Türk savunma sanayiinin yükselişi

Türkiye’nin milli ve yerli teknoloji hamlesinde en hızlı gelişim gösteren ve geliştirilen her bir ürünle Türkiye’ye milyarlarca liralık katma değer sağlayan Türk savunma sanayii 2000’lerden bu yana katettiği mesafe ile bölgesel ve küresel ölçekte söz sahibi olan silah tedarikçisi ülkeleri giderek daha fazla rahatsız ediyor.

Türk savunma sanayiinin yükselişi

Türkiye’nin milli ve yerli teknoloji hamlesinde en hızlı gelişim gösteren ve geliştirilen her bir ürünle Türkiye’ye milyarlarca liralık katma değer sağlayan Türk savunma sanayii 2000’lerden bu yana katettiği mesafe ile bölgesel ve küresel ölçekte söz sahibi olan silah tedarikçisi ülkeleri giderek daha fazla rahatsız ediyor. Zira küresel savunma pazarı silah ihracatçısı ülkeler için en önemli ekonomik girdilerden birisini teşkil ediyor. Bu bağlamda Türk savunma sanayiinin geldiği noktayı değerlendiren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, yerli ve milli savunma sanayiinin ulaştığı başarıyı, “Geldiğimiz bu noktayı hayal bile edemezdik” ifadelerine yer verdi.

Türkiye son yıllarda savunma sanayiinde yerli üretime ciddi oranda ağırlık veriyor. Amaç ise dışa bağımlılığı minimum seviyeye indirmek. Bu alanda sektörün önemli aktörlerinden biride ASELSAN. Firmada dünyanın birçok yerine ihraç edilen silah sistemleri, askeri araçlar, savunma araçları, elektronik sistemler ve radarlar üretiliyor. Firmada çalışan Türk mühendisler sadece Türk Silahlı Kuvvetleri için değil diğer anlaşmalı olan ülkeler için de hem savunma sistemleri hem de silah sistemlerini üretiyorlar. ASELSAN, 2023 hedefi olan savunma sanayiinde yüzde 100 millileşme oranında büyük mesafe kaydetti ve Türk savunma pazarını farklı bir noktaya taşıdı.

Bu bağlamda bir değerlendirme yapmak gerekirse savunma pazarını, yalnızca silah ticaretinden ibaret görmemek gerek. Aksine savunma pazarında rekabet edebilirliği haiz olan devletler savunma alanına yatırım yapmakla kalmıyorlar; bunun ötesinde eğitim, yetişmiş iş gücü, yeni istihdam alanları, geniş sektörel yatırım altyapısı, bilim ve teknolojik gelişmeler, çift kullanımlı ürün yelpazesinin genişlemesi, diğer sektörlerin beslenmesi gibi birçok farklı avantaja kavuşuyorlar. 

Bu anlamda savunma sanayii ciddi ve uzun vadeli ekonomik bir kazanca dönüşüyor. Zaten savunma pazarının ilk iki silah ihracatçısının Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve akabinde Rusya olduğu düşünüldüğünde, pazar payı kapmadaki rekabetin ne denli çetin geçtiğini tahmin etmek hiç de güç değil. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2019 verilerine göre ABD, 2014-2018 arası dönemde silah ihracatında küresel pasta payının yüzde 36’sını tek başına karşılarken Rusya’nın pasta dilimi yüzde 21’lik bir orana tekabül ediyor.

ABD ve Rusya’nın ardından silah pazardaki diğer önemli tedarikçiler; Fransa, Almanya, Çin, İngiltere, İspanya, İsrail, İtalya ve Hollanda şeklinde devam ediyor. SIPRI’nın listesinde en dikkat çeken ülke ise Türkiye. Çünkü Türkiye artık dünyada en fazla silah ve savunma sistemleri ihracat eden ülkeler sıralamasında 14’üncü basamakta konumlanıyor. Her ne kadar Türkiye’nin küresel savunma pazarından kaptığı pay yüzde 1 düzeyinde gerçekleşse de bir önceki 2009-2013 dönemine kıyasla 2014-2018 arası dönemdeki artış yüzde 170 olarak gerçekleşiyor. 

