Türkiye Pentagon’dan hızlı davrandı

Son bir yıldır Suriye’den Amerikan askerlerini çekeceğini açıklayan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, 6 Ekim’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiği telefon konuşmasının ardından ABD askerlerinin Suriye’nin kuzeydoğusundan çekileceğini açıklamıştı. Amerikan iç siyaseti henüz Trump’un ABD askerlerini çekmek kararının şok etkisini atlatamamışken Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeydoğusunda askeri operasyon başlatma kararı ikinci şok dalgasına sebep olmuştu.

Türkiye Pentagon’dan hızlı davrandı

Trump’un çekilme kararının ardından Türkiye uzun süredir planladığı askeri operasyona başlamaya ve sorunsuz bir şekilde ilerlemeye fırsat bulmuş oldu. Barış Pınarı Harekatı olarak nitelendirilen askeri harekat kapsamında Türkiye hem sınır güvenliğini sağlamayı hem de sığınmacı konumuna düşen Suriyelilerin yerleşebilecekleri güvenli bir yerleşim yeri oluşturmayı amaçlamıştır. PKK’nın Suriye uzantısı olan YPG terör unsuruna karşı başlatılan harekata pek çok ülke karşı çıkmıştır, özellikle ABD’li Cumhuriyetçi ve Demokrat siyasetçiler. Barış Pınarı Harekatı’nın ABD’de oluşturduğu şok dalgaları yakından incelendiğinde Washington’daki kurulu düzenin Ortadoğu ya da Güney Asya coğrafyasında barış arayışından ziyade tamamen istikrarsızlık peşinde olduğu göz çarpıyor.

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle ABD’nin Soğuk Savaş zaferini ilan etmesinin üzerinden 28 yıl geçti. Dünya Roma imparatorluğu döneminde olduğu gibi küresel düzene Amerikan Barışı’nın hakim olacağını hayal ederken Küresel sistem çökme noktasına gelmiş ve dünya uzun yıllar sürecek bir kaotik döneme uyanmış oldu. SSCB’nin tarih sahnesinden çekilmesine paralel olarak uluslararası toplumun eline geçen sadece Irak, Yugoslavya, Afganistan, Libya ve Suriye’de toplumları parçalayan, merkezi yönetimleri çökerten krizler ve istikrarsızlıklar oldu. Süregelen bu kaotik dönemin odağındaki ülke ise Amerika Birleşik Devletleri’ydi.

Türkiye, Suriye iç savaşının başladığı günden beri güney sınırında varlık gösteren ve diğer ülkeler tarafından hiçbir şekilde imtiyaz göstermeyeceğini ve kabul etmeyeceğini tüm mercilerde dile getirmişti. Bu çerçevede DEAŞ terör unsurlarının sınırdan temizlenmesi amacıyla 2016 Ağustos ayında Fırat Kalkanı Harekatına başlanmıştı. Yine aynı şekilde Suriye’nin kuzeybatısında bulunan PKK’nın Suriye uzantısı YPG’ye karşı da 2018 Ocak ayında Zeytin Dalı Harekatı’nı gerçekleştirmişti. 3’üncü harekat olan “Barış Pınarı Harekatı” ise ABD’nin oyalamalarına rağmen 9 Ekim 2019’da başladı. Daha önceleri başlanması planlanan harekat ABD’deki kurulu düzen nedeniyle hep ertelenmek zorunda kalmıştı. Nitekim Trump, yaklaşık bir yıl önce, 2018 Aralık ayında da ABD askerlerini bölgeden çekme teşebbüsünde bulunmuş, ancak o sırada Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton olmak üzere Washington’daki müesses nizamın temsilcileri sergiledikleri dirençle ve yeri geldiğinde istifa yoluna başvurarak bu talimatın yerine getirilmesini engellemişlerdi.

