Suudi Arabistan neden hala Yemen'e saldırıyor?

Yıllardır ağır savaş koşullarının hüküm sürdüğü Yemen’de neler oluyor. Suudi Arabistan, açlık sefalet ve ölümlere rağmen neden Yemen’e başlattığı saldırıları ve ambargoyu durdurmuyor? İran ve Suudları Yemen’de karşı karşıya getiren tek neden mezhep farklılığı mı? Yemen krizinde bölgesel ve küresel güçler hangi tarafta ve savaşın asıl nedeni ne? İşte bu soruların cevapları ve bölgedeki gelişmeler haberimizde…

Suudi Arabistan neden hala Yemen'e saldırıyor?

Yemen’de 5 yılı aşkın süredir devam eden iç savaş ve siyasal yönetimin dokuzuncu yılına giren meşruiyet krizi henüz bir çözüme varmış değil. Yemen’deki kriz mezhepsel bir iç çatışma gibi gözükse de, ülkede devam eden çatışmalar asılında jeopolitik çekişme, hakimiyet kurma mücadelesi, küresel ticaret savaşlarının yansımaları ve Yemen’in altın ve petrol gibi ekonomik zenginliklerini ele geçirme arzusundan kaynaklanıyor. İran Yemen’in kuzeyini halen elinde tutan Şii Husileri desteklerken, Suudi Arabistan ise ABD başta olmak üzere koalisyon güçlerini de arkasına alarak resmi hükümetin devlet başkanı olarak kabul edilen Abdur Rabbu Mansur Hadi ile birlikte hareket ediyor. Suudi Arabistan silah, lojistik ve istihbarat desteğinin yanında bölgeye farklı ülkelerden asker göndermekten de geri durmuyor.

KÜRESEL DÜZLEMDE YEMEN KRİZİ

Çin ve ABD gibi küresel ticari ve askeri aktörler açısından Yemen’in önemi -daha çok Babu’l Mendeb boğazının taşıdığı jeopolitik önem- Hint okyanusunda ve Doğu-Batı tarihi ticaret rotalarının kontrolüyle alakalı. Çin’in “yeni ipek yolu” projesi şüphesiz ABD’nin bölgeye ilgisini arttıran diğer bir etken oluşturuyor. Söz konusu proje ABD’nin dünya üzerindeki mutlak ticari hegemonyasına bir meydan okuma özelliği taşıdığı için, Çin ile ABD’yi Yemen’deki krizin dolaylı aktörleri olarak görmek mümkün.

Krizin küresel boyutunun yanında, savaşın devam etmesine neden olan yerel sebepler de mevcut: Yemen’deki iç savaş ülkede yolsuzluğa sebep olduğu gibi, savaş ekonomisinden beslenen ve krizin sonlanmasına sıcak bakmayan çıkar gruplarını da beraberinde getirdi.

 SUUDİ ARABİSTAN’IN YEMEN EMELLERİ…

Suudi Arabistan devleti kuruluş aşamasında Yemen ile çeşitli çatışmalar yaşamış, başta sınır sorunu olmak üzere iki ülke arasında çeşitli gerginlikler olagelmiştir. Bugün Suudi Arabistan, “Arap koalisyonunun” Yemen’de dördüncü seneyi aşan askeri müdahalesine öncülük ediyor. Riyad yönetimi buna rağmen kayda değer bir başarı sağlayamadığı gibi, aksine birçok yeni risklerle karşı karşıya kalmış durumda. Mevcut koşullarda Suudi Arabistan, desteklediği grupların (başta İsveç olmak üzere, Ürdün ve Umman’ın arabuluculuğunda) Husilerle masaya oturmasına izin verdi.

Suudi Arabistan’ın etkin olduğu bölgelere dikkatle baktığımız zaman, BAE’den farklı olarak Yemen’in doğusunda hakimiyet kurmaya çalıştığı fark edilebilir. BAE Yemen’in sahil kentlerinde ve stratejik noktalarında hakimiyet kurarken, Suudi Arabistan’ın özellikle Hadramut ve Vadi Hadramut gibi doğu bölgesinde kuzeyden güney sahiline kadar büyük bir askeri ve kültürel hakimiyet peşinde olduğu görülüyor.

Yemen konusunda Suudi Arabistan’ın geleceğini de şekillendirecek en önemli meselelerin enerjiyle ilgili konular olacağı söylenebilir.