Öte yandan Türkiye’nin 2014-2018 yıllarını kapsayan dönemdeki en büyük ilk üç müşterisi ise sırayla; toplam ihracatın yüzde 30’unu teşkil eden Katar ve müteakiben yüzde 23 ile Türkmenistan ve yüzde 10 ile Suudi Arabistan oluyor. Aynı zamanda Türkiye’nin 2014-2018 döneminde, dünyada en fazla silah ithalatı yapan ülkeler listesinde 13’üncü sırada yer aldığını; en fazla tedarik ettiği ülkelerin ise sırayla ABD (yüzde 60), İspanya (yüzde 17) ve İtalya (yüzde 15) olduğunu belirtmek gerekiyor. 2000’li yılların ardından yaşanan teknolojik dönüşüm ile birlikte bugün gelinen aşamada Türk savunma sanayiinin, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nın ihtiyaçlarını yüzde 60-70 civarında karşılayabiliyor olması ve dahası bölgesel ve küresel ölçekte savunma pazarına girecek cesaret ve kabiliyeti ortaya koyması çalışmaların ne denli sistematik yürüdüğünün bir göstergesi niteliğinde.

Yaşanan tüm gelişmelerin odağında yakın geçmişte meydana gelen ve açığa çıktığı üzere Türk savunma sanayiinin tek kaynak bağımlılığından kurtulma ve daha esnek bir yapıya kavuşma çabasının doğrudan ve dolaylı yaptırımlarla cezalandırılmasına tanıklık ediyoruz. Kuşkusuz Türkiye’nin küresel savunma pazarındaki rekabet gücünü arttırması için önünde henüz uzunca bir yol var. Neticede küresel rekabet edebilirliği tek bir silah sistemi ya da az sayıda platformu ihraç ederek sağlamak mümkün değil. Buna rağmen son yirmi yıllık süre zarfında kaydedilen gelişmeler Türkiye’nin müşteri konumundan üretici ve hatta satıcı pozisyonuna evrilme sürecindeki başarıyı kanıtlıyor.

Nitekim geçtiğimiz günlerde  Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından yayımlanan “Türk Savunma Sanayii Ürün Kataloğu” Türk mühendislerin ve bu başarıda emeği geçen herkesin taktir edilmesi gereken somut bir kanıt niteliğinde. Bilinenin aksine Türk savunma sanayiinin yerli ve milli ürün yelpazesi medyada ifade edilenden çok daha fazla ve kuvvet bazında da ciddi oranda çeşitliliğe sahip. Keza son dönemde Türk savunma sanayiinde farklı tedarik modellerinin uygulandığını, kamu iştirakleri ve özel sektör üreticilerinin giderek daha fazla teşvik edildiğini görüyoruz.

Nitekim bu tablo Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir’in Türk savunma sanayiinin “Türkiye’nin beyin ve üretim gücünü seferber eden bir yapıya dönüştüğü” tasviriyle güçlü bir anlam kazanıyor. Son olarak SSB Kataloğunda Türk savunma sanayiinin 2006’da 1,86 milyar doları bulan toplam satışlarının 2017 itibarıyla 6,69 milyar dolara yükseldiği, savunma ürün projeleri sayısının da 2018’de 667 rakamını yakalayıp toplamda 60 milyar dolara varan bir sözleşme bedeline ulaştığı rakamlarla tescil edilmiştir. Bu rakamlar Türkiye’nin sadece küresel savunma pazarında etkili bir oyuncu olmadığını aynı zamanda bölgesel ölçekte de askeri gücünü tahkim etmiş gerçek bir güce dönüştüğü gösteriyor.