Türkiye ekonomisi 2020’de büyüme kaydedebilecek mi?

Ekonomik dalgalanmaların ardından büyüme trendini devam ettirmek isteyen Türkiye, 2020’den önce açıklanan 11. Kalkınma Planı hedefleri doğrultusunda politikalarını ve yatırımlarını yönlendirmeye devam ediyor. Türkiye’de ithalat ve ihracat yapan genç iş insanları, 2020 hedef ve beklentilerinde öncelikle ‘kamu tasarrufu’na dikkat çekiyor. TÜGİAD 17. Dönem Genel Başkanı Anıl Alirıza Şohoğlu, 2020'de Türkiye ekonomisine dair beklentilerini aktardı.

İlkay YAPRAK - INTELL4

Türkiye çapında 60’dan fazla sektör temsilcisini bir araya getiren, 50 milyar dolara yakın ticaret hacmi, 18 milyar dolar ihracat ve 16 milyar milyar dolar ithalat rakamına ulaşarak dünya çapında önemli organizasyonlarda adını duyurmaya hazırlanan TÜGİAD, 11 Şubat’ta yapılacak olan Avrupa Genç İşadamları Derneği (YES for Europe) Başkan seçiminden önce Türkiye ekonomisine dair beklentilerini paylaştı.

500 bin kişilik istihdam rakamı ile Türkiye ekonomisinin yüzde 10’unu temsil eden TÜGİAD, şirketlerin ikinci, üçüncü kuşak temsilcilerinden oluşan dinamik kadrosu ile 2019 yılında başta Kanada olmak üzere Kuveyt, Katar, Özbekistan, Romanya, Japonya, Brüksel, İngiltere’de önemli ikili anlaşmalara imza attı.

Avrupa Birliği fonlarının Türkiye’de kullanılabilmesi için projeler üreten ve kadın istihdamı için adımları atan dernek, Euro ve Dolar’dan hareket beklemediklerini açıkladı. ABD’de Kasım 2020’de yapılacak başkanlık seçimleri ve Avrupa’da faiz artırımına gidilmemesinin Türkiye ekonomisiyle birlikte kurlarda da önemli oranda istikrar sağlayacağını açıklayan genç iş insanları, Türkiye’nin büyüme hedefi olan yüzde 5’i yakalaması halinde bile işsizliğin 4 milyon civarında kalacağını söyledi.

TÜGİAD 17 . Dönem Genel Başkanı A. Alirıza Şohoğlu, genç işsizlik için, “Türkiye yüzde 5 büyüme oranını tutturmak istiyorsa özel sektörü destekleyici politika izlemesi lazım. Zaten kamu ile yüzde 2 büyüyoruz. Bunu özel sektörde de sağlamak gerek. Türkiye tüketerek büyüme modelinden vazgeçmeli. Bizim artık yapısal reformları uygulamamız lazım. Üretim ekonomisine dönersek o kur şokunu bu ülke bir daha yaşamaz.” dedi ve tarım ekonomisinin önemine dem vurdu.

Üretim, eğitim, mülteci sorunu ve özel sektöre destek anlamında siyasi atılacak adımların ekonomik büyümede önemli oranda sıçrama yakalanmasından önemli rol oynayacağını belirten TÜGİAD üyeleri, Türkiye’nin tarım ve turizm politikalarında önemli bir revizyona gitmesi ihtiyacının da altını çizdi.



Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Umutsuz durumlar yoktur. Umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” sözünü hatırlatan Anıl Alirıza Şohoğlu, ben her şeye rağmen umutluyum dedi.

Biz de TÜGİAD 17. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Anıl Alirıza Şohoğlu ve TÜGİAD Ekonomi Danışmanı Murat Sağman’a, Türkiye’de gelecek dönemde yapmak istediklerini ve ekonomik anlamda atılması gereken adımları sorduk…

İşsizlik rakamlarında ön plana çıkan en önemli unsur kadın işsizliği ve cinsiyetçi yaklaşım. Siz TÜGİAD olarak, bu konuda bir çalışma yürütüyor musunuz?

Anıl Alirıza Şohoğlu: Kadın işsizliği noktasında en hassas derneklerden bir tanesiyiz. TÜGİAD üyelerinin yüzde 25’i kadınlardan oluşuyor. Ayrıca yönetim kurulumuzun yüzde 40’ı kadın. Türkiye’de ilk kez bir kadın Organize Sanayi Bölgesi kurdu. Bu isim TÜGİAD Çukurova Şube Başkanı Gül Akyürek Balta’dır. Biz, kadın girişimcilere ve kadınlara son derece önem veriyoruz fakat Türkiye’nin şöyle bir gerçeği var ki bu bence daha acı; kadınların hakkını erkekler savunuyor. Ülkede yıllarca türban meselesi konuşuldu. Bunu kadınlar değil, erkekler konuştu. Bence artık kadınların da daha ön plana çıkarak kendi haklarını kendileri savunur duruma gelmeleri gerek. Biz bu anlamda önemli bir oranda kadınlara alan açıyoruz.
Bu yıl iki adet Avrupa Birliği Fonu’na başvuruda bulunduk, bunlardan bir tanesi kadın girişimciliğini destekleme projesi. Eylül - Ekim aylarında bu fonu Türkiye’ye getirebilirsek, buradaki kadın girişimcilerin kendilerine iş kurmaları ile ilgili önemli bir finansal destek sunabileceğiz.

