Türkiye, enerjide dışa bağımlılığını sonlandıracak mı?

Günümüzde enerji kaynaklarının nedenli önemli olduğunu gösteren pek çok unsur mevcut. Fakat enerji kaynakları yeni önem kazanan bir alan değil. Enerji kaynaklarının önemi Birinci Dünya Savaşı’nın öncesinde anlaşıldı ve o günden sonrada enerji kaynaklarına yaklaşım değişmeye başladı. Bazı ülkeler için beka sorunu olan enerji kaynakları bazı ülkeler içinde refahın simgesi. Tuna-1 kuyusunda doğalgaz bulunduğunu açıklayan Türkiye’nin söz konusu keşfi ne gibi değişikliklere yol açacak?

Geçmişte bir devletin etkinliği genel manada kapasiteleri belirlediği gibi modern dünyada da bir devletin etkinliğini genel manada kapasiteleri belirler. Aktörün ekonomik kapasitesi demografik yapısı, askeri kapasitesi, teknolojik kapasitesi ne kadar yüksekse o kadar ulusal güvenliğini koruyabilme ve ötesinde de etkin bir dış politika oluşturabilme imkanına sahip olur. Devletlerin elini güçlendirecek ve dış politikada kendisine alan açacak bu kapasiteler kimi zaman aktörlerin müzakere masasında haklılığını ortaya koymak için, kimi zaman da uluslararası hukukun uygun argümanlarını savunabilmek için gerekli güç unsurları olarak karşımıza çıkar.

Dış politikada devlete hareket alanı açan kapasitelerin eksikliği, devletlerin kapsamlarını da daraltır. Dış politikada devletlere alan açan ya da daraltan en temel unsurlardan biri bağımlılıktır. Bağımlılık oranı arttıkça devletin hareket edebilme kabiliyeti daralırken, bağımlılık oranı azaldığında da devletin hareket etme alanı artar. Bu bağımlılık ekonomide, hammadde ya da teknolojide veya ulusal güvenlikte olabilir. Günümüzde devletler arası ilişkileri ve dış politikayı etkileyen bağımlılıklardan biri de enerji kapsamında gündeme gelmektedir.

DIŞ POLİTİKADA ENERJİ

Enerji, uluslararası sistemdeki konumlarından bağımsız olarak, büyük ya da küçük, gelişmiş ya da gelişmekte olan fark etmeksizin, tüm devletlerin ihtiyaç duyduğu bir kaynaktır. Dünya nüfusunun enerjiye olan bağımlılığının artması, enerjinin bir jeopolitik ve güvenlik meselesi halini almasına neden oldu. Enerji yataklarına sahip bölgelerin jeopolitik önemi artarken bu bölgeler bir nevi oyun alanı haline geldi. Bazı devletler ulusal güvenliklerini sağlayamadıklarından, enerji sahibi olmak onlar için bir beka mücadelesine dönerken, bazı ülkeler ise enerjiyi bir dış politika aracı olarak kullanmaya başladı.

Enerji bir güvenlik çıkmazı haline gelirken, gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler, enerji güvenliklerini sağlayabilmek adına, enerji kaynaklarına sahip olmak ya da bu kaynaklara en azından kesintisiz erişebilmek için uygun dış politika formülleri üretmekteler. Enerji güvenliği üzerine dış politika üretme çalışmaları Birinci Dünya Savaşı’na kadar dayanır. Winston Churchill Birinci Dünya Savaşı öncesinde “İngiltere olarak ne bir kaynağa ne bir devlete ne de bir bölgeye bağımlılığımız olabilir. Hangi yerde olmak gerekiyorsa o yer üzerinden bir politika üretip tek kaynağa bağımlılıktan kaçınmak gerekiyor. Bu bizim en önemli enerji güvenliği meselemizdir. Enerjiyi kesintisiz bir şekilde sağlamak gerekir” diyerek enerji kaynaklarına hâkim olmak üzere bir dış politika ortaya koymuştu. Ayrıca Churchill o dönemde İngiliz donanmasının kömürden petrole geçmesini de sağlamıştı. Dolayısıyla enerji kaynakları bakımından dışa bağımlı olan İngiltere için ‘enerji güvenliği’ birinci öncelik haline geldi.

Öte yandan Gazi Mustafa Kemal AtatürkPetrol meselesi yalnızca bir milli ekonomi meselesi değil, aynı zamanda bir milli müdafaa meselesidir” diyerek konunun güvenlik bağlantısına vurgu yapmıştı. Churchill ve Atatürk örneklerinden anlaşıldığı üzere, ister ulusal güvenlik üzerinden okunsun isterse enerji güvenliği üzerinden değerlendirilsin, enerji kaynaklarına sahip olmak ülkelerin uluslararası sistemdeki pozisyonunu ciddi bir şekilde değiştirmektedir.

