Türkiye’de faaliyet gösteren vakıf ve derneklerin amacı ne?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2011 yılında gündeme getirmesinin ardından Alman dernek ve vakıfları dosyası kamuoyunun gündemini meşgul ederken, 2002 yılında öldürülen Necip Hablemitoğlu’nun araştırmaları konunun aydınlatılmasında önemli rol oynadı. Peki Türkiye’de hangi Alman vakıf ve yabancı dernekleri var? Bu vakıf ve derneklerinin faaliyetleri neler? Türkiye’deki ortakları kimler?

Anadolu, geçmişten bugüne tüm dünya devletlerinin sahip olmak istediği en bereketli topraklar arasında yer alıyor. Jeopolotik konumunun yanı sıra, Anadolu topraklarında hakim olan devletlerin büyük ve güçlü yapıları, dünya savaşlarında ‘hasım’larının mücadelesine sahne olurken, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti bugün halen emperyalist güçlerin idealleri uğruna desteklediği iç ve dış dernek ve vakıflarla mücadele ediyor.
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başbakanlığı döneminde, 2011 yılında bir Makedonya gezisi dönüşünde, “Alman vakıfları PKK’ya yardım ediyor” sözleri ile geçmiş on yılda tartışılan ve Türkiye’de ‘ulusalcılık’ rüzgarında sıkça gündeme gelmesinin ardından ‘casusluk’ suçlamaları ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde yargılanarak ‘ak’lanan Alman vakıfları gündeme taşımıştı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerinin ardından bir süre daha gündeme gelen Alman vakıfları, bugün neredeyse Türkiye’de siyasetten STK’lara, çocuklara özel verilen eğitimlerden Doğu ve Güneydoğu’da düzenlenen sosyal yardım projelerine kadar birçok alanda karşımıza çıkıyor.

Türkiye’de faaliyetlerini en aktif sürdüren Alman vakıfların Konrad Adenauer, Friedrich Ebert, Friedrich Naumann ve Heinrich Böll vd. kurumlar olduğu biliniyor.
 
Vakıflarda, Friedrich Ebert Vakfı Sosyal Demokrat Kanadı temsil ederken, Konrad Adanauer Vakfı Hristiyan Demokrat’ların çizgisinde ilerliyor. Heinrich Böll Stiftung Derneği Yeşiller Partisi’nin bir kanadını oluştururken, Friedrich Naumann Vakfı Hür Demokrat/Lüberal kanadı temsil ediyor.
 
Alman hükümeti tarafından fonlanan ve dünyanın birçok ülkesinde faaliyet gösteren bu dernek ve vakıflar, Araştırmacı Celal Tahir’in anlatımıyla, ‘oligarşinin misyoneri’ olarak görevlerini sürdürüyor. Celal Tahir, dernek ve vakıfların çalışmalarını şu sözlerle ifade ediyor; “Bağlı bulundukları ülkelerin yüksek siyasetlerini gizli veya açık sürdürmek için faaliyet gösteriyorlar. Son dönem Avrupa’daki görev dağılımında Almanya da üzerine düşeni yapıyor. Küresel oligarşik hedefler Almanya tarafından yürütülmek isteniyor.”
 
2001 yılında yayınlanan Alman Vakıfları, Bergama Dosyası kitabında Necip Hablemitoğlu’nun Tamer Bacınoğlu’ndan alıntıladığı tanımlamayla “Türkiye'de yerel yönetimlere ‘işlerlik kazandırmak’ amacıyla, Almanya'da adı var, kendi yok ''federal sistem''i Türkiye'ye tanıtmayı hedefler.”
 
Bu noktadan vakıf ve derneklerin çalışmaları değerlendirildiğinde; Naumann Vakfı çalışmalarına merkez olarak Batı Anadolu’yu seçerken, ‘Yeşiller’in Heinrich Böll Stiftung’u Doğu Anadolu’yu gündeme taşır. Türkiye’nin etnik çetelesini eksiksiz tutmaya çalışan Böll Stiftung’in dışında Friedrich Ebert Vakfı, Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarıyla yürttüğü çalışmalarda, ekonomik temelli diyalog bağlamında faaliyetlerini sürdürüyor. Bu global yaklaşımın dışında kalan Konrad Adanauer ise, İslami demokrasi çerçevesinde en kapsamlı proje çalışmalarına imza atıyor.


