Suudiler neden Dolar’ı kabul etti?

Yüzyıllardır kullanıla gelen para dediğimiz meta zaman içerisinde pek çok kez değişime uğradı. Kimi zaman altın-gümüş olurken kimi zaman da kağıt-demir oldu. Fakat paranın değişiminde-silah haline gelmesindeki en önemli gelişmeler 1944-1971 yıllarında ABD öncülüğünde yaşandı. ABD, dolar ile küresel piyasalarda-siyasette bir baskı unsuru oldu ve imparatorluğa döndü. Fakat bugün ABD'nin hegemonyası, dolar imparatorluğu pek çok ülke tarafından sorgulanıyor. Işık hızıyla bir dönemin sonu yaklaşıyor.

Suudiler neden Dolar’ı kabul etti?

Dünya tarihinin en köklü ikili ilişkilerinden olan ticaret ilişkisi Milattan Önce 7’inci yüzyılda Lidyalıların parayı bulmasıyla tamamen değişti. Bugüne kadar pek çok değişim geçiren para dediğimiz meta, bugün dünyanın en büyük sorunlarının başında geliyor. Kimilerinin silah olarak gördüğü para bazıları tarafından sadece yol gitmek için yakıt olarak görülüyor. Para nasıl silah haline geldi? Doların dünya ekonomisindeki yeri nedir? Petrol-dolar ilişkisi nasıl başladı? ABD’nin petrolün peşine düşmesindeki neden nedir?

REZERV BİRİMİ OLARAK ALTIN

İlk para Milattan Önce 7’inci yüzyılda Anadolu’da yaşayan Lidyalılar tarafından bulunmuştur. Lidyalıların gündelik hayatı kolaylaştırmak için kullanmaya başladıkları para dediğimiz meta pek çok kez değişmiş ve evrim geçirmiştir. Kimi zaman altın, gümüş kimi zaman kağıt, demir kimi zaman da kart olmuştur.

Paranın yaşadığı en önemli değişimlerden birisi 17’inci yüzyılda İngiliz kuyumcuların ellerindeki değerli madenleri korumak ve saklamak amacıyla İngiliz darphanesine teminat karşılığında vermeleridir. Fakat 1640 yılında İngiltere Kralı 1. Charles’in İngiliz darphanesinde saklanan altınlara el koymasıyla artık kuyumcular değerli madenlerini İngiliz darphanesi yerine Goldsmith’ler adındaki kuyumcunun yaptırdığı kasada saklamaya başladılar. İlk banknot paranın kullanılmaya başlandığı dönem olan bu tarihte Goldsmith’ler kendilerine verilen altın ve gümüş benzeri değerli madenler için teminatlı kağıt veriyordu.

Goldsmith’lerin gerçekleştirdiği bu girişim dünya ekonomisini ve para sistemini temelinden değiştirdi. Zaman içerisinde devletler kendilerinde bulunan altın rezervine göre para basmaya başladı. Goldsmith’lerin attığı temel gibi kağıt para hangi devlete aitse o devletin altın rezervine göre o kağıt değer kazanmaya başladı.

REZERV BİRİMİ OLARAK DOLAR

Goldsmith’lerin girişimiyle dünya ekonomisinin ve piyasasının temelleri tamamen değişmişti. Uzun yıllar altın endeksli para basan ülkelerin ekonomi politikaları 1944 yılında tamamen değişti. 2’inci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan ABD, bölgesel politikalardan küresel politikalara yöneldi ve dünyaya açılma kararı aldı. Küresel ticaretin etkin bir şekilde işlemesi için 44 ülke 1944 yılında ABD’nin New Hampshire Eyaleti’nin Bretton Woods kasabasında bir araya gelerek, para basılması için altın rezervinin yanında ABD dolarının olmasını da kararlaştırdı. Dolayısıyla ABD doları da artık rezerv niteliğine sahip oldu.

