Trump’ın ulusal güvenlik stratejisi

Aralık 2017’de ABD Başkanı Donald Trump’ın imzasıyla hazırlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi büyük tartışmaların odağında olmuştur. Stratejide, klasik realist politikaların küresel bazda ısrarcı şekilde devam ettirilmesi gibi tehlikeli sonuçları olacak tercihler yer almaktadır.

Trump’ın ulusal güvenlik stratejisi

Temelinde çatışma potansiyeli olan ortamda devletler çıkar ve güvenliklerini sağlamak için giriştikleri güç müdahalesinin savaşa dönüşmesi doğal olarak kabul edilir. Uluslararası yapı, büyük devletlerin takındığı tavırla yakından ilgilidir ve diğer devletler de buna göre güç konumlarını belirlemeye çalışır. ABD’nin çatışmacı politikası ise, Türkiye dahil hiçbir ülkenin uzakta duramayacağı riskler barındırmaktadır.

Barışın korunması yönünde devletlerarası iş birliği her ne kadar devam ediyor olsa da, bazı politikacılar dünyayı realist bakış açısıyla ve kendi çıkarları için yorumlamaya devam ettiği sürece savaş ortamı kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıkıyor. Temel olarak realist bakış açısında, insan doğasının kötü olduğuna inanılıyor ve asıl hedef olarak güç elde etmeye çalışılıyor. Uluslararası ortamda mutlak söz sahibi olmak isteyen devletler, sürekli güç peşinde koştuklarından, mücadele ve çatışmaların yer aldığı anarşik düzen ortaya çıkıyor.

Varlığını sürdürmek ve çıkarlarını korumak için devletler kendi gücüne dayanmak zorunda kalacağından, güvenliğini en üst düzeyde tutmaya çalışır. Bu çaba da diğer devletleri endişeye sürükleyerek, onların da bu tip davranışlar içine girmesine neden olur. Bu duruma uluslararası ilişkilerde ‘güvenlik ikilemi’ denir ve bu durum şiddet- çatışma ortamının tırmandırır.

Tarihsel gelişim

II. Dünya Savaşı sonunda, iki kutuplu güç dengesi ve nükleer silahlar Soğuk Savaş dönemini başlatmıştır. Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan iki süper güç SSCB ve ABD, realist politikalar izleyerek nüfuzlarını korumaya ve genişletmeye çalıştılar ancak iki taraf da savaş girişiminde bulunmaya cesaret edemedi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte, ABD’nin gücü tek başına elinde bulundurması; Rusya, Çin, Almanya, Fransa, Hindistan gibi güçlerin doğmasıyla sona erdi. Ekonomik gücü askeri güce kolaylıkla dönüşme potansiyeli göz önüne alındığında, ABD’nin istediği yönde bir gidişten söz etmek çok mümkün görünmemektedir. İç savaş ve terör gibi olumsuzluklar her ne kadar ABD’nin uzağında yaşanıyor olsa da, bunun yarattığı olumsuzluklar tüm devletleri etkilemektedir ve güvenlik sorunu tüm devletler için büyük bir problem haline gelmektedir.

Genel olarak uzmanların üzerinde durduğu olumsuz tespit; ülke liderlerinin söylem ve çabalarında ülke menfaatlerini ve kendi halkının huzurunu ön plana almayıp, büyük savaşlar öncesindeki durum gibi uluslararası ilişkilerde güç kullanımını baz alan yıkıcı bir realist anlayışın tekrar yaygınlaşıyor olmasıdır. ABD Başkanı Trump’ın ulusal güvenlik stratejisi de bunun kısmen pratiğe dönüşen uygulamalarından olması bakımından bu yoruma ayrı bir önem kazandırmaktadır.

Ulusal güvenlik stratejileri

Ulusal güvenlik stratejisi, genel anlamda bir devletin kendi ulusal güvenliğini uzun vadede sağlamaya yönelik planlaması şeklinde açıklanabilir. Devletin neleri tehdit olarak gördüğü, nasıl çözüm yolları aranması gerektiğine dair cevaplar verilir ve tüm bu cevaplar rasyonalite çerçevesinde hesaplanır.

Riskler ve tehditler öncelik sırasına koyularak milli güç unsurlarının bunlara karşı nasıl kullanılacağı, amaç, araç ve yöntemlerin neler olacağı açıklanır. Ülkenin güçlü olduğu alanlar tespit edilerek avantajlar dikkate alınır. Ülkeleri hedeflerine gitmekten alıkoyabilecek tehditler açığa çıkarılır.