Konrad Adanauer Vakfı
 
Batı Almanya’nın 1949 – 1963 yılları arasında Şansölyesi, Başbakanı ve Christlich Demokratische Union Deutschlands Partisi (CDU) başkanı olan Konrad Adanauer, Alman politikasında ‘kendi düşüncesini çoğunluğun isteği haline getirme’ ustalığı ile biliniyor. Moskova’daki savaş tutsaklarının serbest bırakılmasını sağlaması, Sovyetler Birliği ile ilişkileri yeniden canlandırması, Almanya’nın NATO’ya katılması, Almanya – Fransa ilişkilerinin normalleşmesi ve Avrupa Birliği’nin temellerinin atılması gibi önemli siyasi adımlarda imzası bulunan Adanauer, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ülkesini yeniden ayağa kaldırmayı başarmış bir siyasetçi.
 
Adanauer adına Almanya’da kurulan ve 1983 yılından itibaren Türkiye’de faaliyetlerine başlayan, kimi Alman dış istihbarat servisi BND’nin bünyesinde görev almış, kimisi ise BND’nin Ortadoğu ve Türkiye projelerine yakınlığıyla bilinen isimlerin her birinin üst düzey “yönetici” ya da “temsilci” sıfatıyla görevlendirildiği vakfın Türkiye’ye dair genel kanısı; Kemalizm’in iflas ettiği ve problemin geçici bir hükümet sorunu olmaktan çok öte olduğu fikridir.
 
Tamer Bacınoğlu’nun 1999’da kaleme aldığı makalede verdiği detaylara göre; Frankfurter Allgemeine gazetesi İstanbul muhabiri Rainer Hermann, Alman Doğu Enstitüsü ‘Orient’te kimi hocaefendileri ‘Kemalizmin yerini alması gereken umut işaretleri’ olarak tanımlarken, Merkezi Bonn olan ve kurucuları arasında Alman Federal Parlamento üyelerinin de bulunduğu Şeyh Said Vakfı’nın da çalışmaları doğrudan Türkiye’ye yöneliktir. 1996 yılında kurulan ve şu anda Türkiye’de bir şubesi bulunmayan bu vakıfın amaçları arasında; “Kürt halkı ile Alman ve Avrupalı halklar arasında diyalog geliştirmek, Kürdistan’daki savaş kurbanlarına destek sağlamak, Kürt çocukları ve gençleri için gençlik örgütleri kurmak’ vardır. Vakıf başkanı Ali Homam Ghazi’nin ‘Apo’nun Bonn temsilcisi’ olarak tanınması bir tarafa, Ali Homam Ghazi, Konrad Adenauer Vakfı'nın Türkiye danışmanı ve Alman Doğu Enstitüsü'nün Müdürü Udo Steinbach ile yakın temas içerisindedir.


 
Heinrich Böll Stiftung Derneği
 
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ülkenin fikir ve düşünce yapısını yeniden biçimlendiren, Alman edebiyatına damga vuran eserleriyle 1972’de Nobel Edebiyat Ödülü alan Heinrich Böll, Almanya’dan dünyaya açılan önemli eserlere imza atmıştır.
 
Ölümünden sonra Heinrich Böll adına 1982 yılında kurulan ve ilk olarak ‘kadın’lara yönelik çalışmaları dikkatleri üzerine çeken Heinrich Böll Stiftung, bugün 16 ofisi ile Afrika, Avrupa, Kuzey Amerika’da faaliyetlerine devam ediyor. Türkiye’de faaliyetlerine 1994 yılında başlayan, Alman Yeşil Partisi’ne yakınlığı ile bilinen vakıfta bugün aşina olduğumuz isimler faaliyetlerde önemli oranda görev alıyor.
 