1944 yılında alınan karar ile ABD doları dünya piyasasında değer kazanmaya başladı ve dolara olan ilgi yükselişe geçti. Bu etkinin yanı sıra ABD Bretton Woods kararı sonucu doların üstlendiği rol ile birlikte dünya üzerinde ekonomik bir baskı ve düzen kurması kolaylaşmıştır. 1970’li yıllara kadar devam eden bu düzen içerisinde ABD, müttefiki olan devletlere her anlamda yardımlar sağlamıştır. Hatta Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) kurulmasını desteklemiştir. Fakat AET’nin kurulmasına destek veren ABD, o dönemde kendisine karşı bir rezerv para birimini (EURO) hesaba katmamıştı.

1970 yılında ABD’nin dünya ekonomisini kontrol altına almasını sağlayan dolara dayalı ekonomi-piyasa modeli çökmeye başladı. Vietnam savaşının ABD’ye verdiği ekonomik yükle beraber İngiltere ve Fransa başta olmak üzere müttefik ülkeler devlet bankalarındaki Amerikan dolarlarının karşılığı olan altınları ABD’den istemeye başladı. Bu dönemde ABD’nin ana müttefiki konumunda olan İngiltere bile 3 milyar dolarlık rezervi karşılığında 2600 ton altın almıştır.

PETRO-DOLARIN DOĞUŞU

1969 yılında ABD’nin 37’inci başkanı olan Richard Nixon, 1971 yılında Amerikan dolarının altın karşısındaki eşdeğerliğini sonlandırdı ve dolar dalgalanmaya bırakıldı. Vietnam savaşının ve dalgalanmanın etkisiyle ABD doları devalüe edildi. Piyasada giderek değer kaybeden Amerikan doları için çare arayan ABD, tüm dünya ülkeleri için enerji kaynağı olan petrole yöneldi ve petro-dolar süreci başlamış oldu.

Nixon yönetimi Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) devletlerinden Suudi Arabistan ile birtakım görüşmeler gerçekleştirdi. Bu dönemde de OPEC devletleri dolarda yaşanan değer kaybından ötürü petrol ticaretinin farklı para birimlerinden oluşan bir para sepet üzerinden olabilirliğini tartışmaya başlamıştı. Fakat ABD’nin girişimlerinin ardından Suudi Arabistan aldığı bir kararla petrolün artık dolar ile satılacağını açıkladı. Diğer taraftan da ABD devlet bonolarına para yatırılmaya başlandı.

ABD istediğini almış ve milyarlarca varil petrolün ticaretinde Amerikan dolarını zorunlu kılmıştı. Peki, Suudi Arabistan ABD’yle varılan anlaşmadan ne kazandı? Suudi Arabistan’ın varılan anlaşmadan çıkarı güvenliğinin sağlanmasıydı. ABD, petro-dolar endeksi karşılığında Suudi Arabistan’a bölgesel tehlikelerden koruyacağını temin etmişti. Bu bağlamda Suudi Arabistan da petrol gelirlerini ABD Bankalarına yatırmayı temin ederek petrol-dolar döngüsünü sağlamıştı. Öyle ki, bu durum ABD’nin petrol için ülkeden çıkardığı dolarları hatta dünyada herhangi bir devletin petrol için harcadığı dolarların Amerika’ya geri dönmesine denk düşmektedir. 

Türkiye ABD’ye ihracat yapar dolar elde eder, bu dolarla petrol alır ve petrol karşılığında verilen dolar tekrardan ABD’ye döner. Tüm dünya ülkelerinin harcadıkları dolarların çoğu er ya da geç ABD’ye döner.

PETRO-DOLAR POLİTİKASINA KARŞI YÜKSELEN SESLER

Amerika Birleşik Devletleri’nin Suudi Arabistan başta olmak üzere Ortadoğu ülkelerinden aldığı petrol oranı ABD içerisinde kullanılan tüm petrollerin yüzde 20,5’ine denk gelmesi ABD’nin Ortadoğu petrollerine ihtiyacı olmadığını gösteriyor. Peki ABD’yi uzun yıllardır Ortadoğu’da tutan neden nedir?

