Türkiye-NATO ilişkilerinin seyri

Fransız Le Monde gazetesi, mevcut gelişmeler ışığında Türkiye’nin NATO’dan ayrılmak istemesi ihtimali yönündeki korkunun hala devam ettiğini savundu. Rus yapımı S-400 hava savunma sisteminin alınmasını ve ABD’nin PYD/YPG’ye silah yardımı yapmasını da gerginliği tetikleyen iki ana unsur olarak belirtti.

Türkiye-NATO ilişkilerinin seyri

Türkiye ile ABD arasında yaşanan keskin politik çıkar ayrılıkları nedeniyle bozulan ilişkilerin, ABD’nin PYD/YPG’ye binlerce tır silah sağlaması, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 yüksek irtifa hava savunma sistemi alması ile hissettirilmesede doruğa çıktığını ifade eden gazete, ABD ile olan ilişkiler nedeniyle Türkiye ve NATO ilişkilerinin daha kötüye doğru gideceği yönünde endişelerin büyüdüğünü belirtti.

Sputniknews’ten edinilen bilgilere göre, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana batılı devletlerle yakın ilişki içinde olduğuna, ancak asla öngörülebilir bir müttefik olmadığına dikkat çekilen yazıda, ABD ile ihtilafların birçok kez ön plana çıktığı kaydedildi.

Türk ordusu 1974’te Kuzey Kıbrıs’a girdiğinde Amerikalıların silah teslimatlarına ambargo koyduğunu hatırlatan gazete, 2003’teyse Türkiye’nin ABD’nin dönem başkanı George W. Bush’un Saddam Hüseyin’e yönelik operasyona katılmak üzere 62 bin Amerikan askerinin geçişi talebine tezkere çıkarmaması sonrasında iki ülke arasındaki ilişkilerin gerildiğini kaydetti.

Bunların yanında Türkiye’nin hiçbir zaman geleneksel ittifaklara katılmayı reddetmediğine dikkat çekilen yazıda, Ankara’nın, NATO füze savunma sistemine ait radarın kendi topraklarına konuşlandırılmasını kabul ettiği, ayrıca 2013’ün başında NATO’nun Suriye sınırında Patriot füzelerini konuşlandırmasına da karşı çıkmadığı vurgulandı. Fransız gazete ayrıca 2015’te Rusya ile yaşanan uçak krizinin ardından Ankara’nın NATO’ya toplanma başvurusunda bulunduğuna dikkat çekti.

ABD ile anlaşmazlıkların bazen milliyetçilik amaçlar uğruna kullanılmasına rağmen Türkiye’nin ‘köprüleri yakma’ niyetinde olmadığını hatırlatan gazete, Ankara’nın olanaklarının farkında olduğunu ve kendi çıkarlarını güç kullanarak ön planda tuttuğunu ifade etti.

Le Monde diplomatique, NATO’da ordusu en büyük olan 2. ülke olan Türkiye’nin İncirlik Hava Üssü’nü müttefiklerinin kullanımına açtığına, boğazları kontrol ettiğine ve NATO üyeleri arasında tek Müslüman ülke olduğuna dikkat çekerek, bu ülkenin şimdiye kadar ABD’nin bölgedeki politikalarının kilit Avrasya ‘merkezi’ olmaya devam ettiğini vurguladı.

Makalede, Batı’nın Ankara’nın ‘de fakto’ oynadığı eksen rolünün korunmasını kesinlikle gerekli gördüğüne dikkat çekilerek, karşılıklı güvenin S-400’leri satın alma kararından dolayı sekteye uğrasa da çıkarlar hala birbirilerine yakın olmaya devam etmesinin önemine vurgu yapıldı, bu nedenle de Türkiye’nin, zamanında (Fransa’nın dönem başbakanı) General (Charles) de Gaulle’ün yaptığı gibi, periyodik olarak baş belası gibi davransa da NATO’da kalmaya devam ettiği ifade edildi.

Türkiye ve Rusya arasındaki ikili ilişkilere de değinen gazete, iki ülke arasındaki etkileşimin kısa vadede önemli ölçüde Suriye krizinin nasıl gelişeceğine ve çözüm için yapılan müzakerelere bağlı olacağını kaydetti.

Türkiye’nin batılı müttefiklerinin aksine Rusya’yı düşman ya da tehdit olarak görmediği belirtilen makalede, her iki ülkenin de işbirliğine duyduğu karşılıklı ilginin etkileşimin tamamen kopacağı bir senaryoyu olası kılmadığı vurgulandı.

İki ülke arasındaki ilişkilerin gerilme olasılığı bulunsa da Türkiye’nin Rusya’nın Suriye’de kilit müttefiki olmaya devam edeceği ifade edilen yazıda, diğer yandan (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan’ın da Rusya’yı, ülke için hayati önemi olduğuna inandığı Kürt sorununu kontrol altında tutmanın bir yolu olarak gördüğünün altı çizildi.

Makalede, “Taktiksel sorunlar yaşama olasılığı her zaman bulunsa da Ankara, Rusya’nın bölgedeki politikasının Amerikan siyasetine göre daha az zararlı olduğuna inanıyor” vurgusu yapıldı ve şöyle devam edildi:

“Sonuç itibarıyla Türkiye’nin dış politikasındaki değişimler, uzun süreli kimlik arayışına ve uluslararası ilişkilerin paradigmalarını dikkate alma konusunda nispeten yeni olan çabasına bağlı. Sözümüz ona gelişmekte olan ülkeler, büyük çeşitliliği ile farklılık yaratıyor, uluslararası arenada kendi seslerini duyuruyor ve eski dengeleri bozuyor. Türkiye, dünyadaki bu değişimlerin bir örneği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) beş daimi üyesinin yönettiği uluslararası düzenin kabul edilemez olduğunu düzenli bir şekilde ifade ediyor. Böylelikle Türkiye’nin geleneksel müttefikleri, bu ülkenin konjonktür pozisyonları ile önümüzdeki yıllarda varsayımsal olarak yapısal rolde olacak şeylerin arasındaki farkı görmeyi öğrenmeli.”