Türk ve Çerkes kökenli Alman siyasetçi Cem Özdemir’in de eş başkanı olduğu Yeşiller Partisi’nin bir diğer başkanı Claudia Roth, Almanya’dan daha çok Diyarbakır’da vakit geçirmiş bir isim olarak karşımıza çıkıyor.
 
Uzun yıllar Konrad Adanauer Vakfı ile çalıştıktan sonra Heinrich Böll Stiftung saflarına katılan Wulf Schöbohm’un gelişi ile birlikte, Türk Demokrasi Vakfı ile yapılan faaliyetlerden çok daha fazlası burada uygulamaya konuluyor. En yoğun iş birliğinin İstanbul Barosu ile yapıldığı göz önüne alındığında, DGM’de yargılanan Alman vakıflarının ‘ak’lanma süreci de anlaşılıyor. Türkiye’de kadın hakları, çevre duyarlılığı, insan ve feminizm konusunda faaliyetlerine devam eden dernek son dönemde LGBTİ derneklerine yüklü miktarda fon aktarıyor.
 
Aslında Türkiye’de hem Heinrich Böll Stiftung hem de Wulf Schönbohm, Ardahan Cerattepe’de yaşanan ‘altın madeni’ serüveni ile biliniyor. 1999 yılında Ardahan Valiliği’ni ziyaret eden Schönbohm, vakfın yayın kuruluşlarında Artvin ve çevresindeki bölgesinde görev alan devlet memurları ile kurduğu yakın ilişkiden memnuniyetini dile getiren makaleler kaleme alıyor. Yöreyi tanımaktan ne kadar mutlu olduğunu vurgulayan Schönbohm’un bu makalelerinin üzerinden geçen 15 yılın ardından bölgede altın rezervi için yapılacak maden çalışmasında Alman vakıfları ön plana çıkıyor. Aynı iddialar 2000 yılında Bergama altın madeninde gündeme geliyor ve ‘casusluk’ soruşturması sürecinde Almanya’nın Türkiye’yi AB üyeliğini askıya almakla tehdit ettiği de iddialar arasında yer alıyor.
 
Friedrich Ebert Vakfı
 
1919-25 yılları arasında Weimar Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olarak görev yapan Friedrich Ebert, parlamenter demokrasinin Almanya’da inşa edilmesinde önemli rol oynamıştır. Alman Sosyal Demokrat Parti üyesi olan Ebert, döneminde yaşanan ve ülke içerisinde büyük tepki ile karşılanan suikastlara göz yummakla itham edildi. Dönemin Almanya’sında patlak veren grevlere sert müdahalelerde bulunulmasına göz yuman Ebert, sağcılar tarafından vatana ihanetle, solcular tarafından ise işçilere ihanetle suçlandı. Görev süresini tamamlayamadan hayatını kaybeden Frierich Ebert adına 1925 yılında kurulan vakıf, bugüne dek varlığını sürdürdü.

WEIMAR CUMHURİYETİ NEDİR?

Philipp Scheidemann'ın 9 Kasım 1918 tarihinde cumhuriyetin kurulduğunu ilan etmesi ile başlayıp 30 Ocak 1933 tarihinde Adolf Hitler'in şansölye olmasına kadar Almanya’da süregelen döneme verilen isim.

Sendikalar, devlet kurumları, insan hakları örgütleri, üniversiteler, uluslararası kuruluşlar ile samimi ilişkiler içerisinde çalışmalarına Türkiye’de yoğun biçimde devam eden Friedrich Ebert Vakfı din, politika, demokrasi, cinsiyet ayrımcılığı, Akdeniz bölgesi, gençlik programları vd. birçok etkinlikte bu kurum ve kuruluşlarla birlikte ön sıralarda yer alıyor. İstanbul’a 1988 yılında ilk şubesini açan vakıf, diğer tüm vakıflar ve dernekler gibi federal hükümetin ‘Politik Eğitim Fonu’ tarafından finanse ediliyor. Almanya’nın emperyalist politikasını bölgelerde ve ülkelerde uygulamakla görevli önemli vakıflar arasında yer alan Friedrich Ebert Stiftung projeler, seminerler ve etkinlikler ile çalışmalarına devam ediyor.