ABD’nin Ortadoğu’da varlık göstermesinin başlıca nedenlerinden biri petrolün dolar dışında bir araç ile satılmasını engellemektir. Öyle ki, petrolü farklı araçlar ile satmayı öneren tüm devletler ABD’nin zulmüyle karşı karşıya kalmıştır. Nitekim petro-dolar döngüsüne karşı Ortadoğu’da özellikle 2000’den sonra bir karşı koyma süreci başlamıştır. Bu karşı koymaların sebepleri ise ABD’nin Ortadoğu başta olmak üzere dünyada baskıcı tutumu ve tek taraflı ekonomik kazanç elde etmesidir. 

ABD’nin petro-dolar politikasına ilk tepki Saddam Hüseyin’den gelmişti. Saddam Hüseyin yaptığı açıklamalarda petrolü artık dolar üzerinden satmak yerine Euro, Yen gibi paralarla da satacağını belirtmişti. Saddam’ın bu açıklamalarının hemen ardından ABD’nin Irak işgali gerçekleşti ve Saddam devrildi. ABD’nin gerekçesi Saddam’ın elinde kitle imha silahları olduğuydu. Fakat işgalin ardından kitle imha silahlarına rastlanmadığı, işgalin bir istihbarat hatası sonucunda gerçekleştiği açıklandı. Binlerce insanın öldüğü ve Irak’ın harabeye döndüğü savaş resmen petro-dolar döngüsünün bozulmaması için gerçeklemişti. Nitekim Amerikalı Profesör William Clark, 2003 yılında yayımlanan “The Real Reasons for the Upcoming War With Iraq” adlı makalesinde ABD’nin Irak işgalinin tek nedeninin petro-dolar döngüsünün korunması olduğunu ayrıntılı bir şekilde belirtmiştir.

ABD’nin küresel sistem üzerindeki baskısı giderek artarken ABD’nin kurduğu ve yönettiği sisteme karşı sesler de yükselmeye başladı. Saddam’ın 2000’li yıllarda açtığı yolu Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi takip etti. Saddam Hüseyin ile aynı doğrultuda açıklamalar yapan Kaddafi de bu açıklamaları sonrasında ülkesinde çıkan iç savaş sonucunda öldürüldü ve Libya petrolleri de petro-dolar çarkının dönmesine yardımcı oldu. Irak ve Libya’nın ardından ABD karşılaşacağı sorunları kökten çözmek için birtakım girişimlerde bulundu. Rusya ve Çin ile aynı doğrultuda hareket eden ve petro-dolar döngüsünü etkileyecek herhangi bir açıklama yapan tüm devletler hedef tahtasına kondu. Belirlenen devletler-hükümetler domino etkisi ile 2010 yılında beri yıkılıyor.

DOLAR İMPARATORLUĞUNUN ÇÖKÜŞÜ

1944 yılında Bretton Woods anlaşması ve 1971 yılında petro-dolar politikasının gerçekleşmesiyle birlikte ABD küresel sistem üzerindeki hegemonik gücünü perçinledi. Fakat ABD’nin elde ettiği ekonomik gücün baskı unsuru haline dönmesi ve 2000’li yıllardan sonra tek kutuplu sistemin çok kutuplu bir sisteme bürünmesi ABD’nin sorgulanmasına yol açtı. Öyle ki, 2008 krizinden sonra ABD’yi sorgulayan ülkelerin sayısı giderek arttı.

2008 yapısal krizi ve ardından Çin ve Rusya’nın tek kutuplu dünya düzenine alenen başkaldırısı ABD’nin dolayısıyla da doların giderek daha çok sorgulanmaya başlamasını da beraberinde getirdi. Soğuk Savaş döneminin aksine bu kez işbirliği yapan Çin ve Rusya tarihin en büyük Anti-Emperyalist kamplaşmalarından birini başlattı. BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) ile tüm “güneyi”, ŞİÖ ile tüm “doğuyu” ABD’nin tekelci tavırlarına karşı örgütledi. Bunun son aşaması da Çin’in devasa “Yol ve Kuşak” girişimi oldu.