TÜGİAD bünyesinde Lider Kadınlar Komisyonu’nu kurduk ve tamamen kadın girişimcilerin desteklenmesine yönelik projeler üretiyorlar. Burada kadınların gür sesini duyabileceğiz.
Ayrıca üyelerimizin mevcut işyerlerinde kadın istihdamını artıran faaliyetlerine de destek sunuyoruz. Yardımlarda bulunarak, bir dernek olarak üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz.



 Bu çalışmalarınızın ardından rakamsal bir artış bekliyor musunuz?

Murat Sağman: TÜGİAD tek başına bu sorunu halledebilecek bir seviyede değil. Biz elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz ama başta devlet olmak üzere bütün STK’ların ve bütün toplumun bu konuda destek sunması lazım. Herkes aynı anda bir şeyler yapmaya başladığında sonucunu görebiliriz ve tabi ki bu sonuç işsizlik rakamlarına da olumlu yönde yansır.

Tüm ekonomiyi günümüzde Dolar – Euro bazlı değerlendirmeye devam ediyoruz fakat artık gündemimize bir de dijital ve kripto para girdi. Önümüzdeki iki üç yıl içerisinde bu paraların daha fazla dolaşıma gireceği öngörüleri mevcut. Bu anlamda bir ekonomi değerlendirmesi yapmak mümkün mü?

Murat Sağman: Ben de bu gelişmeleri yakından izliyorum. Bu paralara dair alt yapılar yasal olarak devreye girmeden bu paraların kullanılacağını ya da devreye gireceğini düşünmüyorum. Bu gelişmeler önümüzdeki birkaç yılda da olmayacaktır. Arka planda blockchain teknolojisi bankalar tarafından kullanılmaya başlandı. Bu sistem bir süre daha devam edecektir. Bu paraların tam olarak kullanılmaya başlanabilmesi için; dolaşıma açık olması gerekli, bir değeri olması ve bir şey satın alabiliyor olmanız lazım. Herkesin kabul edeceği bir sistem kurulmalı aynı zamanda. Çünkü hem daha önce yaşanmamış hem de arkasında Merkez Bankası olmayan bir paradan bahsediyoruz. Üstelik şu anda hiçbir yasal düzenleme de bunu desteklemiyor. Ancak kanunlar ve yasal düzenlemelerle birlikte, hükümetler, Merkez Bankaları hep birlikte bir karar alabildiğinde bu gerçekleşebilir. Herkesin bu paraları kullanacağına dair kesin bir bilgi de veremiyoruz.



Endüstri 4.0’da Türkiye sizce hangi noktada?

A. Alirıza Şohoğlu: Türkiye, dünyadaki birçok endüstri devrimini kaçırdı fakat bu fırsatı kaçırmaması lazım. Aslında Endüstri 4.0 da artık inandırıcılığını kaybetmek üzere çünkü dünya artık dijitalleşmeye gidiyor. Bu dijitalleşme sürecinde yalnızca endüstride değil birçok sektörde hızlı bir dönüşüm sağlanarak, dünya trendlerini yakalamak üzere harekete geçmeliyiz. Bursa başta olmak üzere Türkiye genelinde birçok sanayi kuruluşu bu uygulamaya adapte oldu fakat bizim esas ağırlık vermemiz gereken alan dijitalleşme olmalı. Bu noktada yapılacak çalışmaların ardından hepsinin olacağına inanıyorum.

Türkiye’de dijitalleşmeye ne kadar yatırım yapılıyor?

Murat Sağman: Ben katıldığım önemli konferanslarda ciddi çalışmalar yürütüldüğüne şahitlik ediyorum. Dünya ile kıyasladığımda önemli oranda ileride olduğumuzu da söyleyebilirim. Türkiye zaten yeniliğe ve teknolojiye hem alışık hem de yatkın bir ülke. Dijital konusunda kobi olmasa bile büyük şirketlerde önemli bir istek ve yatırım var diyebiliriz.

Dijital mecralarda, eski tabirle ‘alaylı’ diyebileceğimiz, Z kuşağı önemli bir iş gücü oluşturuyor. Bu sizce iş kollarına nasıl yansır?