 
Friedrich Naumann Vakfı
 
Almanya’nın en etkili emperyalizm savunucularından olan Friedrich Naumann, genç bir papazken Hıristiyan Sosyalist hareketine katıldı. Adolf Stoecker’in önderliğinde faaliyetlerine devam eden hareketten yine Stoecker’in ‘tutuculuğu’ nedeniyle ayrılan Naumann, çeşitli parti kurma deneyimlerinin ardından Hugo Preuss ile birlikte Alman Demokratik Partisi’ni kurdu ve ölümüne dek partiye önderlik etti.

1958 yılında, Theodor Heuss tarafından Friedrich Naumann adına kurulan vakıf, 1991 yılından itibaren Türkiye’de faaliyetlerine devam etmektedir. Türkiye ve Ortadoğu üzerine konferansları ile ön plana çıkan Naumann Vakfı, Hükümetdışı Kuruluşlar (Non-Governmental Organizations-NGO) organizasyonu içerisinde Türkiye’de en aktifi sayılabilir.
 
Liberal ekonomi, insan hakları, kuvvetler ayrılığı, rekabet, piyasa ekonomisi, mülkiyet hakları, laiklik ve en temelinde özgürlük üzerine çalışmalar yürüten derneğin, Türkiye’de Ramazan ayında düzenlenmesi dolayısıyla toplumda büyük ayrışmaya yol açan LGBTİ+ yürüyüşünün de baş mimarlarından olduğu iddiası kamuoyunda kendine fazlaca yer bulmuştu.
 
İstanbul Politikalar Merkezi, Liberal Düşünce Topluluğu ve CHP üst düzey yöneticileri ile oldukça sıkı bağları bulunan dernek aynı zamanda Ergenekon ve Balyoz davalarında birtakım iddiaları ‘ispatlamak’ için yoğun destek veren gazeteci Gareth Jenkins’in arkasında durması ile biliniyor.
 
ALMAN VAKIF ve DERNEKLERİNİN TÜRKİYE’DEKİ PARTNERLERİ
 
Alman Vakıf ve Dernekleri yalnızca Türkiye’de değil, en geniş perspektif ile değerlendirildiğinde dünya çapında 80 farklı ülkede faaliyetlerini sürdürüyor. Fakat burada esas dikkat çeken hususların başında, faaliyet sürdürdükleri ülkelerde yakın temasta bulundukları kurum ve kişiler; konferans, seminer ve çalıştaylar için seçtikleri bölgeler; politik görüşleri doğrultusunda çalışma yürüttükleri hedef kitleler ve ülkelerin iç politikalarına ‘dolaylı’ müdahil oldukları konular geliyor.
 
Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği ortak yürüttüğü çalışmalardan biri, “Duvarları Yıkmak, Köprüleri Kurmak: Yeni Küresel Feminizmin Yükselişi ve İmkânları” başlığını taşıyor. Friedrich Naumann Vakfı, henüz dünya kamuoyunda Suriye iç savaşı gündeme bile gelmemişken, Türk Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın da (TESEV) katıldığı özel bir konferansta, Irak sorunu, Arap-İsrail sorunu gibi bölgesel konuları kendisine başlık olarak seçiyor.
 
Erdal İnönü’nün fikir babalığını yaptığı Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES) üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile yakın ilişkiler kuran Friedrich Ebert Stiftung; DİSK ile iş birliği içerisinde, "Gelişmiş Bir Demokrasi İçin Sistem Tercihi" konferanslar serisinde, Doğu Akdeniz'de enerji kaynakları üzerinde yaşanan krizde, Gezi olaylarından dolayı tutuklu bulunan Osman Kavala’nın ifadesinde ve Açık Toplum Vakfı üzerinden AB fonlarından Gezi için aktarıldığı iddia edilen paranın altında imzası olan isimlerde, Almanya’da yabancı ve Müslüman karşıtlığı araştırmasında, FETÖ’nün medya ayağında yer alan isimlerin yer aldığı yönetim kurulu ile birlikte finanse ettiği marjinal feminist derneklerin destekçileri arasında, Deniz Feneri e.v. davasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın itham edilmesinde ve son olarak İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IstanPol) sonuçlarını geçtiğimiz günlerde yayınladığı Türkiye’de Gençlerin Güvencesizliği: Çalışma, Geçim ve Yaşam Algısı" araştırmasında karşımıza çıkıyor.
 
