Bölgesel Gelişme Planı (DOKAP), Köyceğiz-Dalaman Projesi’dir.

Köye göçün olası sonuçları

Kentten kıra göç, uzun vadede kır nüfusunun kent nüfusuna yaklaşması ve artan taleplerle tarım ve orman alanlarının imara açılması gibi sorunları yaratacaktır. Tarım yapılabilecek topraklar şimdiki veriler ele alındığında bile; erozyon, iklim değişikliği, kirlilik, çölleşme, nüfus artışı gibi sebeplerle azalmaya başlamıştır.

Tarıma elverişli toprakların kent yaşamı için kullanılması, tarımda dışa bağımlılığı doğuracaktır. Diğer yadan tarım alanlarının azalmasıyla ormansızlaşma ekosistemi bozarak biyolojik çeşitliliği de azaltacaktır. Özetle; kırda yaşanan olumsuzluklar kente, kentte yaratılan olumsuzluklar kıra, kırda yaşanan sorunlar tekrar kente göçe neden olmaktadır.