Türkiye İdlib için nasıl bir politika izleyecek?

Suriye’nin yaklaşık 4 milyon nüfuslu İdlib kentinin 29 ay önce çatışmasızlık bölgesi ilan edilmesine rağmen burayı sürekli bombalayan Rusya ve İran destekli Esad rejimi, Türkiye sınırına doğru yeni bir göç dalgasını tetikliyor. Sivillerin korunması ve barınması için güvenli hat oluşturmak üzere İdlib’e giden Türk konvoyuna saldırı, bardağı taşıran son damla oldu. Türkiye, rejim ve işbirlikçilerine rağmen bölgede sivillerin güvenliği için alınacak önlemleri yerine getirmekte kararlı.

Suriye’deki iç karışıklığın sona erdirilmesi amacıyla Türkiye, Rusya ve İran arasında yürütülen Astana süreci kapsamında, 30 Aralık 2016 tarihinde ateşkes ilan edildi. 14-15 Eylül 2017 tarihindeki Astana sürecinin altıncı turunda, Rusya ve İran’ın garantörlüğünde İdlib vilayeti ve çevresi, çatışmasızlık bölgesi kabul edildi.

Mutabakat uyarınca garantör üç ülke, çatışmasızlık bölgesinin sınırlarını teşkil eden güvenli bölgelerde kontrol ve gözlem noktaları konuşlandırmayı kararlaştırdı. Türkiye, bu mutabakatın öngördüğü şekilde Esad rejimi ile muhalefetin çatışmasını önlemek, sivillerin zarar görmesinin önüne geçmek amacıyla İdlib’te 12 ayrı gözlem merkezi oluşturdu.

 YÜZLERCE KEZ ATEŞKES İHLALİ

Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaşın sona erdirilmesi için Türkiye, 2016’da Rusya ve İran’la başlattığı Astana sürecinin yoğun ihlallere rağmen devam etmesi için yoğun çaba gösterdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 17 Eylül 2018’te Soçi’de Suriye’nin İdlib kentindeki ateşkesi korumak için bir dizi önlem üzerine anlaşmaya vardı. Bu çerçevede, cephe hatları boyunca silahsızlanma bölgesi kurulurken, 10 Ekim 2018'de muhalifler, söz konusu bölgeden ağır silahlarını çekti.

Rejim ve Rusya’nın hava saldırıları sona ererken o dönemde 80 bin sivilin evlerine dönmesinin yolu açıldı.

Ancak Rusya ve İran destekli rejimin Soçi mutabakatına rağmen son 1,5 yılda İdlib’e yönelik saldırıları zaman zaman yoğunlaştı. Bombardımanlarda yaklaşık 2 bin sivil can verirken, bir milyonun üzerindeki Suriyeli Türkiye sınırına doğru göç etti.

Terör örgütlerinin cirit attığı Suriye’deki rejim, halkının güvenliğini sağlamada yetersiz kaldı. Ancak Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik düzenlediği son harekât Barış Pınarı sonrası terör örgütleri PKK/YPG ile DEAŞ unsurlarının bölgeden çıkarılmasından sonra Rusya ve İran destekli Esad rejimi, kendisinin temizleyemediği bölgeleri kontrol altına almaya başladı.

Eli güçlenen rejim, Rusya ve İran’ın da garantör olduğu Astana sürecinde çatışmasızlık bölgesi ilan edilen İdlib’e yönelik saldırılarını da artırdı. 

YENİ GÖÇ DALGASI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Esad rejiminin İdlib’e yönelik saldırılarının arttığına ve Türkiye’yi tehdit eden yeni bir göç dalgasına, 19 Aralık 2019’da Malezya’daki Kuala Lumpur Zirvesi’nde dikkati çekti. Erdoğan o dönemde Esad’ın saldırıları dolayısıyla 50 bin insanın daha Türkiye sınırlarına doğru göçe başladığını duyurdu.

Rusya ile İran destekli rejimin Türk konvoyuna İdlib’te düzenlenen saldırıya ilişkin Ukrayna ziyareti sırasında konuşan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"İdlib’teki gelişmeler her geçen gün ne yazık ki artık altından kalkılamaz bir duruma geldi. Çok sabrettik ve öyle ki rejimin maalesef Rusya'nın da görmezliğiyle yapmış olduğu varil bombalarıyla vesaire saldırılar neticesinde 3-4 milyonun yaşadığı İdlib’ten insanlar bizim sınırımıza doğru yürüdüler.

