Covid-19 Donald Trump'a koltuğunu geri verebilir mi?

ABD Başkanı Donald Trump, cuma günü kaldırıldığı Walter Reed Askeri Hastanesi'nden taburcu olarak Beyaz Saray'a geri döndü. Trump'ın ardından Beyaz Saray'da birçok kişinin de Covid-19 testi pozitif çıkarken, ABD Başkanının seçim sürecini nasıl yürüteceği de merak konusu. Rakibi Biden son anketlerde 10 puan öne geçerken, Trump koltuğunu yeniden geri alabilecek mi?

Bugün dünyadaki siyasi tartışmaların merkezinde Kovid-19 pandemisinin yer alması çok anlaşılır bir durum. Ama aslında, yeniden seçilmek için sürdürdüğü kampanyasının son haftalarında ABD Başkanı Donald Trump'ın testinin pozitif çıkmasından çok önce pandemi bunu yapmıştı yani tartışmaların merkezine yerleşmişti.

Dünyanın süper gücü olan bir ülkede "iktidarın başının" enfekte olmasının; hazırlıkları, ABD seçimlerindeki olası senaryoları ve bununla ilgili tüm küresel bağlantıları sarsmasını bir yana bırakırsak, karşı karşıya kalmak üzere olduğumuz şey, daha büyük ve derindir.

Kovid-19 virüsünün ve neden olduğu pandeminin tehlikeli boyutlarının netleşmesinden itibaren, ulusal çıkarların çakıştığı, nüfuz hesaplarının tasfiye edildiği, saflaşmaların derinleştiği, popülist dalgaların hakim olduğu, halk sağlığını korumak ile ekonomiyi kurtarmak öncelikleri arasında bir dengenin tutturulmaya çalışıldığı küresel bir siyasi ve ekonomik savaş ile karşı karşıyayız.

Virüs, Çin lambasından çıkıp korkunç bir cine dönüştüğü ocak ayından itibaren, tüm dünya düzeyinde büyük bir ayrışma yaşandı. İlk olarak Avrupa ile başladı.

Bu beklenmedik pandemi, İtalya, Fransa, İspanya ve İngiltere gibi zengin kabul edilen ülkelerin sağlık potansiyelleri üzerinde büyük bir yük oluşturdu.

Daha sonra ABD'ye geçiş yaparak kendisine büyük bir salgın dalgası yaşattı. Ekolojik, demografik, ekonomik ve hatta ideolojik çeşitliliğinden yararlandı ve ilk olarak New York, Detroit, Chicago, Boston, Seattle gibi büyük Kuzey şehirlerinin merkezlerindeki yerleşim yerlerini vurdu.

Bunların çoğu, düşük gelirli ve etnik azınlıkların bulunduğu Demokrat Parti'nin seçim kaleleriydi. Cumhuriyetçi Parti'nin kaleleri olan kırsal bölgeler ile beyazların yaşadıkları banliyöler ise bu en kötü dalgadan nispeten uzak kaldı.

Pandeminin kapsamını genişletip tüm dünyayı etkisi altına almasından sonra bile, ekonomiyi çöküşten kurtarmak gerekçesiyle en yüksek güç merkezlerinden kendisini küçümseyen, tecrit ve kapatma önlemlerini reddeden sesler yükselmeye devam etti.

İngiltere, Brezilya, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde bu ayrışma, muhafazakar sağ ile liberaller ve ılımlı sol şeklinde nispeten basit bir biçimde gerçekleşirken, ABD'de iki doğrudan nedenden ötürü çok daha karmaşık bir hal aldı.

Bunların ilki, bu yılın, benzeri görülmemiş zorlukları ve radikal seçimleriyle olağanüstü bir seçim yılı olması. İkincisi, seçim yılında ülkenin birleşik (federal) yapısının "hassasiyeti".

Bu da, Beyaz Saray'daki sağcı "merkez otorite" ile en kalabalık nüfusa sahip ve salgından en çok etkilenen kesimlerin bulundukları New York, Michigan, Illinois, California ve Washington gibi eyaletlerin bazılarındaki liberal demokrat liderler (özellikle eyalet yöneticileri) arasındaki doğrudan çelişki şeklinde yansıdı.

İtalya'da salgının merkez üssü kuzeyde, tam olarak Bergamo ve Milano şehirleriydi. Fransa ve İspanya'da en büyük sıkıntılar, Madrid, Paris ve Barcelona gibi büyük şehirlerde görüldü.

İngiltere'de, bir süreliğine, başkent Londra ve çevresi, İngiltere'nin uzak kuzey doğusuyla birlikte salgının üssüydü ve en çok etkilenen bölgelerdi.

Sağlık krizinin ardından, söz konusu ülke hükümetlerinin zorunlu olarak aldıkları kapatma kararları sonucu çok geçmeden bu kez de ekonomik sıkıntılar baş gösterdi.

Zira İtalya'nın kuzeyi, büyük Fransız, İspanyol ve İngiliz şehirleri bu 4 ülkenin ana ekonomi ve finans omurgasını oluşturuyorlar.

Özellikle de Muhafazakar İngiliz hükümeti, Veliaht Prensi Charles'ın, ardından da Başbakan Boris Johnson'un virüse yakalanmalarından sonra kapatma önlemleri almaya mecbur kaldı.

Bu sırada, ABD'nin meşgul olduğu şiddetli seçim kutuplaşmasına, turizm sektöründen perakende, sanayi, hava taşımacılığı, eğitim ve sağlık dahil kamu hizmetleri sektörlerine kadar pandeminin piyasalar üzerindeki korkunç olumsuz etkileri de eşlik ediyordu.

