Türkiye, Avrupa karşısında nasıl politika izlemeli?

Son dönemde Yunanistan ve Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde giderek artan Türkiye karşıtlığı karşısında, Ankara’nın nasıl bir politika izleyeceği merak ediliyor. Uzmanlar, Türkiye’yi diplomatik, ekonomik ve askerî araçların hepsinin devrede olduğu hassas bir politika izlemesi için uyarıyor.

Doğu Akdeniz’de Yunanistan ile yaşanan sorun nedeniyle Türkiye ile bazı Avrupa ülkeleri arasındaki gerginlik son haftalarda iyice tırmandı. Türkiye ile doğrudan sorun yaşayan Yunanistan, GKRY ve Fransa bütün Avrupa Birliği’ni arkalarına alıp Ankara’yı sıkıştırmak istiyor. 24-25 Eylül’de yapılacak AB Zirvesi’nde Türkiye’yi geri adım atmaya zorlayacak sertlikte yaptırım kararı alınmasının yolunu hazırlamaya çalışıyorlar. Avusturya gibi, Türkiye karşıtı hükûmetlere sahip bazı ülkelerin de Türkiye’deki iktidarı zayıflatacağı düşüncesiyle bu çabalara destek vermesi bekleniyor.

Ankara’nın Avrupa ülkelerinde giderek artan bu Türkiye karşıtlığı karşısında, nasıl bir politika izleyeceği ise en merak edilen husus. Uzmanlar, Türkiye’nin diplomatik, ekonomik ve askerî araçların hepsinin devrede olduğu hassas bir politika izlemesi gerektiğini savunuyor.

TÜRKİYE NE YAPMALI?

İlk olarak, Türkiye’nin kendisine karşı bütün Avrupa ülkelerini bir araya getirecek bir blok oluşmasını engellemesi gerektiğini belirten Türkiye Gazetesi yazarı Kemal İnat, gazetedeki köşesinde, ‘‘Yunanistan, GKRY, Fransa ve Avusturya’nın hedefinin tam da böyle bir blok oluşturmak olduğu düşünülürse, Ankara’nın en az onlar kadar yoğun çaba sarf ederek Avrupa ülkelerine Türkiye’nin tezlerini anlatması ve mümkünse bu ülkeleri kendi yanına çekmesi, bu mümkün değilse en azından tarafsız olmalarını sağlaması büyük önem taşıyor’’ ifadelerine yer verdi.

Avrupa ülkeleri yalnızca AB’den ibaret değil ve AB de dış politika konularında Fransa ya da Almanya’nın güdümünde değil. Paris ve Berlin AB’yi domine etmeye çalışsalar da, onların müdahaleci politikalarına isyan eden çok sayıda AB ülkesi var. Polonya, Macaristan ve hatta İtalya’yı bu ülkeler arasında sayabiliriz.

Öte yandan Türkiye’nin AB ile yaşadığı sorunların özünde Fransa ve Almanya gibi ülkelerin Türkiye’nin egemenliğine saygı duymayan müdahaleci politikaları olduğu düşünüldüğünde, Ankara’nın ülkemize karşı Avrupa’da oluşturulmaya çalışılan bloka karşı bu müdahaleci politikalardan rahatsız olan ülkelerle ortaklık oluşturması Türkiye için ciddi alternatiflerden biridir. Bu çerçevede Macaristan ve İngiltere ile geliştirilen ilişkilerin Polonya, İtalya ve daha pek çok ülkeye genişletilmesi mümkündür. Bu bağlamda Türkiye’nin de Avrupa içerisindeki rekabet ve kavgaları çok iyi gören ve değerlendiren politikalar izlemesi önemlidir.

Ayrıca Türkiye’nin Avrupa’da kendisine karşı oluşturulmaya çalışılan düşmanca bloka karşı sadece bazı Avrupa ülkeleriyle iş birliği arayışıyla yetinmemesi ve Avrupa’yı başka bazı küresel ve bölgesel aktörlerle kuracağı ortaklıklar yoluyla da dengelemeye çalışması gerektiğini kaydeden İnat, ‘‘Bu arayış doğrultusunda iş birliği yapılacak aktörlerin küresel güçler olması durumunda, söz konusu güçlerin de ABD, Fransa ve Almanya gibi Türkiye ile egemen eşitliğe saygı temelli bir ilişki yerine, çerçevesini kendilerinin belirleyeceği yeni bir tür bağımlılık ilişkisi tesis etmeyi arzu edecekleri riskini de sürekli akılda tutmak ve söz konusu ilişkinin sınırlarını ona göre belirlemek önemlidir’’ dedi.

Bununla birlikte, uluslararası ilişkilerde karşı taraftan gelecek düşmanca adımlara karşı asıl caydırıcılığın askerî güçle mümkün olacağı bilinciyle hareket edip, Türkiye’nin askerî gücünün daha da artırılması yönündeki çabaların güçlendirilerek devam ettirilmesi gerektiğini belirten Kemal İnat, ‘‘Müttefik kazanmaya ve karşı tarafın saflarını gevşetmeye yönelik adımlar önemlidir ama esas olarak güç politikasının hâkim olduğu uluslararası ilişkilerde Türkiye’yi güvende tutacak asıl unsur kendi askerî ve ekonomik gücüdür. Bu alanlarda son yıllarda Türkiye’yi dışa bağımlılıktan kurtarma yolunda atılan adımların kararlı bir şekilde sürdürülmesi ülkemizin Avrupa’yla ilişkilerinde ihmal edilmemesi gereken hususlardan biridir’’ ifadelerine yer verdi.

Tüm bunların yanı sıra son olarak Avrupa’nın Türkiye’nin en büyük ekonomik ortağı olduğu gerçeğini akılda tutarak hareket etmek ve bazı alanlarda yaşanan sorunların Avrupa ülkelerinin tamamıyla ve her alanda krize dönüşmesinin önüne geçecek bir tavır içerisinde olmak önemlidir.

Ülkemizin Doğu Akdeniz ve mülteci sorunları başta olmak üzere Avrupa ile ilişkilerinde karşılaştığı sorunlarda izlediği politikanın haklılığının kendi halkımıza yeterli ve doğru bir şekilde anlatılması, Türkiye’ye karşı düşmanca politikalar izleyen Avrupa ülkelerinin, geçmiş yıllarda olduğu gibi kendilerine içeriden müttefikler bulması ihtimalini azaltacaktır.