Son gelen rakamlara göre bir milyon insan Türkiye sınırına doğru yürüyor. Zaten Türkiye’de 4 milyona yakın Suriyeli var. Tabii şimdi bu gelecek olan 1 milyon insanı biz bu arada nerelere yerleştireceğiz?

Bir taraftan da tabii bu mülteciler ülkemize geliyor, artık bunları tabi kabullenmekte zorlanıyoruz. Onun için karşı tedbirler alma durumunda kaldık ve şimdi bunları kendi yerlerinde Suriye'de özellikle nasıl iskan ederiz bunun çalışmasını yapıyoruz.”

İdlib’te 3 Şubat’taki rejimin saldırısında 8 kişinin şehit edildiğini de hatırlatan Erdoğan, “Tabii artık dedik ki olacak gibi değil ve bu noktada cevaplar verildi. Gerek hava gerek kara olmak üzere yoğun bir şekilde bunlara gerekenleri yapıyoruz, gereken bedelleri ödetiyoruz ve ödetmeye de devam edeceğiz. Temenni ederim ki Astana ve Soçi mutabakatları çerçevesinde herkes yükümlülüğünü bilsin ve bu yükümlülük çerçevesinde de burada çalışmaları sürdürelim" diye konuştu.

RUSYA VE İRAN’A YÜKÜMLÜLÜK ÇAĞRISI

İdlib’teki saldırıya ilişkin Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise Türk konvoyunun bölgeye intikalinin Rus tarafına iki kez bildirildiğini hatırlatarak, “Bu iletişim ve bilgilendirmelere rağmen, tüm bu önlemlere rağmen, rejim tarafından gece saat 01.13'te unsurlarımıza karşı ateş açılmıştır. Talimatlar doğrultusunda ve meşru müdafaa çerçevesinde oradaki unsurlarımız tarafından Rejim hedeflerine karşı anında gerekli mukabele misliyle gösterilmiştir. Şu ana kadar 54 rejim hedefi ateş altına alınmış, çeşitli kaynaklardan aldığımız bilgilere göre şu ana kadar 76 rejim askeri etkisiz hale getirilmiştir” bilgisini verdi.

Bakan Akar, "Astana ve Soçi mutabakatları çerçevesinde bir an önce ateşkesin sürekliliğini, birliklerimizin güvenliğini, göçün önlenmesini, zor arazi ve mevsim koşullarında büyük bir insanlık dramı yaşayan Suriyeli kardeşlerimizin güvenliğini sağlamak maksadıyla gerekli her türlü tedbir alınmıştır, alınmaktadır” şeklinde konuştu.

Akar, Astana ve Soçi mutabakatları çerçevesinde Türkiye’nin üzerine düşeni yaptığını hatırlatarak, aynı şekilde garantör ülkeler Rusya ve İran’ın da üzerine düşeni yapması gerektiği çağrısında bulundu.

“GÜVENLİ HAT” ÇABASI

Nüfusu 4 milyonu bulan İdlib’teki halkın bölgede kalabilmesi için Türkiye, Rusya ve İran destekli rejim birliklerinin karadan ilerleyişini durdurarak göçün önlenmesi amacıyla yeni tedbirler almak istedi.

Türkiye, M-4 ve M-5 karayollarının birleştiği nokta boyunca Serakib ilçesini de içerisine alacak güvenli bir hat oluşturmak amacıyla harekete geçti. Bu çerçevede son dönemde güvenli hat için bölgeye tahkimat da dahil sevkiyat hızlandı.

Esad rejimi ise bulunduğu ekonomik sıkıntılardan kurtulmak, ticaret yollarını kendi açılarından güvenli hale getirmek için M-4 ve M-5 karayollarının kontrolünü sağlama peşinde.

İdlib’in güneyindeki Mer’atul-numan’a giren rejim askerleri Serakib ilçesinin 4 köyünü de gele geçirdi. Ticaret yolunu ele geçirerek rejimin ayakta kalmasını sağlamak isteyen Esad, güvenli hat için Serakib bölgesine gönderilen Türk konvoyuna, 3 Şubat Pazartesi gününün ilk saatlerinde Rusya’ya iki kez bilgilendirme yapılmasına rağmen saldırı düzenletti. Yoğun topçu atışı ile gerçekleştirilen saldırılarda, 7’si asker, biri sivil olmak üzere 8 kişi şehit oldu.

RUSYA, SÖZÜNDE DURMUYOR

Türkiye’nin çağrısı üzerine 12 Ocak’ta Rusya garantörlüğünde ateşkes devreye girmişti. Rusya’ya Serakib bölgesine konvoy gönderildiği iki kez bildirildiği halde Esed rejimi askerlerinin Rusya’dan izinsiz saldırı düzenlemesi imkansız.

