Yeni dünya düzeninde Türkiye'nin rolü ne olacak?

ABD - Çin arasında yaşanan gerilim yeni tip koronavirüs (Covid-19) sürecinden sonra farklı bir boyuta taşınırken, dünya ekonomik göstergelerinin resesyonu işaret ettiği 2020'de modern dünyaya hızlı uyum sağlayan sektörler ve devletler önemli kazanımlar elde edecek. Uzmanlar, Türkiye'nin doğal güzelliklerinin bu kazanımlara işaret ettiğini vurgularken, "2020'den sonra ekonomi büyüyecek mi?" sorusu en fazla merak edilenler arasında yer alıyor.

ABD, 90’lı yılların sonuna doğru Orta Doğu planları ile birlikte Asya- Pasifik hattının da yeniden şekillendirilmesi için düğmeye bastı. Irak ve Suriye’de yaşanan savaş ile birlikte İran’a yönelik yaptırımlar, İsrail ile imzalanan anlaşmalar Ortadoğu hattında ülkelerle birlikte Akdeniz’in de kaderini yeniden tayin ederken Asya’da ilk hedef Kuzey Kore ve Çin oldu.

Bush döneminde çıkan savaşların anlaşmaları Obama döneminde imzalanırken Donald Trump’ın ABD başkanı seçilmesinin ardından Afganistan, Japonya, Kuzey Kore, Hindistan ve özellikle de Çin ile yürütülen siyasette önemli değişimler gün yüzüne çıkmaya başladı.

Diplomatik, askeri ve ekonomik olmak üzere üç farklı temel üzerine bina edilen ABD - Çin ilişkileri, ABD’nin Çin’e bağımlı olmaktan sıyrılmak istemesiyle farklı bir boyuta taşınırken, Faz I ticaret anlaşmasına kadar geçen sürede iki ülke arasında yaşanan gerilimde Avrupa Birliği ve Türkiye tampon bölgeler olarak arabulucu görevi üstlendi.

Zira, Washington ile Pekin arasında yaşanan gerilim bölgesel olarak Çin’in batı yakası ve ABD’nin doğu yakasını yakından ilgilendiriyordu.

Washington yönetimi, AB’ye diplomatik ve ekonomik anlamda Çin ile yaşanan gerilimde taraf tutma baskısı yaparken, Wuhan kentinden yayılarak dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Covid-19) dengeleri de ülkelerin arasında yaşanan gerilimleri de derinden etkiledi.

AB, 1998 yılından bu yana dünyanın üç büyük ekonomisinden birisi olarak Pekin’e ticari gözdağı verirken, Covid-19 süreci ile birlikte yardımına koşan Çin’e sarıldı. ABD dahil olmak üzere Çin’in dünya ekonomik sistemi içerisindeki yerine ilişkin hesaplamaları ve çekişmeleri ile 2020 yılına kadar gündeme sık sık gelen ülkeler tıbbi ihtiyaçlarının çoğunu Çin’in hibeleri ile karşıladı.

Bu ülkeler içerisinde yalnızca İtalya bugüne kadar Çin ile yürüttüğü ticari anlaşmaların ve Çin’in yanında tavır alması ile bilinirken, AB ülkelerinin ‘maske savaşları’ dünya kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

Yaptığı anlaşmalarla dünya ekonomisinde doların yaşadığı değer kaybını da telafi etmek isteyen ABD, Covid-19 süreci öncesinde liderlik koltuğundaki yerini korumak isterken attığı adımlarla çok konuşulmuştu.

Pasifik’te kızışan Washington - Pekin rekabeti, İpek Yolu’nun geçtiği ülkelere ABD’nin uyguladığı dolaylı ya da doğrudan yaptırımlar, Tayvan’ın konumu, Kuzey Kore ve Güney Kore arasında yaşanan gerilimde ABD’nin rolü, Hong Kong’ta tırmanan gerilimin ABD tarafından desteklenmesi, Uygur Türkleri’nin ABD Senatosu’na kadar gelmesi, Kuşak - Yol projesinin gelecek projeksiyonunda yer almak isteyen ülkelerle ABD arasında yaşanan gerilim vb. olaylar dünyayı 2020 yılının kaosuna doğru sürüklerken; dünyayı ‘dizayn’ eden ABD’nin yerini George Floyd’un polis şiddetinin ardından hayatını kaybetmesi ile birlikte iç savaşa doğru sürüklenen bir ülke aldı.