Nihayetinde sekiz yıldan uzun süredir süren ve kaotik dönem zincirindeki son halka olan Suriye iç savaşına son vermek için Türkiye 9 Ekim 2019 Çarşamba günü harekata geçti. Türkiye’nin başlattığı harekat, bölge ülkelerinin kaynaklarını tüketen ve terör tehdidini farklı kisveler altında canlı tutan bir istikrarsızlık sürecine nokta koymak için büyük bir öneme sahiptir. Barış Pınarı Harekatı’nın kapsamında, bir zamanlar Suriye devletinin sınırını oluşturan, ancak son dört yılda ABD’nin askeri desteğiyle PKK/YPG terör örgütünün sözde kantonlarının hakimiyet alanı haline getirilen Tel Abyad ve Rasulayn ilk hedefler oldu. 

Türkiye Pentagon’dan hızlı davrandı

Türkiye bu sefer Pentagon’dan hızlı davrandı. Türkiye, daha önceleri Trump’un çekilme kararını bir şekilde engelleyen Pentagon’a çelme atmış oldu. Trump’un bir kez daha fikir değiştirmesine ya da Pentagon’un karanlık koridorlarında, “Barış Pınarı’nın kesilmesine” neden olacak bir entrika planlanmadan Barış Pınarı Harekatı’na başladı. Diğer iki askeri harekatta da olduğu gibi terör örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ağır kayıplar verdireceğini umanları bir kez daha hayal kırıklığı bekliyordu. Fakat terör örgütüne binlerce tır mühimmat ile silah desteği sağlanmasına ve askeri eğitim verilmesine rağmen yalnızca beş gün içinde TSK ve Suriye Milli Ordusu Rasulayn’dan Tel Abyad’a kadar olan 120 kilometrelik hattaki yerleşim birimlerinde büyük bir hızla kontrolü sağladığı gibi, Halep’ten Kamışlı’ya giden M4 otoyoluna da zorlanmadan ulaşarak stratejik önemi haiz hattı tuttu.

Harekatın bu denli hızlı ilerlemesi hem Türkiye’de hem de uluslararası kamuoyunda birtakım soruları da akıllara getirmiştir. Bu denli hızlı ilerleyen, Suriye’de dengeleri ve haritaları değiştirme kabiliyeti yüksek olan bir NATO üyesinin ordusu neden daha önce kullanılmadı? ABD’nin TSK yerine partner olarak terör örgütü PKK/YPG’yi seçmesindeki etken nedir? Bunlar dışında, 2001 yılında Afganistan’ı, 2003 yılında Irak’ı işgal eden ABD nasıl olup da bunca yıldır bu ülkelerde istikrarı temin edemedi?

ABD’nin Irak’ta barışı sağlaması bir yana, daha 2017 yılının eylül ayında Irak neredeyse bölünmeyle sonuçlanacak bir kaosa sürüklenmişti. Nitekim Afganistan’da da durum aynı. Taliban her an merkezi hükümeti devirmenin eşliğinde ve ABD ile çekilme şartları üzerine müzakereler yürütüyor. ABD’nin başrolde olduğu her bölgede istikrarsızlık göze çarpıyor. Nitekim Afganistan ve Irak’ın işgalinde yüz binlerce sivil hayatını kaybetmişti. Aynı durum Suriye’de yaşanmıştır. Rakka’nın işgalinde, Deyri Zor’un işgalinde terör örgütü PKK/YPG’ye hava desteği sağlayan ABD, 10 binlerce sivilin hayatını kaybetmesine neden olmuştu.

ABD’nin işgal ettiği her bölgeyi istikrarsızlaştırmasının aksine Türkiye düzenlediği her askeri operasyonda sivillerin hayatlarına önem vermiş, var olan rejimin milli bütünlüğüne saygı göstermiştir. Nitekim Türkiye’nin harekatlarının sonucunda bölge istikrara kavuşmuştur, halk refaha kavuşmuş ve güven içinde hayatlarını idame ettirmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri korkulan bir ordu değil de her daim beklenen bir ordu olurken, Türkiye ise her daim özlem duyulan bir devlet olmuştur. Bu çerçevede Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı'nın ABD’deki siyaset ve bürokrasi çevrelerinde oluşturduğu şok dalgalarını yakından incelendiğinde Washington’daki kurulu düzen Orta Doğu ya da Güney Asya coğrafyasında barış arayışında değil, tamamen istikrarsızlık peşinde olduğunu görülüyor. Nitekim Suriye’deki gelişmeleri ABD başkanı adına takip eden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ile 2018 yılı sonuna kadar “DEAŞ ile Mücadele Koalisyonunun” sözcülüğünü yürüten Brett McGurk’un bu konuda verdikleri tepkileri incelemek fikir verecektir.

