Mayıs ayında yaşanan olaylar ne anlatıyor?

Çin'in Wuhan kentinden dünyaya yayılan yeni tip koronavirüs (Covid-19) ile mücadele sürecinde tüm dünyanın evlerine kapandığı günlerde sokaklara taşan eylemler de son bulmuştu. ABD'de polis şiddetinin ardından George Floyd'un hayatını kaybetmesinin ardından başlayan protesto eylemleri dünya ülkelerindeki vatandaşları yeniden sokaklara döktü. Protestolar Avrupa ülkelerinde de sıçrarken, Türkiye'de mayıs ayında yaşanan olaylar soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Dünya, 2019 yılının son aylarında Hong Kong, İran ve Hindistan’da yaşanan toplumsal ayaklanmaların yankılarını tartışıyordu.

Demokrasi yanlısı, hükümet karşıtı gösteriler Hong Kong’te beş ay boyunca halkı sokağa dökerken, tarihin en büyük siyasi krizine dönüşecek yorumları yapılan protestoların şiddeti polisin güç kullanımına eş oranla artarak devem ediyordu. Pandeminin dünyaya yayılması ile Hong Kong bir süre sessizliğe büründü.

İran’da ise gelir eşitsizliği petrol bölgelerindeki halkı sokağa dökmüş, güvenlik güçlerinin hükümetin verdiği emir ile göstericilerin üzerine ateş açtığı ve sivil ölümlerine neden olduğu iddia edilmişti. Kasım Süleymani’nin ölümünün ardından İran sokaklarında hükümet karşıtı gösteriler devam ederken, Çin’den sonra Covid-19’un en hızlı yayıldığı ülkelerden olan İran’da uzun süredir sokaklar sakin.

Hindistan’da ise yeni vatandaşlık yasası halkı sokaklara dökmüş, eylemlerde kadınların yoğunlukta olması dünya gündeminde büyük yankı uyandırmıştı. Fakat pandeminin en fazla görüldüğü ülkede alınan önlemler, eylemlerin de sonlanmasını sağladı.

Pandemi mücadelesinde tüm dünya ülkeleri kapılarını dış dünyaya kapatırken, ABD’nin Minnesota eyaletinde bulunan Minneapolis kentinin güney mahallesinde, 25 Mayıs 2020 tarihinde akşam saatlerinde polis memuru tarafından nefessiz bırakılarak öldürülmesinin ardından birçok kentten gelen tepkiler eylemlere dönüştü.

ABD’nin önde gelen eyaletlerinde Floyd için protestolar sürerken, gösterilere Avrupa’dan da destek gecikmedi.

Protestolar zaman içerisinde yağmalara dönüşünce Washington’da güvenlik güçleri sokağa indi ve sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Covid-19 nedeniyle ülkede binlerce insan hayatını kaybederken, virüs protestoları durdurmaya yetmedi.

PROTESTOLAR DÜNYAYA YAYILMAYA MI ÇALIŞIYOR?

Floyd’un ölümünün ardından protestoların dünyaya yayılmasından ülkeler endişe ederken, her ülkenin dinamikleri doğrultusunda yeni ayaklanmalar da baş gösterdi.

22 Mayıs’ta Japonya’da aracıyla seyir halindeyken polis tarafından durdurularak aracında arama yapılmak istenmesinin ardından polis şiddetine maruz kaldığı görüntülerin sosyal medyada yayılmasının ardından halk sokağa döküldü.

Göstericiler ellerinde "Irkçılığı sona erdir" ve "Sizinle birlikteyiz" yazılı pankartlar taşırken, başkent Tokyo'nun önemli sembollerinden biri olan “Şibuya İstasyonu” önünde bir araya gelen yüzlerce gösterici, ABD'de polis şiddetinin ardından hayatını kaybeden, George Floyd'un ölümüne atıfta bulunarak 'Nefes alamıyorum' sloganları eşliğinde Japon polisinin şiddetine tepkisini dile getirdi.

Genellikle olaylara silahsız yaklaşımı ile bilinen Japon polisinin özellikle yabancılara yönelik sert tutumları eleştirilirken, yetkililerden henüz konuya ilişkin bir açıklama gelmemiş olması da dikkat çekiyor.

TÜRKİYE’DE NELER OLUYOR?

Türkiye’de son olarak Gezi olaylarının ardından süren sakinlik bozulmak mı isteniyor?

Sosyal medyada en fazla eleştirilenler arasında yer alan kutuplaşma, toplumun temelinde kendisine yer bulamıyor. Etnik ya da dini farklılıkların sosyal ve ekonomik bağlarının en girift yapılarını bünyesinde barındıran Türkiye’de, dönem dönem iç karışıklıklar yaşanmış.

Tarihin tozlu sayfalarında yer alan ve günümüzde ağır bir dille eleştirilen bu olayların ardından bugünün satır aralarında karşımıza çıkan haberler, Türkiye’de halkın dini, sosyal ya da etnik duygularına ilişkin detayları da bünyesinde barındırıyor.

İlk olarak 24 Nisan’da, Ramazan ayının ilk günü Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Cuma hutbesinde ‘Ramazan: Sabır ve İrade Eğitimi’ başlıklı konuşmasını, HIV ile LGBTİ+ ilişkilendirdiği şeklinde yorumlanırken tepkiler de gecikmedi.

Tepkinin boyutları Hollanda’ya kadar uzanırken, Diyanet İşleri Başkanlığı tepkilerin ardından yaptığı açıklamada, vatandaşlarımız bize sahip çıktı diyerek, herkese teşekkür etti.