Alman vakıf ve derneklerin faaliyetleri yakından takip edildiğinde, Türkiye gündemini en çok mesşgul eden ve toplumun büyük kısmının ‘algı’sını farklı yönlendirmek üzere yapılan çalışmaların sonuçlarının en hızlı alındığı spesifik alanlarda olduğu gözlemlenebiliyor.


 
DERNEKLER YALNIZCA ALMANYA’DAN MI FONLANIYOR?
 
18 Aralık 2002 yılında, evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu, Köstebek isimli kitabı basım aşamasındayken öldürülen Necip Habletmioğlu’nun ölümünden sonra hem Alman vakıfları hem de FETÖ’ye dair söylemleri her kesimin dikkatini çekmişti.
 
Hrant Dink cinayetinden Ergenekon’a, vakıf ve derneklerin BND ile olan bağlantılarından CHP’ye uzanan geniş bir yelpazede araştırmalarını sürdüren Necip Hablemitoğlu, Alman Vakıfları, Bergama Dosyası kitabının 166. sayfasında önemli bir iddiaya yer veriyordu; TESEV. TÜSES, TÜSİAD, Ka-Der, Türk Parlamenterler Birliği, TESAV, Türk Demokrasi Vakfı vb. kuruluşlar yalnızca Almanya tarafından değil, CIA’in ‘yasal penceresi’ olarak bilinen NED’den ‘proje bedeli’ adı altında para almıştı.
 
Soros’un Türkiye ayağı olarak bilinen TESEV, anayasa düzenlemelerinde bizzat rol alan dernek olarak biliniyor. Ortak isimlerin yönetim kurullarında yer aldığı dernekler, "Hükümetdışı Kuruluşlar"ın (Non-Governmental Organizations-NGO) faaliyetleri için önemli bir ‘hizmet’ alanı oluşturuyor.


 
NATIONAL ENDOWMENT FOR DEMOCRACY (NED) NEDİR, NEDEN KURULDU?
 
Abraham Lincoln’un “demokrasi, halkın, halk tarafından halk için yönetimi” felsefesi üzerine kurulan ABD; ‘demokrasi’ ihraç etmek için Başkan Reagan’ın İngiliz Parlemantosu’nda Sovyetler Birliği’ni ‘Şer İmparatorluğu’ ilan ettiği ünlü konuşmasının ardından kurulan NED, 1983 yılında Kongre tarafından onaylanarak finanse edilmeye başlandı.
 
CIA, NED ile birlikte yurtdışındaki işçi ve işveren sendikalarına ve sağ – sol partilere ayrılan parayı ülkelerde dağıtan dört farklı özerk yapıyı da fonlamaya halen devam etmektedir.
 
NED ve dört yalancı ayaktan oluşan ve CIA’in aracılığı ile ABD’nin emperyalist ve yayılmacı politikalarına hizmet eden bu sistem; Amerikan Uluslararası İşçi Dayanışması Merkezi (American Center for International Labor Solidarity – ACILS), ABD Ticaret Odasına bağlı Uluslararası Özel Girişim Merkezi (Center for International Private Entreprise – CIPE), Cumhuriyetçi Parti’ye bağlı Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsü (International Republican Institue – IRI) ve Demokrat Parti’ye hizmet veren Uluslararası İlişkiler için Ulusal Demokratik Enstitüsü (National Democratic Institute for International Affairs – NDI) özerk yapıyı besleyen kollar olarak sayılabilir.
 
Toplumsal çeşitlilik ve siyasi çoğulculuğu desteklemek kisvesi altında uluslararası çıkarlara hizmet eden gizli operasyonları da yürüten bu ağ sadece ABD tarafından değil, Avusturalya gizli haber alma servisi ASIS ve İngiliz haber alma servisi MI6 tarafından da kullanılır.
 
