Türkiye Kontrgerilla ile nasıl tanıştı?

Esrarengiz komplolarla özdeşmiş, Soğuk Savaş döneminin ürünü olan Gladio ile Kontgerilla olgusu, ülkemizde ne zaman bir terör olayı yaşansa gündeme geliyor. Geçmişten günümüze, provokatif yönü ağır basan tüm olayların arkasında bu tür yapıların olabileceği zaman zaman vurgulanıyor. Peki Gladio, Kontgerilla ve Ergenekon’un birbiriyle olan ilişkisi ne?

Türkiye Kontrgerilla ile nasıl tanıştı?

Kontrgerilla nedir?

Kontrgerilla kavramı, ülkemizde gerilla güçlerine karşı kurulmuş bir güç olarak tanımlanmıştır.  Bir diğer anlamı Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü olan NATO bünyesindeki ülkelerde sol örgütlenmeye karşı oluşturulan yasa dışı örgütlenmelerinin adıdır. Aynı zamanda Kontrgerilla askeri bir ihtiyaçtan kaynaklanan meşru ve efektif bir muhariptir. Bir çok kaynakta, Türkiye’de ilk Kontrgerilla şubesinin NATO üyeliğiyle eşzamanlı olarak 4 Nisan 1952’de açıldığı ve Alparslan Türkeş’in de katkılarıyla gizli ordunun kurulduğu belirtilmektedir. 1952’de Türkiye’de 320’si Dışişleri Bakanlığında, 144’ü Güvenlik Teşkilatında, 42’si Ticaret bakanlığında 507 Amerikalının çalışmakta olduğunu anımsayalım.

1953’de kurulan ve Ankara Bahçeli Jussmatt (Amerikan askeri yardım heyeti) binasında faaliyet gösteren kontrgerilla karargahının adı Seferberlik Tetkik Kuruluydu ve kuruluş amacı, düşman kuvvetlerinin saldırısı ve yurdun bazı bölümlerini ele geçirmeleri halinde düşman kuvvetlerine karşı gayri nizami savaşa girecek mukavemet grupları örgütlemekti.

Söz konusu dönemde düşmanın kim olduğu gayet netti. Sistemi tehdit eden sosyalistler ve komünistler baş düşmanlardı. Sözü edilen birliklerin eğitilmesi için Amerika’dan hocalar getirildi ve ABD’ye de subaylar yollandı. 1965 senesinde Seferberlik Tetkik Kurulu yeniden yapılandırıldı ve adı Özel Harp Dairesi olarak değişti. 1990’larda ise örgüt karşımıza Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olarak çıktı. Bu  örgütlenmeler NATO Anlaşmasının gizli maddesi gereği, doğrudan NATO’ya bağlıydı ve yalnızca savaşta değil barışta da komünistlere ve sol tehdide karşı iç politikada da kullanılmışlardı. Yine diğer ülkelerde olduğu gibi, örgütte sivil unsurlar da yer almaktaydı. Öte yandan Türkiye Gladyo’sunun 1960 ve 1980 dönemlerinde baskın olarak çeşitli faşist gruplardan oluştuğu ve diğer faşist kurumlar ve mafya gruplarından da desteklendiği biliniyordu.

Gladio nedir?

Gladio 1950'li yılların ilk döneminde yapılanmaya başlamış bir olgudur. Gladio kavramı, aslında NATO'nun Merkezi İstihbarat Teşkilatı-CIA ve İngiliz gizli servisleri destekli ‘’stay behind’’ olarak bilinen büyük çaplı ve gizli bir operasyonunun yalnızca İtalya ayağıdır. Gladio, ilk kez 1944 senesinde Yunanistan’daki komünistlere karşı gerçekleştirilmişti. İngiltere’yi protesto eden komünist grupların üzerine LOK adlı gizli ordu mensuplarınca ateş açıldı. NATO’da gizli orduları “Müttefik Gizli Komite” (ACC) koordine etti. NATO üyesi olmayan bazı ülkelerin gizli orduları buraya bağlıydı. Bu gizli ordu 1990’dan itibaren İtalya’da ortaya çıkarılan Gladio adıyla bilinir oldu. Türkiye’de Gladio kavramından daha çok Kontgerilla olarak söz edilir. Gladio’nun öncelikli faaliyet alanı İtalya olmuştur ve görünen en büyük kısmı İtalya'da ortaya çıkmıştır. Bu sebeple operasyon ve yapılanma dünya kamuoyunda ’Gladio Operasyonu' olarak geçmiştir. Söz konusu Gladio yapılanması, bu sebeple Türkiye'de ilk olarak Kontrgerilla olarak adlandırılmıştır. Sonrasında ise, Özel Kuvvetler Komutanlığı'na dönüşecek olan Özel Harp Dairesi' ile ilişkilendirildi. Özel Harp Dairesi'ni bütünüyle Gladio'nun bir ürünü olarak düşünmek yanlış olabilir.