A. Alirıza Şohoğlu: Z kuşağı bugün yalnızca dijitalde önemli bir işgücünü oluşturmuyor, aynı zamanda dünyayı dönüştürüyor ve değiştiriyor. Bu nedenle onlara alaylı demek ne kadar doğru olur bilemiyorum. Ben kendi oğlumdan yola çıkıyorum, neler yaptığını hayretle izliyorum. Bugün, insanları bir kaba sığdırmak mümkün değil. Bundan 4-5 yıl önce başlayan Arap Baharı bir tweetle başladı. Bu nedenle Z kuşağı bu yapının içerisinde yepyeni bir kuşak olarak değerlendirilmeli. Biz bunu kaçırmamalıyız. Japonya’da katıldığımız G20 zirvesinde ilk sunum Pokemon oldu. Pokemon, milyarlarca dolarlık bir şirket olmuş, bunu ne kadar biliyoruz? Dijitalde alaylı ya da eğitimli fark etmeksizin bu değişim olmak zorunda.

Peki işverenler Z kuşağını sektörel olarak değerlendirecek mi? Bir eğitim görmediklerinden dolayı güvensizlik olur mu?

Murat Sağman: İşverenler elbette ki Z kuşağına güvenmek zorunda. Buna, dünyadaki en iyi örnek Kodak’tır. Dünyanın en önemli fotoğraf şirketi, dijitale ayak uyduramadığı için battı.
A.Alirıza Şohoğlu: Ayrıca güvenmekle kalmayıp işverenler de değişmek zorunda. Aynı yerde sabit kalan bir işveren ya da işletme başarılı olamaz. İşletmeler de kendi bakış açısını değiştirerek personel seçmek zorunda. Avrupa’da baktığınızda ortalama süresi 100 yıl olan şirketler göreceksiniz, Türkiye’de ise bu süre 20 yıl. Burada değişime ayak uyduramadığınızda kapanacağınızı bileceksiniz. Bunun önünde duramazsınız. Biz bundan beş yıl sonra daha farklı şeyler konuşacağız. Dünyada ilk endüstri devrimi buhardı. Buna 2.0 dediler. Yirmi yıl sonra endüstri 3.0 oldu ama bugün makas çok hızlı kapandı. Belki beş yıl içerisinde 5-6-7 diye gidecek.

Özel şirketlerin borçlanması Türkiye ekonomisinde önemli açıklardan birisi olarak belirtiliyor. Firmalardan da işçilerin ayaklanabileceğine dair açıklamalar yapanlar oldu. Özel şirketlerin ithalat – ihracat dengelerinin sağlanması için nasıl bir politika izlenmeli?

Murat Sağman: Çok hassas bir yerdeyiz ve üretimi durdurmak gibi bir lüksümüz yok. Ancak toparlıyoruz ve böyle bir işçi problemi yaşamamız lazım. Ekonomide bir sürü problemli şirket var. Bir şirket gerçekten battıysa, artık kendini düzeltemeyecekse bir “yakın”lık ölçütüne bakmaksızın bu şirketlerin kapatılması ve iyi olanların kalması gerekli. Ancak bu şekilde istediğimiz hızlı toparlanmayı sağlayabiliriz. Şu an zaten ekonomide ‘kıt’ bir kaynak var ve bunu batmış bir şirketi toparlamak için harcarsanız sırf bu yakınlıklardan dolayı; o kıt kaynak doğru olan yerlere gitmeyecektir. Bu süreçte en çok buna dikkat etmemiz gerekiyor.

A. Aliriza Şohoğlu: Türkiye’deki özel sektördeki şirketlerin çok büyük bir oranının sermaye problemi var. Sermaye olarak zayıf olan bu şirketler banka ile dönüyor ve bugün bankacılık sektörü 2001’den dolayı en aktif olduğu dönemi yaşıyor. Önceden ticaret ile uğraşan büyüklerimiz, ‘Aman bankadan borçlanma’ diye bize nasihatte bulunurlardı, bugün bankasız bir iş yapamazsınız.

İşsizlik korkunç bir hale geldi ve büyük bir krizi tetikleyecek gibi görünüyor. Belki bugün bir kaos olmaz ama Z kuşağının ne yapacağını kestirmek de oldukça zor. Herkes evine götürdüğü ekmekten sorumlu ve kimse işverenlerin evine ekmek götürmek zorunda olduğunu düşünmüyor. Bir de ülkemizde servet düşmanlığı var. Türkiye’de işçi – işveren ve aynı zamanda herkesin kabul ettiği bir kültür haline gelmeli ve her birimiz üzerimize düşeni yaparak bu süreci başarıya doğru taşımalıyız.

 

İlkay YAPRAK - INTELL4