Dahası, Cumhuriyetçiler ile Demokratlar, aralarındaki ideolojik ayrılığın derinliğini yansıtacak bir şiddette, kendi siyasi sokaklarının taleplerini ve hassas noktalarını manipüle ediyorlardı.

Cumhuriyetçilerin kampanyası, virüs kaynaklı yüksek sayıda vaka ve ölümler mal olsa bile ekonominin kurtarılmasının öncelikli olduğuna odaklanıyordu.

Demokratlara gelince, halkın sağlığını ülke ekonomisinin sağlığından ayırmanın imkansız olduğundan hareket ederek, yakın gelecekte tedavisi ve aşısı olmayan bir pandemiyi kontrol altına almak için ekonomik açıdan acı verici önlemler alınmasının kaçınılmaz olduğuna odaklanıyorlardı. İki yaklaşım ve hedef arasındaki bu açık ve net bölünme ortasında, kürsülerden yapılan konuşmalarda gittikçe daha tırmandırıcı olmaya başlamıştı. Başkan Trump birçok kez ve açıkça virüsün tehlikelerini küçümseyen açıklamalar yaptı.

Ancak, vaka sayısının artması, Cumhuriyetçilerin seçim kaleleri olan kırsal kesimler, varlıklı banliyöler ile muhafazakar güney eyaletlerine sızması ile salgını inkar etme "taktiğini" dış güçleri suçlama şeklinde değiştirmek zorunda kaldı.

Nitekim bu bağlamda, virüsün ilk olarak Çin'in Vuhan şehrinde görüldüğü ve Çin'in kasıtlı olarak bunu gizleyerek pandeminin tüm dünyada bu kadar şiddetli yaşanmasına katkıda bulunduğu gerekçesi ile Trump, Kovid-19 virüsüne "Çin virüsü" adını verdi.

Daha sonra suçlamalarının dairesini daha da genişletti. Dünya Sağlık Örgütü'nü açıkça ihmalkarlık ve Çinli makamlarla işbirliği yapmakla suçlayarak, ülkesinin bu uluslararası örgüte yaptığı yardımları kesmekle tehdit etti.

ABD Başkanı, iki sağcı müttefiki İngiltere Başbakanı Boris Johnson ve Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro'nun iyileşmesinden sonra salgına meydan okuyan tutumunu bir adım daha ileriye götürerek, Kovid-19 virüsünü ve etkilerini daha çok küçümsemeye, ne kendisinin ne de katılımcıların maske takmadıkları seçim mitingleri düzenlemeye başladı.

Independent Türkçe'nin Siyasi analist, Tarih Araştırmacısı İyad Ebu Şakra'nın Şarku'l Avsat'ta yer alan makalesinden aktardığı analize göre, Trump, tecrit ve kapatma önlemleri alan eyalet yöneticilerini şiddetle eleştirirken, muhafazakar ve evanjelik destekçileri, maske ve diğer koruyucu önlemlerle dalga geçiyorlardı.

Hatta bazı aşırı sağcılar, tecrit ve kapatma önlemlerine karşı düzenledikleri gösterilerde bireysel silahlarını kullanıyorlardı.

Bu sırada Demokratlar iki ateş arasında kalmışlardı. Bir yandan daha az varlıklı ve pandemiden daha çok etkilenen seçmen kitlelerine sağlık ve diğer hizmetleri sağlamaya, diğer yandan Trump'ın 2016'daki son seçimlerde bu kitlenin bir bölümünün desteğini kazanmasını ve bu sayede başkan seçilmesini sağlayan popülerliğinin daha da genişlemesini engellemeye çalışıyorlardı.

Bunun ilk uyarıları, büyük şehirlerdeki orta ve düşük gelirlilerin yaşadığı birçok bölgede devlet yardımı ve iflastan kurtarılmaları talebi ile başlayan gösterilerden bazılarının, çok geçmeden amacından saparak güvenlik güçleri ile girişilen ırkçı çatışmalara evrilmesiydi.

Gözlemcilere göre, bu tür çatışmalar daha da tırmansaydı siyasi etkileri Demokrat Parti'nin aleyhine olacak, ama diğer yandan sağcı Cumhuriyetçi Parti'ye bu öfke dalgasını kullanarak beyaz kesim içinde siyah şiddetine karşı bir korku yaratma ve bundan yararlanma fırsatı verecekti. Trump'ın virüse yakalanması, bunun halkın sempatisini kazanmasını sağlayıp sağlamayacağı bir yana -kuşkusuz- başkanlık kampanyasını zora sokacaktır.

Trump sağlığı ve seçim kampanyası konusunda yaşadığı sorunların yanı sıra muhafazakar yargıç Amy Coney Barrett'ın atanmasını sağlayarak Yüksek Mahkeme üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırma planlarının aksaması sorunu ile de yüzleşiyor.

Zira hem kendisinin hem de birkaç Cumhuriyetçi senatörün virüse yakalanması nedeniyle oylamanın yapılamayabileceği, dolayısıyla da Kasım'daki başkanlık seçimlerinden önce atamanın gerçekleşemeyebileceği olasılığı dillendirilmeye başladı.

Bu yaşananlar önemli bir dönüm noktası teşkil ediyor ve sonuçları gözlemcilerin ve analistlerin hayal edebileceğinin çok ötesinde olabilir.