Cumhuriyetçi Parti kongresine Saddam eleştirisi

ABD'de 3 kasımda düzenlenecek olan seçimler için Biden ve Trump arasındaki rekabet her geçen gün artarken, Cumhuriyetçi Parti kongresi tamamlandı. Siyahi protestoları, Covid-19 pandemisi ve Trump'a yönelik eleştiriler gölgesinde yapılan kongrede neler yaşandı? Biden ile arasındaki farkı her geçen gün kapatan ABD Başkanı Trump yeniden seçilebilecek mi?

ABD Başkanı Donald Trump, seçim çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Başkan Trump hakkında basına yansıyan haberler, piyasaya çıkan ve Trump'a yakın isimler tarafından yazılan kitaplar, Covid-19 pandemisi sürecindeki politikaları, dış politika hamleleri, siyahilerin protestoları gölgesinde 3 kasımda yapılacak seçimlerin sonucu da merakla bekleniyor. 

Biden ile Trump arasındaki fark kapanırken, Cumhuriyetçi Parti kongresi yapıldı. The Independent'in Ortadoğu, Suriye ve Irak uzmanı ve ödüllü yazarı Patrick Cockburn kongreyi ve Trump'a yönelik davranışları yorumladı. 

Başkan adaylığını resmen kabul ettiği konuşmada Demokrat rakibi Biden'a yüklenerek "Seçilirse Amerikan rüyasını yok edecek" ABD Başkanı Trump'a gösterilen ilgiyi ve davranışları da yorumlayan Cockburn, kongreyi Irak Baas Partisi'nin toplantılarına, Trump'a olan ilgiyi de Saddam'a gösterilen ilgiye benzetti. 

İşte Cocburn'un kaleminden Cumhuriyetçi Parti kongresi: 

Cumhuriyetçi Parti kongresi, Trump yönetiminin lağım seviyesindeki standartlarına göre bile mide bulandırıcı bir performanstı. Yüce lidere bir kültmüşçesine hürmet göstermeleri, bana belirli aralıklarla Saddam Hüseyin'i ulusal kurtarıcı olarak onaylayan Irak Baas Partisi'nin toplantılarını hatırlatıyor.

Her iki durumda da elle tutulur yegane sözler, yalakalık yapan övgü yığınlarından ibaretti. Konuşmacılar, karmakarışık başarısızlıklar muzaffer başarılarmış gibi davranırken dalkavuklukta birbirlerine fark atıyordu. Trump'ın 180 bin Amerikalının ölümüne yol açan koronavirüs salgınıyla baş ederken gösterdiği vahim acizlik göz ardı edildi. Keza, 30 yıl önce Saddam Hüseyin de onu çılgınlar gibi alkışlayan Baasçılara, Kuveyt'teki "Savaşların Anası'nın" Irak için görkemli bir zafer olduğu haberini vermişti.

Karşılaştırma bir hayal ürünü değil: Irak Baas Partisi, Arap milliyetçisi bir partiydi ve Cumhuriyetçi Parti de pekala Amerikan Milliyetçi Partisi diye yeniden adlandırılabilir. Her iki durumda da lidere sadakati şüpheli olan herkes ekseriya tasfiye edildi, yerleri de piyonlarla ve liderin aile üyeleriyle dolduruldu.

Saddam kendisini halkının milli çıkarlarını hem içerideki hem de dışarıdaki düşmanlara karşı korurken her zaman tetikte olan çelikten bir adam olarak sundu. Aynı zamanda daha yumuşak, daha anlayışlı tarafını sergilemekten de hoşlanırdı ve rejiminin şiddet kullanarak baskı altına aldığı Şii ya da Kürt toplulukların neşeli üyelerini kabul ederdi. Ara sıra babacan endişesinin tüyler ürperten bu jestleri ters giderdi, tıpkı Kuveyt'teki savaşa doğru koşarken 5 yaşındaki bir İngiliz rehinenin kucağına oturmayı reddetmesinde olduğu gibi.

Şimdi Trump da merhum Irak liderinin yaşadığı bazı sorunların aynısıyla karşılaşıyor ve bazen aynı çözümleri buluyor. Örneğin, kendinize yaşattığınız yenilgiyi görkemli bir zafer olarak tanımlayıp da nasıl paçayı kurtarırsınız? Her iki durumda da diktatörün el kitabı benzer: Yüce lider, yanlış giden her şey için yabancıları ve yerli düşmanları suçlarken basit bir şekilde yalan söyler ve dünyaya karşı elde edilmiş bir başarı öne sürer. Kongre devam ederken Trump, "Çin virüsü ülkemizi işgal edince Amerikan toplumunun II. Dünya Savaşı'ndan bu yana gördüğü en büyük seferberliği başlattık" dedi.

Gel gör ki Trump azınlıklara, kadınlara ve göçmenlere olan saygısına yardımcılarının da tanıklık etmesini sağlayarak daha yumuşak biriymiş gibi görünme ihtiyacını açıkça hissetti ki bu halkın farkında olmadığı bir empati olabilirdi. Yüzyıllardır otoriter yöneticiler de aynı şekilde tutsakları serbest bırakarak ne kadar cana yakın, merhametli kişiler olduklarını göstermeye çalışmıştır (Pontius Pilatus bunun klasik bir örneğidir). Bu geleneğe uygun olarak, her zamanki gibi televizyonda canlı yayında, Bay Trump hapishane mahkumları için çalışan hükümlü bir banka soyguncusunu affetti.

Naklen televizyonda yayınlanan mide bulandırıcı bir diğer kısa sahneyse Trump'ın, düzenli olarak (ve haksız yere) suçlu ve uyuşturucu kaçakçısı diye şeytanlaştırdığı kişilerin ta kendisi olan 5 göçmenin yurttaşlığa kabul törenini izlemesiydi.

İktidardaki otokratların savaş ya da pandemi gibi gerçek bir kriz esnasında onları felakete bu kadar yatkın kılan zayıflığı, liderin isteğinden farklı kritik tavsiyelerin dikkate alınmaması veya reddedilmesidir. Irak liderinin yakın çevresini iyi tanıyan bir Rus diplomat bir keresinde bana, Saddam Hüseyin'in üst düzey yardımcılarının benimseyebileceği tek güvenli pozisyonun, içlerinden geçen ne olursa olsun "patrondan yüzde 10 daha sert davranmak" olduğunu söylemişti.

Trump'ın üst düzey yetkilileri sıkça görevden alması, aykırılık karşısındaki iştahının tek adam yönetimini savunan diğer kişilerden bile daha az olduğunu gösteriyor ki bu da ABD'nin süper güç konumunu çoktan sarsan art arda hataların teminatı oluyor.