ENERJİNİN DIŞ POLİTİKA ARACI OLARAK KULLANILMASI

Birinci Dünya Savaşı’nda önemi kavranan enerji daha sonraki dönemlerde dış politika aracı olarak da kullanılmaya başlandı. Enerjinin dış politika aracı olarak kullanılmasının ilk örneği 1973 Arap-İsrail savaşı sırasında yaşandı. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC), Arap-İsrail savaşında İsrail’i desteklediği gerekçesiyle Batı’ya petrol ambargosu uyguladı. Bu durum ciddi bir krize yol açtı. Bu kriz sonucunda, Orta Doğu enerji kaynaklarına bağımlı olan Fransa, enerjinin gelecekte yine bir dış politika aracı olarak kullanılabilme ihtimaline binaen, temel enerji kaynağı olarak nükleer enerjiyi kullanmaya başladı.

 Arap-İsrail savaşıyla enerjinin baskı unsuru olarak kullanılması dış politikada yeni bir kapıyı araladı. Ambargo ile ciddi ekonomik hasar alan ülkeler yeni yollar aramaya başladı. Çünkü genel manada AB, özelde de Almanya o günden itibaren Rusya’nın enerjiyi bir dış politika aracı olarak kullanabileceğini düşünmeye başladı ve Rusya’ya olan enerji bağımlılıklarını azaltmak için yenilenebilir enerjiye yöneldiler.

Enerji bağımlılığının dış politikada hamle gücünü azaltması kesin bir olgudur. Nitekim Rusya’nın Kırımı ilhak etmesinin ardından, enerjide Rusya’ya bağımlı olan Avrupa Birliği ilhaka karşı sert hamleler yapamamıştı. Öte yandan 2015 yılında Türkiye ve Rusya arasında yaşanan uçak krizinde de bağımlılıklar gündeme gelmiş ve tartışmalar asimetrik bağımlılıklar üzerinden sürmüştü.

TUNA-1’DE BULUNAN GAZIN DIŞ POLİTİKAYA ETKİSİ

Devletlerin enerji bağımlılıklarından kurtulmasının sadece ekonomi, ticaret, güvenlik gibi alanlar için değil, aynı zamanda dış politikada güçlü bir duruş sergileyebilmek için elini kuvvetlendirecek bir hamle olduğunu tarihsel gelişmeler kanıtlıyor. Bu kapsamda, geçtiğimiz günlerde Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası’nda (Tuna-1) bulunan 320 milyar metreküplük doğalgazın Türkiye’ye cari açıktan ekonomik getirilere, ulusal güvenlikten dış politikaya kadar çok boyutlu birçok alanda fayda sağlayacak bir başlangıç olacağı kesindir. Her şeyden önemlisi Türkiye artık doğalgaz aramayı, sondaj faaliyetlerini ve bunların sonucunda da enerji kaynağını keşfetmeyi denetimleyen bir ülke konumuna yükselmiştir. Söz konusu gelişme Türkiye’nin kendi envanterini kullanması sonucunda yaşanmıştır.

Keşfedilen doğalgazın büyüklüğünü anlayabilmek için Türkiye’nin ithal ettiği doğalgaz miktarı ile karşılaştırmak gerekir.  Türkiye Rusya’dan 2019 yılında yaklaşık olarak 15,5 milyar metreküp doğalgaz almıştı. Yeni keşiflerin olmaması durumunda, yani bulunan rezerv miktarının 320 milyar metreküp olarak kaldığı düşünülse bile, bu enerji miktarı Rusya’dan alınan 20 senelik gaz miktarına eşittir.

Bu durum, öncelikle enerji güvenliğinin temel unsuru olan “çeşitlendirme” açısından son derece önemlidir. Enerjinin alındığı kaynakları çeşitlendirmek veya kullanılan enerji tiplerini çeşitlendirmek, olası bir kriz durumunda arz kesintisi olsa bile, o miktarın başka bir kaynaktan telafi edilmesini sağlayacaktır ki bu da ülkenin dış politikasını doğrudan etkileyecek ve elini rahatlatacak bir unsurdur. Dolayısıyla bu doğalgaz keşfiyle Türkiye, artık doğalgazın yüzde 99’unu ithal eden bir ülke konumundan enerjiye sahip bir ülke konumuna geçmiş oldu.