Kendisine benzer yapılanmaların kurulmasına da yardım eden NED, Hugo Chávez’e karşı yapılan darbe, Ukrayna ve Gürcistan'daki renkli devrimler, Dünya Uygur Kongresi’nin finanse edilmesi vb. birçok olayda ilk karşınıza çıkan isim olacaktır.
 
2012 yılında Taraf gazetesine mali destek verdiği iddiaları ile gündeme gelen NED, son olarak Meral Akşener’in başdanışmanı olarak atanan Selda Tandoğan’ın 700 bin dolar finansman sağladığı haberleri ile dikkat çekmişti.
 
NED Türkiye’de, Liberal Düşünce Derneği, Uçan Süpürge, İfade Örgütlenme Özgürlüğü, İnsan Hakları Araştırma Derneği, Kadın Dayanışma Derneği Kapadokya, Punto24 Bağımsız Gazetecilik Derneği vb. derneklere binlerce dolar nakdi yardım aktarırken, faaliyet gösterdiği her ülkede para ile ‘ajan’ devşirdiği bilinen NED faaliyetlerini, "Bugün bizim yaptığımız operasyonların büyük kısmı 25 sene önce CIA tarafından gizli bir şekilde yapılıyordu" sözleri ile açıklıyor.
 
SONUÇ:
 
Ortak isimlerin yönetim kurullarında ya da partnerleri arasında bulunduğu dernek ve vakıfların, Türkiye ve Türkiye’den Ortadoğu’ya açılan pencerede yürüttükleri faaliyetler zaman zaman gündeme gelse de bizzat bu dernek ve vakıflara hizmet veren basın yayın organları tarafından yalanlanarak, kamuoyunun algısı sıklıkla farklı yönlere çekildi.
 
Alman vakıf ve derneklerinin yanı sıra CIA’in ‘gizli’ faaliyetlerini aleni bir biçimde yürütmek üzere ABD Senatosu tarafından fonlanan NED, siyasi partilerden STK’lara birçok kurum ve kuruluşa yaptıkları yardımlar aracılığı ile hem veri hem de ‘ajan’ devşirirken, ülkede yaşanan olaylara da birebir müdahil olmaktan çekinmiyor.
 
Türkiye’nin iç politikasına İYİ Parti örneğinde görüldüğü gibi ‘tepeden’ yaptıkları müdahaleler ile yön vermeye çalışırken, seçtikleri bölgelerde düzenledikleri konferans ve seminerlerle bölgesel algıyı da istedikleri doğrultuda yönlendiriyorlar.
 
15 Temmuz darbe girişiminin ardından özellikle Almanya’nın FETÖ mensuplarına kucak açmasını Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu, “Almanya NATO bünyesindeki Gladio yapıları konusunda başı çekiyor. Almanya’nın FETÖ’ye çok ciddi kucak açtığını da görüyoruz. 15 Temmuz kalkışmasında NATO’nun birçok subayının Almanya’daki NATO tesislerinde kaldığı, korunduğu ve teslim edilmediği görünüyor. Yıllarca Türkiye’de nüfuz oluşturmayı çalışan Almanya, şimdi FETÖ’yü kullanarak politikalarını sürdürüyor.” sözleri ile açıklarken, Türkiye’de Alman dernekleri ile birlikte faaliyet gösteren vakıf ve dernekler aynı zamanda CIA’in yasal bağlantısı olan NED ile de ortaklıklarını sürdürüyor.
 
Türkiye’nin hem iç hem de dış politikasında, çevresindeki ülkelere tanıtılmasında ve İslam karşıtlığında önemli rol oynayan bu dernekler, buldukları yasal boşluklardan faydalanarak faaliyetlerine halen devam ediyor.
 
Şişli Belediyesi ile ortak çalışmalarına devam eden Türkiye Sosyal Ekonomik ve Siyasal Araştırmalar Vakfı'nın (TÜSES) İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ‘mesleki eğitim’ başlığı altında aldığı son ihale de bunun en güncel örneğini teşkil ediyor.