1998’den 2014 yılına kadar geçen sürede en büyük ticari partneri olan Çin’in dünya ekonomisinde kazandığı ivmenin önüne geçmek isteyen ABD, ilk olarak NAFTA ticaret anlaşmasının revize edilmesi ile başlamış, Meksika, Kanada ve Vietnam ile otomotiv ve makine sektöründe önemli adımları getiren bu anlaşmanın ardından Hindistan, Japonya ve Güney Kore’nin ucuz iş gücünden yararlanabilmek için bu ülkelerin kapısını çalmıştı.

Peki tüm bu anlaşmalara ve Asya’da yaşanan güç savaşına rağmen ABD Asya’dan istediğini alabildi mi?

Veryansıntv’de konuya ilişkin bir makale kaleme alan emekli Tuğgeneral Nejat Eslen, Soğuk Savaş döneminin bitişinin ardından tek kutuplu düzenin avantajlarına sahip olan ABD’nin bu süreci iyi kullanamadığını ve yanlış hedeflere yöneldiğini vurguluyor.

ABD’nin Irak, Afganistan gibi tali hedeflere yöneldiği, Büyük Ortadoğu projesi ve Arap Baharı ile meşgul olurken Çin ve Rusya’nın hızlı büyümesini gözden kaçırdığını belirten Eslen, günümüzde gelinen noktayı, “Çin hızla yükseldi, Rusya kendisini toparladı ve kısa bir süre sonra dünya iki buçuk kutuplu (ABD, Çin ve yarım etkili Rusya) bir düzene dönüştü ve bu asli aktörlerin içinde bulunduğu yeni bir küresel güç mücadelesi başladı” ifadeleri ile değerlendiriyor.

ABD strateji üretim merkezlerinin Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu düzenin ‘küresel lider’liğini tehdit ettiği raporlar yayınladığının altını çizen Eslen, yaşanan bu küresel güç savaşı ortamında Hindistan, Türkiye ve Rusya’yı içerisine almak istemeyen Avrupa Birliği’nin dışarıda kaldığını vurguluyor.

Rusya’yı NATO ile çevrelemek isteyen ABD, Baltık ülkeleri, Polonya, Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerin stratejik konumlarından faydalanırken, NATO’nun görev sahasının Çin’e uzak olmasından dolayı istediği hedef doğrultusunda yönlendirme yapamıyor.

ABD - ÇİN GERİLİMİNDE TÜRKİYE NE YAPMALI?

Küresel üretim merkezi koltuğunu Çin’e kaptıran ve üstelik uzun yıllar Çin’in ucuz işgücünden faydalanan ABD, Trump ile birlikte gelen korumacı ekonomi modeli ve ulusalcı yönetim anlayışının ardından Doğu Türkistan, Keşmir gibi bölgelerde yaşanan karmaşadan faydalanarak Çin’e ekonomik olarak diz çöktürmenin yollarını aramaya devam ediyor. İçerde meydana gelen ayaklanmalar ise ABD’nin yumuşak karnı olan ‘iç cephe’yi tehdit etmeye devam ediyor.

Covid-19 sürecinde üretim ve ihracat kapasitesinde önemli oranda düşüş yaşayan Çin’e alternatif arayan ülkelerin sayısı da her geçen gün artıyor.

Jeostratejik konumu nedeniyle bu mücadelenin dışında kalması mümkün olmayan Türkiye’nin ABD - Çin arasında yaşaşan kaostan mutlak surette etkileneceğini belirten Eslen, yapılması gerekenleri ise şu sözlerle sıralıyor: “Türkiye’deki siyasetçilerin, günü birlik çıkar hamlelerinden sıyrılıp, Türkiye’nin geleceğini etkileyecek bu ciddi süreci takip etmeleri, uzun vadeli düşünmeleri, gelişmeleri karşılayacak alternatif stratejiler için gecikmeden hazırlık yapmaları gerekmektedir. Bu hazırlıklar için Jeopolitik Araştırmalar Merkezinin tesisi, ciddi bir ihtiyaçtır.”

Uzmanlar ise Türkiye’nin bu süreçte kazanımlarını turizm sektörü üzerinden kurgulaması gerektiğini vurgularken, Covid-19 sürecinde bitme noktasına gelen ‘otel’ tatillerinin yerine doğal ortamda ‘kamp’ kültürünün tanıtılmasına önem verilmesi gerektiğinin altını çiziyor.