ABD ulusal güvenlik stratejisinde Trump’ın açıklamalarına bakılacak olursa, dünya siyasetinde lider rolünün tekrar elde edileceği ifade ediliyor. Kuzey Kore ve İran gibi kendi deyimiyle ‘zorba rejimlerin’ nükleer silahlarla dünyayı tehdit ettiği, Radikal İslami terör gruplarının çoğalarak Orta Doğu’yu kontrol altında tuttuğu, Rusya ve Çin gibi ‘rakip güçlerin’ saldırgan tutumla ABD’nin küresel boyutta menfaatlerine zarar verdiği, göçmen yasasının ABD için ciddi hassasiyet yarattığı, uyuşturucu ticaretinin büyük tehlike olduğu, müttefik ülkelerin görevlerini yerine getiremeyerek ABD’ye karşı tehlikelere yol açtığı genel olarak stratejide yer alan konulardır.

Trump, strateji dahilinde yazdıklarında şimdiye kadar neler yaptığını da açıklayarak tüm dünyanın ABD’nin liderliğiyle yükseleceğini de ifade ediyor. ABD’yi daha güvenli yapmak, düşmana hızlı tepki vermek ve gerektiğinde savaşı kazanmak iççin ihtiyaç duyulacak tüm kaynak ve bütçenin kendilerinde mevcut olduğu da burada verilen bilgilerden. Trump; Çin, Kuzey Kore, Rusya ve cihatçı terörist gruplarının ABD’ye yönelik ana tehditlerden olduğunu ifade etmiştir. Trump’a göre; Çin ve Rusya, ABD’nin menfaatlerine aykırı şekilde hareket edip dünyayı şekillendirmeye çalışmaktadır.

Trump, geçmişe yönelik eleştiride bulunarak şunları ifade ediyor; tüm bu gelişmeler olurken, ABD büyük bir hoşgörü sergileyerek, liberal-demokratik genişlemenin uluslararası ilişkilerde rekabetin yerini  barışçı iş birliğinin alacağı  beklentisine kapıldı. Askeri harcamalarımızı 1940’lardan bu yana en alt seviyeye indirdik, yeni silah sistemleri almayı sınırlandırdık, ortaya çıkan tehditlere ve teknolojik gelişmelere ayak uyduramadık, kendimizi tüm savaşları kazanacağımıza inandırdık ancak bu yüzyılın başlarında, süper güç rekabeti geri geldi, Çin ve Rusya bölgesel ve küresel etkileri konusunda ısrarcı olmaya başladılar, askeri güçlerini kriz anında Amerikan müdahalesini engelleyecek  şekilde dizayn ediyorlar ve uluslararası düzeni kendi lehlerine çevirmeye çalışıyorlar. Pahalı olmayan ancak etkin silahlar, siber saldırı vasıtaları, devlet ve devlet-dışı rakipler tarafından Amerika’ya ciddi zararlar verilmesine imkan sağlıyor. Bu stratejik saldırılar, nükleer silahlara başvurmadan ekonomimizi, askeri güçlerimizin yeteneklerini felç edebiliyor.

Trump, ABD’nin yeniden rekabet gücünü kazanması için de askeri üstünlüğü sağlamayı planlıyor. Askeri üstünlüğü ele geçirebilmek için de kuvvetleri büyük bir savaşa hazırlamak gerektiği ifade ediliyor. Rakipler bu şekilde kuvvet kullanarak amaçlarına ulaşamayacaklarına ikna olur ve ABD’ye saldırırlarsa onların kendilerini yenecekleri konusunda ikna olur.

ABD’nin bu çıkışına istinaden Rusya Uzakdoğu’daki topraklarında en büyük tatbikatını gerçekleştirdi. Moğolistan da tatbikata fiilen katılım sağladı.

Amerika’nın gerçekleştirmeyi amaçladığı stratejik hedefler, güç ile yakın ilişkili olsa da Rusya ve Çin gibi hafife alınmayacak rakiplerinin menfaatleriyle çakışmaktadır. Değişimin sadece yükseliş ve çöküşle gerçekleşebileceğini öngören realist teoriler bu noktada, rakipleri ancak güç yoluyla, yani savaşla, buna razı edilebileceğini söylemektedir. Daha da tehlikeli olan konu ise; ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin stratejilerindeki tehdit algıları ve bunlara karşı ürettikleri çözüm önerileri birbirine çok fazla benzemektedir. Bu devletler her ne kadar söylemlerinde uluslararası istikrardan bahsetseler de, çatışmacı ve zorlayıcı realist yöntemleri tercih etmektedir.

Pek çok siyaset bilim adamına göre; realist yaklaşımın bu şekilde tırmanışı dünya siyasetine egemen olursa, oluşabilecek büyük savaş insanlığın sonunu getirecek nükleer bir felaketle sonuçlanabilir. Trump’ın bu güvenlik stratejisini, rakip ülkelere gözdağı vererek onları Amerikan çıkarlarına karşı saygılı olmaları yönünde verdiği sert bir mesaj olarak okuyabilmek de mümkündür. Dikkat edilmesi gereken nokta ise, rakip bir ülkenin herhangi bir yanlış hamlesinin olayları geri dönülemez bir noktaya taşıyabilmesi durumudur.