Daha önce Fırat’ın doğusuna yönelik Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı sırasında terör örgütü PKK/YPG’nin Güvenli Bölge dışarısına çıkarılacağı sözünü veren Rusya, verdiği sözleri yerine getirmedi.

Rusya’nın araya girerek Türkiye’nin operasyonu durdurmasının ardından terör örgütleri, Türk askeri birliklerine ve bulundukları üslere birçok kez saldırı düzenledi. Tıpkı İdlib’te rejimin arkasına Rusya’yı alarak Mehmetçik’e saldırı düzenlediği gibi, Fırat’ın doğusunda da terör örgütü PKK/YPG Rusya’yı arkasına aldı.

Rusya’nın sözünde durmadığı/duramadığı yine Libya sorununun çözümü sırasında da gün yüzüne çıktı. Türkiye’nin diplomatik yollardan çözüm arayışı sırasında Rusya’da meşru hükümet Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile muhalif Hafter masaya oturtularak, bir ateşkes imzalanması gündeme geldi.

Rusya’nın ateşkesi imzalayacağını duyurduğu Hafter, kaçar gibi Moskova’dan ayrılarak ateşkes ihlallerine devam etti. Rusya’nın Libya sorununda da umursamaz tavrı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikasında belirsizliklere yol açabilir.

TÜRKİYE’NİN ÇABASI HİÇE SAYILIYOR

Başta ABD ve DEAŞ ile Mücadele Komisyonu üyeleri ülkelerce beslenerek Suriye’nin bir bölümünü işgal eden terör örgütlerine Türkiye, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarıyla büyük darbe vurarak, ülkenin toprak bütünlüğünün korunmasına katkı sağladı.

Türkiye’nin operasyonları sayesinde terör örgütleri tehdidinden kısmen kurtulan Esad rejimi, İdlib politikası nedeniyle Türkiye’yi hem yeni bir göç dalgası hem de güvenlik açısından zora sokuyor. Bunu da Astana sürecinin başından beri Suriye sorununun çözümünde garantör ülkeler Rusya ve İran’ın desteğiyle gerçekleştiriyor.

Bölgesel politikaları gereği Rusya, yeni bir göç dalgası, güvenlik tehdidinin güney sınırları boyunca devam etmesi gibi sorunlar yüzünden Türkiye’nin Avrupa Birliği, ABD ve NATO ile ilişkilerinin normale dönmesini istemiyor.

Kırım’ı ilhak ederek Sivastopol limanını da kontrol altına alan, Karadeniz’deki güvenliğini perçinleyen Rusya, ABD ve NATO tehdidine karşı Türkiye’nin güney sınırlarında bir kalkan olarak kendi müttefiki olmasını hedefliyor.

Türkiye ise güney sınırlarından gelebilecek terör tehdidine karşı mücadele ederken, zaten 4 milyonu bulan ülkesinde barındırdığı Suriyeli göçmen sayısına yaklaşık bir milyon daha eklenmesini önlemek istiyor.

Bunun için İdlib’te rejimin saldırılarından kaçarak güney sınırlarına gelen sivillerin yerleştirilmesi amacıyla güvenli bir hat ve bu alanda yerleşim yerleri tesis etmek amacıyla hazırlıklar sürdürülüyor.

Suriye sorununun çözümü konusunda başından beri ülkenin toprak bütünlüğünden yana olan Türkiye’nin, İdlib’te gerçekleştirmek istediği projenin yeni göç dalgasının önlenmesi, bu insanların güvenliğinin sağlanması olduğunu Rusya’ya, dolayısıyla onun himayesi altındaki Esad rejimine kabul ettirmesi gerekiyor.

Bölgesel sorunları, komşularıyla diplomatik ilişkiler ile çözmek isteyen Türkiye’nin bu iyiniyetli çabası, Rusya tarafından da aynı karşılığı görmeli.

Çünkü, İdlib'te yanananlar Türkiye'nin sabrını tüketmiş durumda. Eğer Rusya bu durumu görmez ve başka bir oyun kurucuyla yoluna devam etmek ister ise Türkiye, bölgesel politikalarını yeniden gözden geçirerek hareket edecektir. Türkiye'nin izleyeceği politikanın Suriye özelinde şekilleneceğini düşünürse Rusya, bu konuda yanıldığını iş işten geçtikten sonra anlayacaktır.