Rusya ve Çin başta olmak üzere pek çok ülke 1944 yılından beri rezerv para birimi olarak kullanılan dolara isyan başlattı ve rezerv para birimi olarak kullanılan doları tamamen terk etme kararı aldı. Bu durumun bir diğer tetikleyici unsuru ise ABD’nin 2008 krizinden sonra sürekli artan toplam dış borcunun 21 trilyon dolara ulaşmasıdır. Diğer taraftan ABD’nin 21 trilyon dolar borcuna karşın tüm dünya piyasalarında var olan nakit ABD doları 2000 yılında 610 milyar dolarken bu rakam bugün toplam 3 trilyon 612 milyar dolar. Yani ABD para basmadığı sürece veyahut savaş açmadığı sürece bu borcu ödeyemez durumda.

Dolara karşı isyan başlatan ülkelerin liderleri bir bir değiştirilmeye, bu ülkelere ambargolar uygulanmaya ve iç savaşlar tetiklenmeye başlandı. Brezilya’nın ilk kadın başbakanı olan Dilma Rousef, “Artık ülke olarak altına geçmeliyiz!” dediği için görevinden oldu, Venezuella lideri Nicolas Maduro ABD’ye boyun eğmediği için ülkesine ambargo uygulandı ve muhalefet lideri desteklendi.

Amerikan dolarının rezerv para olarak kullanılmasını sorgulayan ülkeler bir bir ellerindeki ABD tahvillerini satmaya başladı. İlk atağı gerçekleştiren Rus Merkez Bankası başkanı Elvira Nabiulina 2018 yılında, 96 milyar dolarlık ABD tahvilinin 47 milyar dolarlık kısmını bir ay içinde elden çıkardı. Rusya’yı sırasıyla Çin 7, Japonya 12 ve İrlanda 17 milyarlık ABD tahvili satışıyla takip etti. ABD dolarına karşı açılan savaş büyürken Rusya Merkez Bankası elindeki rezervine 20 ton altın ekleme yaparak elindeki toplam altın rezervini 1857 tona çıkardı. 

SONUÇ

ABD son 70 yıldır dünya üzerinde dolar endeksli bir hegemonya kurmuş durumda. Doları petrole endeksleyen ABD böylelikle kendisinden çıkan her doların New York’a dönmesini sağlama aldı. Doları rezerv para birimine sokarak da sarsılmaz gücünü daha da genişletti. Fakat sanılanın aksine ABD’nin sarsılmaz denen konumundan bugün çattırdılar yükseliyor.

2000 yılında Saddam Hüseyin’in canı pahasına ABD’ye karşı yaktığı isyan ateşi bugün Rusya, Çin ve pek çok ülkede yanama devam ediyor. ABD dolarını terk etme süreci dünya piyasalarında domino etkisi yarattı. Rusya’nın ardından pek çok ülke doları kesin olarak terk etme kararları alıyor ve yerel para birimleri ile ticari ilişkiler geliştirmeye başlıyor. Dolayısıyla yaklaşan tehlikenin farkında olan ABD müesses nizamı giderek daha da agresifleşiyor.

1970 yılında doları terk eden ülkelerin karşısında petro-dolar politikasıyla çıkan ABD, bugün de aynı yöntemle ilerliyor. Zira ABD, dolardan kaçan ülkelerin bir sonraki hamlesinin petro-dolar döngüsüne çomak sokmak olacağını biliyor. Dolayısıyla 1970’de nasıl Suudi Arabistan’ı ikna ederek petro-dolar döngüsünü sağlamlaştırdıysa bugün de petro-dolar döngüsünü sağlamlaştırmaya çalışıyor. Fakat tek bir farkla. O da Ortadoğu ülkeleriyle anlaşarak değil de Ortadoğu’yu tamamen işgal ederek hedeflerine ulaşmayı umuyor.