Bu tür yapılanmalar soğuk savaş dönemlerinde stratejik planlamaların bir gereği olabilir ancak bu yapılanmaların, zaman içinde varlık nedenlerini ve resmi görevlerinin sınırlarını aştıkları ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda bu tür yapılanmaların bulunduğu ülkelerde Gladio mensuplarının yurtiçinde de birtakım istikrarsızlaştırma operasyonlarında kullanıldıkları ortaya atılmıştır. Ülke içinde ideolojik savaş çatışmalarının bir aracı haline geldikleri de iddialar arasındaydı. Stay behind örgütlerinin bazı ülkelerde büyük skandallara yol açmış olmasının nedeni, asıl kuruluş gerekçesi ya da varlığından ziyade, birtakım yurtiçi operasyonlarda temel amaçları dışında kullanılmış olmaları.

Ergenekon ile bağlantısı

Ergenekon kavramının ortaya çıkışı 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduya yapılan operasyonda 27 el bombasının bulunmasıyla başladı. Bu kapsamda gözaltına alınanlardan çok sayıda isim oldu. Önemli isimlerden biri de Piyade Komando Astsubayı olan ve bir sakatlık nedeniyle emekliye ayrılan Oktay Yıldırım’dı. Yıldırım’ın evinde ve çalıştığı işyerinde ele geçirilen belgelerden biri, ‘’Lobi’’ adını taşıyordu. Üzerinde çok gizli yazan bu dosyada, Ergenekon’un lobi örgütlenmesinden söz ediliyordu. Buradan, Ergenekon adı ele geçirildi ve bu belgelere dayanılarak örgüt ismi olarak kullanıldığı anlaşıldı. Böylece Türkiye Ergenekon ismi ile karşılaşmıştı.

Ergenekon soruşturmaları, Gladio örgütlenmesinin benzeri olan Kontrgerillanın Türkiye’de tarihe gömülebilmesi için önemli bir fırsat oluşturmuştu. Öyle ki, Susurluk soruşturmaları sırasında kontrgerilla ile ilişkili olduğu belirlenen ama dokunulamayan Derin Devlet Örgütü, Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Birimi’nin (JİTEM) kurucuları olan Veli Küçük ve Arif Doğan gibi isimler tutuklandı. Öyleki bu fırsat, Arif Doğan’dan çıkan JİTEM’in arşivinin Ergenekon davasının 2’inci iddianamesinin ek belgelerine sansürlenerek konulmasıyla kaçırıldı. Üstelik çok sayıda karanlık operasyonun planlanmasına dair bilgilerin yer aldığı bu arşivin gizlenmesiyle yetinilmedi, Ergenekon soruşturmaları darbe girişimleri ile sınırlandırılarak faili meçhul cinayetler ve kayıpları da kapsayan çok sayıda karanlık operasyonun üzeri bir kez daha örtüldü.

Böylelikle anlaşıldı ki, NATO üyesi ülkelerde gözden çıkarılan Gladio, Türkiye’de çok farklı bir amaca daha hizmet ettiği için tasfiye edilmeyecekti. Türkiye’nin 9’uncu Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’in 17 Nisan 2005 tarihinde CNN Türk’te yayınlanan bir programda söyledikleri bu bakımdan son derece açıklaydı. Demirel,’‘Derin devlet, devletin kendisidir. Askerdir derin devlet, Cumhuriyet’i kuran askerler devletin yıkılmasından daima korku duyar. Halk ise bazen sağlanan hakları suistimal eder, yürüyüş hakkı verildiğinde gidip cam çerçeveyi indirir ve güvenlik güçleriyle çatışır. Derin devlete ülkenin muhtaç olması, ülkenin yönetilememesinden kaynaklanır’’ ifadelerini kullanmıştı.