2015 yılında senatör Lindsey Graham’ın ABD Kongresi’nde dönemin Savunma Bakanı Ashton Carter’ı Amerikan ordusunun PKK/YPG’yi silahlandırması nedeniyle haşlaması, Türkiye gündeminde büyük yankı uyandırmıştı. O dönemde YPG’nin PKK’nın Suriye uzantısı olduğunu dile getiren Graham, Barış Pınarı Harekatı’nın başlamasıyla birlikte ise terör örgütünün avukatlığına soyundu. Graham, Kongre’de Türkiye’yi hedef alacak ağır bir yaptırım tasarısı için Demokratlarla iş birliğine giderken, harekatı durdurmak için devreye giren çevrelerin de sözcüsü haline geldi.

Senatör Graham’ın dışında ABD’de Türkiye’nin düzenlediği askeri harekata çıkan pek çok üst düzey isim mevcut. PKK/YPG’ye operasyon düzenlenmesine karşı çıkan Brett McGurk, eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, eski ABD Savunma Bakanı James Mattis, ABD Başkan yardımcısı Mike Pence, ABD Merkezi Haber alma Teşkilatı'nın Milli Haber alma Konseyi eski başkan yardımcısı Graham Fuller ve önceki ABD başkan yardımcısı Joe Biden. Özellikle Brett McGurk, harekatın başladığı ilk andan itibaren ülkesinin PKK/YPG’ye ihanet ettiğini ifade etmekten çekinmediği gibi, uzun yıllardır, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti kurulması için Washington’da yatırım yapan çevrelerin de sözcüsü haline geldi.

Son olarak bölgeyi istikrarsızlaştırmak isteyen ve bölgede PKK/YPG üzerinden İsrail’e müttefik bir devlet kurmak isteyen bu tüm isimler ve ABD’nin kurulu sistemi içerisinde yer alan diğer isimlerin akıl hocası, ilham kaynakları akademisyen David L. Phillips ve eski diplomat Peter W. Galbraith’dır. Halen Columbia Üniversitesi’nde “Barışın Tesisi ve İnsan Hakları Programı” Direktörü olarak görev yapan Phillips, 2007 yılından bu yana Irak ve Suriye topraklarının parçalanarak bir Kürt devleti tesis edilmesi ve bunun PKK/YPG eliyle yapılması konusunda aktif olarak çaba harcamış bir isim. Nitekim Phillips’in 2017 yılında yayımlanan “The Kurdish Spring: A New Map of the Middle East” (Kürt Baharı: Ortadoğu’nun Yeni Haritası) ve 2018 yılında yayımlanan “The Great Betrayal: How America Abandoned the Kurds and Lost the Middle East” (Büyük İhanet: Amerika Kürtleri Nasıl Terk Etti ve Ortadoğu’yu Kaybetti) adlı kitapları kendisinin Mezopotamya bölgesinde İsrail’e müttefik bir devlet kurmak isteyenlerle yolunun nasıl birleştiğini ortaya koyuyor. 

Türkiye her şeye rağmen, yaşanan gecikmelere rağmen “Barış Pınarı Harekatı” başladı. Pek çok ülkenin ve ABD’li siyasi ve akademisyenlerin rahatsız olmasının başlıca nedeni 10’larca yıldır hedefledikleri planların gerçekleşemeyecek olmasıdır. Türkiye düzenlemiş olduğu ve şu anda devam eden askeri harekat ile bölgede istikrarsızlığı destekleyen ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda hareket eden tüm kesimleri al aşağı etmeyi başarmıştır.