İzmir’de 20 Mayıs’ta cami hoparlörlerinden, nisan ayı içerisinde iki üyesinin ölüm orucunda hayatını kaybeden iki üyesi tarafından gündeme gelen Grup Yorum tarafından seslendirilen ‘Çav Bell’ şarkısının yayınlanması, büyük tepki topladı.

‘Çav Bella’ şarkısının çalınmasına dair soruşturmada, eylemi düzenleyen ve eyleme ilişkin videoları övücü ifadelere yer veren sosyal medya kullanıcıları ile birlikte CHP eski il başkan yardımcısı Banu Özdemir de göz altına alındı. önce tutuklanan Banu Özdemir, ardından tahliye edildi.

Olayın ardından İzmir başsavcılığı, eylemi düzenleyen ve eyleme ilişkin videoları övücü ifadelerle sosyal medya hesaplarından paylaşanlar hakkında soruşturma başlattı ve olayın yinelenmesinin hemen ardından da birçok ilde ‘merkezi sistem’e geçildi. 


ÇAV BELLA NEDİR?

"Hoşça Kal Güzelim" anlamına gelen Çav Bella, II. Dünya Savaşı'nda, önce İtalya'da Mussolini sonra da Alman işgalcilere karşı mücadele veren İtalyan direnişçiler tarafından eşlerine söylenmiş bir sarkıdır.

Hemen ardından İstanbul’un Üsküdar ilçesindeki Ermeni Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi’nde yer alan haç sembolünü kırarak kaldırıma attığı kamera görüntüleri ortaya çıkan bir kişi gözaltına alındı. Hemen ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılan şahıs, tepkiler üzerine tekrar gözaltına alınarak tutuklandı.

Neredeyse eş zamanlı olarak haber ajanslarına düşen iki haber ise, Türkiye’nin etnik kökenlerinde yapılmak istenenleri yeniden sorgulamamıza neden oldu.

Şişli’de vurularak öldürülen Gazeteci Hrant Dink anısına kurulan Uluslararası Hrant Dink Vakfı’na 27-28 Mayıs 2020 tarihlerinde gönderilen bir e-postada; “Bir gece ansızın gelebiliriz” ifadelerini içeren tehdit mesajı yer alıyordu. E-posta’da ayrıca, Hrant Dink’in eşi Rakel Dink ve vakıf avukatı ölümle tehdit edilirken vakıf yetkililerinin de ülkeyi terk etmeleri isteniyordu.

Vakıf yetkilileri tehdit içeren mesajlarla ilgili Şişli Emniyeti ve İstanbul Valiliği’nin yazılı olarak bilgilendirildiğini duyururken, olayın ardından tespit edilen iki kişi tutuklandı.

31 Mayıs’ta Ankara’da Kürtçe müzik dinlediği gerekçesi ile bıçaklanacak öldürüldüğü iddia edilen Barış Çakan’ın hayatını kaybetmesinin ardından sosyal medyada tartışmalara neden oldu.

Kürtçe müzik ve ezan tartışması olarak lanse edilen olayı, Barış Çakan’ın babası Nihat Çakan, “Akşam ezanından 10 dakika önce abdest alan oğlum Barış Çakan'ı, mahalle arkadaşı B.A. dışarı çağırdı, gitmesini istemedim fakat kısa süre sonra döneceğini söylemesinin ardından izin verdim. Arkadaşının araması üzerine, 20 dakika kadar sonra 3 kişi tarafından bıçaklanmış olarak bulduk” sözleriyle anlatırken, sosyal medyada provokasyon amaçlı mesaj atan sosyal medya kullanımıları dahil onlarca kişi gözaltına alındı. Olaya karıştıkları tespit edilen 3 kişi tutuklandı. Olayın ardından Türkiye’de bir kez daha ‘ötekileştirme’ konusu bir kez daha gündeme geldi.

Hemen ardından sosyal medyayı sallayan yeni iddiada ise, ‘Rota’ ismiyle bilinen rapçi Bulut Alpman’ın gözaltına alındığını paylaştığı görüntüler yer aldı. Olayın ardından İstanbul başsavcılığı yaptığı açıklama ile iddiaları yalanladı.

HALK SOKAKLARA MI DÖKÜLMEK İSTENİYOR?

Günümüz sosyolojisinin arka planda ana donelerini oluşturan ‘ırk’ ve ‘etnik köken’ kavramları, zaman zaman ya da dönem dönem ‘öteki’ kavramı üzerinden yeniden gündeme geliyor. Bugün ABD’nin içerisinde bulunduğu sosyolojinin sınırlarını zorlayan siyahi ırkçılığı halkın sokaklara dökülmesine neden olurken, özellikle mayıs ayında Türkiye’de meydana gelen ve ‘etnik’ kökenler üzerinden değerlendirilen olaylar, birçok kişide soru işaretleri oluşturdu.

Sosyolojik ve psikolojik açıdan Covid-19 nedeniyle yorulan dünya halkları hükümetlere ve kolluk kuvvetlerine tepkilerini dile getirirken, ‘azınlık’ hakları çerçevesinde olayların Türkiye’ye yansımasından da endişe ediliyor.

Olayların Türkiye’de bir tür eyleme dönüşmemesi için sosyal medya üzerinden ‘itidal’ çağrısı yapanların sayısı gün geçtikçe artarken, siber suçlarla mücadele ekipleri de kışkırtıcı mesajlar paylaşan bu kişilerin yakalanması adına çalışmalar yürütüyor.

Pandemi mücadelesine ‘normalleşme’ süreci ile devam eden Türkiye’de vatandaşların bir arada yaşama kültürüne darbe vuran bu olayların yaşanmaması için güvenlik güçleri de çalışmalarını sürdürüyor.