Titanların Transatlantik Savaşı: Sırada ne var

ABD ile Çin arasındaki ekonomik bağımlılık çözülürse, ekonomik bloklar veya kapalı ekonomik alanlar ortaya çıkar ve ekonomik yatırımların azaldığı bir süreç başlar. Uluslararası sistemin iki kutuplu hale gelmesi sırasında Avrupa için dramatik sonuçlar ortaya çıkar.

Aralık 2019’da yapılan NATO zirvesi toplantısının aksine, Çin, transatlantik ittifakını bir arada tutan yeni tutkal olmayacak. Düşünülenin aksine, ortaya çıkan Çin-Amerikan küresel çatışması, Atlantik'in her iki tarafındaki tehdit algılamaları ve tepkileri farklılaşmaya devam edeceğinden, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa’nın birbirinden daha da uzaklaşmasına neden olacak. 

Avrupa’daki Çin algısı kesinlikle değişti. Avrupa Çin’e yönelik daha fazla bütünleştirici liberal yaklaşımlar izledi. Entegrasyon sürecinde Çin'in yapıcı bir uluslararası aktör haline geleceği ve ekonomik modernleşmenin siyasi liberalleşmeye yol açacağı gibi iyimser beklentilere dayanıyordu. Siyasi liberalleşme umutları suya düştü. Çin’in Avrupa’daki ve Avrupa ülkeleri üzerindeki etkisi açıkça görülüyor. Öyle ki, Çin’in insan hakları üzerindeki usulsüzlükleri ve Güney Çin Deniz’deki hak iddiaları söz konusu olduğunda, Avrupalı ülkelerin taraf alması güçleşiyor. 

AVRUPA'NIN ÇİN ALGISINDAKİ DEĞİŞİM

Avrupa ülkeleri nezdinde Çin, ekonomik bir fırsat olarak görülmüyor. Öyle ki, Avrupa Komisyonu Mart 2019'da yayınlanan bir raporunda Çin’e yönelik bakış açısının değiştiğine yer verdi. Rapor Çin'i politika alanına bağlı olarak "iş birliği ortağı", "ekonomik rakip" ve "alternatif yönetim modellerini destekleyen sistemik bir rakip" olarak nitelendirerek görüş değiştirdi. Fakat Çin'e yönelik daha şüpheci bir bakış açısı, Trump yönetiminin sıfır toplamlı yaklaşımının Avrupa'da çok popüler olduğu anlamına gelmiyor.

Çin'in yükselişi ABD ve Avrupa'yı farklı derecelerde etkiliyor. Çin’in yükselişindeki realite ve beklenen artış, ABD’de pozisyon kaygılarına neden oldu. Çin, ABD’nin uluslararası liderlik pozisyonuna, bir numara olmanın yol açacağı güvenlik ve ekonomik ayrıcalıklara yönelik uzun vadeli bir tehdit olarak algılanıyor. Bu etki rekabetinde Washington, Çin ile ideolojik farklılıkları ön plana çıkararak uzun vadede sürdürülebilir bir iç desteği almayı çalışıyor.  Statü rekabeti ve ideolojik farklılığın bu karışımı tek başına çatışma sendromuna özel bir karakter kazandırıyor. ABD ve Çin birbirlerini potansiyel askeri düşmanlar olarak algıladıkları için, güvenlik ikilemi dinamikleri ikili ilişkileri şekillendiriyor.

Avrupa ve Çin arasında bir statü veya küresel rekabetten söz etmek mümkün değil. Ayrıca Avrupa ülkeleri ve Çin arasında ikili ilişkilere etki edebilecek herhangi bir güvenlik ikilemi de yok. Dolayısıyla ABD’nin Çin’e karşı duyduğu güvenlik endişeleri tüm bölgeleri kapsamıyor. Bundan ötürü Avrupa’nın ABD ve Çin arasındaki rekabete etkisinden söz etmek mümkün değil. Ancak, ABD ve Çin arasındaki ekonomik karşılıklı bağımlılık çözüldüğünde, ekonomik bloklar veya kapalı ekonomik alanlar ortaya çıktığında ve ekonomik küreselleşme süreci başladığında bunun sonuçları dramatik olabilir. Uluslararası sistemin giderek iki kutuplu hale gelmesiyle Avrupa kendisini zor bir durumda bulacaktır. Bu da Washington'un müttefiklerine, Çin-Amerikan çatışmasında taraf almaları için uyguladığı baskının artmasına neden olacaktır.

Diğer taraftan ABD, Avrupa’nın sahip olduğu teknolojinin rakibini güçlendirmesini engellemek için müttefiklerini Çin politikasına entegre etmeye çalışacaktır. Nitekim ABD, Çin ile askeri teknoloji yarışında liderliğini korumak istiyor. Dolayısıyla Çin’in Avrupa’dan teknoloji transferinin engellenmesi Washington için hayati öneme sahip. Bunun için ABD, Çok Taraflı İhracat Kontrolleri Koordinasyon Komitesi (CoCom) kurarak, Avrupa’yı buna dahil etmeyi planlıyor. Fakat böyle bir oluşum henüz Beyaz Saray’da netlik kazanmış değil.

Soğuk Savaş döneminde kurulan 1994 yılında faaliyetlerine son verilen CoCom’da, ABD ve müttefikleri komünist devletlere karşı ihracat kontrollerini koordine ettiler. 1994’de CoCom'un dağılması, Çin'e sağlanan sivil ve askeri teknolojilerin kontrolü konusunda Atlantik ötesi koordinasyonu da sona erdirdi. CoCom’un yerini her ne kadar Konvansiyonel Silah ve Çift Kullanımlı Mal ve Teknolojiler için İhracat Kontrolleri alsa da herhangi bir ülkeye karşı kurulmadığı için CoCom kadar etkin değil. Ayrıca ABD’nin daha fazla kar etme yaklaşımı bu dönemde Çin’in üst düzey teknolojiye sahip olmasının da önünü açtı.

WASHINTON'UN ÖNÜNDEKİ İKİ YOL

Göründüğü gibi, Çin'e yönelik ihracat kısıtlamaları ABD politikasında daha önemli hale gelirse, diğer ülkelerin buna dahil edilebilmesi için Washington iki yöneteme başvurur. Bir taraftan Washington, müttefikleri ile yapılacak muhtemelen zahmetli müzakerelerde çok taraflı bir ihracat kontrol sistemi üzerinde çalışabilir. Yani Çin karşısında bloklaşması için müttefiklerine birtakım imtiyazlar verir. Diğer taraftan, ABD, ihracat kontrol sisteminin dünya dışı kaldıraçlarını ve yaptırım yasalarını kullanarak Avrupalı şirketleri Amerikan ve Çin pazarı arasında seçim yapmaya zorlayabilir. Nitekim İran örneğinde olduğu gibi.

Avrupalı firmalar Washington’un baskısıyla ABD ve Çin arasında seçim yapmak zorunda kalırsa, bu İran'dan çok daha ciddi sonuçlar doğurur. Öyle ki, Çin, Avrupa’nın ABD’den sonraki en önemli ticaret ortağı konumunda. Eğer ki, ABD, Avrupa’yı Çin ile ticari ilişkilerde ciddi şekilde kısıtlamaya zorlarsa bu durum büyük olasılıkla sert bir Transatlantik çatışmaya yol açar.

***National Interest'ten İntell4 tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.