Teknoloji otoriterliğe yeni bir boyut getirdi

Veri ihlalleri ile son yıllarda gündeme gelen güvenlik sorunsalı, tekno-otoriterlik ile farklı bir boyut kazandı. Devletlerin otoritelerini sağlamlaştırmak için teknolojinin tüm imkanlarını kullanarak bireylerin gizliliğini ihlal etmesi, son yılların en büyük krizi. Zira iktidarlar konumlarını sağlamlaştırmak için hem ülke içerisinde hem de ülke dışından bireysel verileri izleyerek, otoriterliğin sınırlarını yeniden çiziyor.

Cihan ABİ/Intell4

Teknolojinin her geçen gün gelişmesi, insan hayatını iyi ve kötü yönde etkiliyor. Zira insanoğlu teknolojik gelişmelerin sağladığı kazanımlardan faydalanırken, aynı şekilde devletler de kontrol amacıyla yönetimlerinde aynı olanaklardan yararlanıyor. Dolayısıyla insanlar bir taraftan konfora kavuşurken, diğer taraftan da sürekli gözetim ve kontrol altında tutuluyor. Durumun bu şekilde ilerlemesi siyaset terminolojisinde yeni bir terimin doğmasını da beraberinde getirdi; Tekno-otoriterlik ya da techno-authoritarianism.

TEKNO-OTORİTERLİK

Dünyanın en sofistike teknolojilerine sahip olan ülkelerde, son dönemlerde “teknoloji tabanlı tam kontrol” ve “bilginin denetlenmesi” yükselişe geçti. Teknolojinin sağladığı imkanlardan faydalanarak halkları üzerinde tam kontrol mekanizması kuran ve verileri inceleyen devletler, böylelikle kendilerine yönelik ayrılıkçı seslerin yükselmesinin önüne geçmeye başladı. Fakat bu durum yeni bir olgu değil. Özellikle de radyo ve telgraf gibi iletişim araçlarının icat edildiği dönemlere kadar uzanıyor. Zamanla iletişim araçlarının çeşitlenmesi ve yaygınlaşması denetimin kapsama alanını ve boyutunu da değiştirdi.

1948 yılında ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda hükümetleri, UKUSA adında gizli bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma kapsamında kurulan ve kod adı ECHELON olan küresel istihbarat girişimiyle, dünya üzerindeki tüm telefon, fax, telex ve e-mail mesajlarını denetlenmesi ön görüldü. Bu durum 73 yıl önce bile devletlerin teknolojiyi bir istihbarat aracı olarak kullandığının en önemli göstergesi. Fakat bu noktada teknoloji üzerinden yürütülen istihbarat faaliyetleri, devlet çıkarları için değil de iktidarların otoriterleri için kullanılıyor.

Son 73 yılda yaşanan teknolojik gelişmeler ile doğru orantılı olarak devletlerin iletişim araçlarını istihbarat için kullanmasındaki artış, özellikle 2000 yılından sonra zirveye ulaştı. Zira son 20 yılda elektronik cihaz kullanıcılarının sayısında yaşanan patlama, devletlerin istihbarat kapsamını genişletti.

TEKNO-OTORİTERLİĞE ÇİN ÖRNEĞİ

Geçtiğimiz yıl Hinrich Vakfı, Çin’in “tekno-otoriterliği”, “yenilik avantajı” ve liberal demokrasilere olan uyumsuzluğuna ve bireysel verilerin ihlâline yönelik bir rapor yayınladı. Raporda, özellikle son dönemde Pekin yönetiminin, teknolojinin avantajlarını kullanarak otoriterliğini artırmasının üzerinde duruldu.

Hinrich Vakfı tarafından yayınlanan raporda, Pekin yönetiminin teknolojiyi kullanarak, insan haklarını hiç saydığını ve başta Çin’de olmak üzere dünya genelinde bir izleme sistemi kurduğu aktarıldı. Pekin yönetiminin, sansür, gözetim ve kitlesel izlemeleri yürütmek için verileri takip ettiği, yapay zekâ (AI) ile gizlilik sınırlarını aştığı ve ifade özgürlüklerini kısıtladığı belirtildi.

Raporda, Pekin’in özellikle Hong Kong ve Doğu Türkistan’da son derece sofistike cihazlarla, bireysel gizliliği ihlal etmesinden ötürü Batılı ülkelerden tepki çektiğine yer verildi. Hong Kong ve Doğu Türkistan’da yaşananlara tepki olarak ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler, Pekin yönetiminin küresel istihbarat girişimlerini engellemek adına Huawei başta olmak üzere pek çok Çinli teknoloji devinin faaliyetlerini kısıtladı. Ayrıca Çin teknolojisinin taşıyıcı ağlardan, veri depolama sistemlerinden, mobil uygulamalardan, bulut ağlarından ve denizaltı fiber optik kablo ağından çıkarılması için Temiz Ağlar Programı (The Clean Networks) devreye alındı.

Sonuç olarak, teknolojinin gelişmesi beraberinde rahatlığı getirirken aynı zamanda devletlerin kontrol mekanizmasının sağlamlaşmasına da neden oldu. 1948 yılında Batılı ülkelerin girişimi ile başlayan tekno-otoriterlik, Çin’in küresel hedefleri doğrultusunda daha tehlike bir hal aldı. Çin hem kendi sınırları içerisinde hem de dünya çapında bir gizlilik ihlalinin parçası oldu.