 Suudi Arabistan’da çıkan petrolün yataklarının Yemen’in Hadramut bölgesine yakın bir coğrafyada olduğu biliniyor. Yemen devletinin bu petrolü çıkarmaya karar vermesi halinde Suudi Arabistan’daki kaynakların azalacağı tahmin ediliyor. Gerçekten de istikrarlı ve güçlü bir siyasi sınıfa sahip bir Yemen’in söz konusu kaynaklarını işletebilmesinin, sınırın öte yakasındaki petrol verimliliği azalacağı için, Suudi ekonomisini dolaylı da olsa tehdit edeceği muhakkak. Buna karşı Suudi Arabistan da Yemen devletini ya kontrol altına almaya ya da doğu bölgelerini doğrudan nüfuzu altında tutmaya çalışıyor.

Enerji bağlamında Suudi devletinin Yemen’e ilişkin ikinci önemli meselesi de Suudi Arabistan topraklarından başlayarak Yemen üzerinden (kuzey-güney koridoru) Hint okyanusuna açılan bir petrol boru hattı inşa etme olasılığı. Bu durumda Suudi Arabistan’ın enerji kaynakları Basra ve Aden körfezine bağımlılıktan kurtulmuş olacaktır.

 SUUDLAR ÇIKMAZDA

Suudi Arabistan için Yemen’deki çıkmaz durum birçok olumsuz sonucu da beraberinde getirdi. Her şeyden önce, Suudi Arabistan’ın sınır güvenliği ciddi anlamda tehdit altında. Geçtiğimiz Eylül ayının son günlerinde İran destekli Husiler, Suudi Arabistan’ın desteklediği gruplara yönelik bir operasyonda 100 kadar Suudi askeri ve binlerce Yemenliyi esir almıştı. Operasyon Suudi sınırında bulunan Necran’a yakın Kutaf ve Buka bölgesinde gerçekleşti. Husilerin bu taarruzundan sonra, Suudi destekli güçler 20 kilometre kadar Suudi Arabistan’ın içlerine doğru çekilerek büyük bir yenilgi yaşadılar. Ayrıca Husiler Suudi Arabistan’ın Yemen sınırında bulunan havalimanlarını da hedef almıştı. Husiler drone saldırılarıyla Suudi Arabistan’ı sürekli hedef aldılar, stratejik tesisleri ve boru hatlarını bombaladılar. Tüm bu saldırılar Suudi Arabistan’ın güney sınırının güvensizliğiyle sonuçlandı. Bu durum ise Suudi Arabistan'ın kendi güvenliğini sağlamadaki yeterliliği konusunda bir muhasebeye yol açtı.

Yemen savaşı Suudi Arabistan için ağır bir ekonomik yük de getirmiş durumda. Husilerin Suudi Arabistan’ın can damarı olan Aramco’ya bağlı Abkayk ve Hureys petrol ve gaz tesislerine yönelik insansız hava araçlarıyla düzenledikleri saldırılarda, geçici olarak petrol sevkiyatı durmuş, Suudi Arabistan büyük mali kayıplar yaşamıştı. Bu ve buna benzer saldırılar Suudi Arabistan’ın mevcut ekonomik parametrelerinin de bozulmasına yol açtı. Ayrıca “Arap Koalisyonu” ülkelerine verdiği mali taahhütler ve sahada milis güçlerine ayırdığı silah ve ödemeler, Suudi Arabistan için günlük bazda ciddi bir maliyetin oluşmasına neden oldu. Bu durum ise Suudi ekonomisi için artık kaldırılamaz bir hale geldi ve doğrudan etki etmeye başladı.

Yemen müdahalesinden kaynaklanan güvenlik sıkıntılarına ve mali problemlere, ülkenin uluslararası arenada maruz kaldığı çeşitli baskılar da eklenince, Suudi yönetimi planlananın tam aksi bir tabloyla karşı karşıya kalmış oldu. Suudi Arabistan böylece uluslararası medyaya ve diplomatik ilişkilere yaptığı tüm yatırımlara rağmen, birçok risk ve tehditle karşı karşıya. Suudi Arabistan’ın Yemen’de sebep olduğu insani kriz uluslararası arenada büyük bir prestij kaybına yol açmış ve “modern, zengin ve güvenli ülke” imajına zarar vermiş durumda.

 

BAE’NİN HAYALİ EMİRLİK KURMAK

Yemen krizinin en etkili aktörlerden biri olan BAE, başta Aden olmak üzere, Mukalla ve Muha gibi Yemen’in tüm liman kentlerini ve sahil bölgelerini ele geçirmiş durumunda. Aden körfezindeki dolaşıma hakim olan BAE’ye en büyük destek ise ABD’den geliyor. BAE son olarak Sokotra adasını ele geçirmiş ve asker çıkarmış durumda. Sokotra adası Hint okyanusundaki ticaret dolaşımını kontrol etmek açısından önemli bir nokta. BAE’nin uzun vadedeki planlarında, UNESCO’nun koruması altındaki coğrafi ve doğal güzellikleriyle dünyanın en güzel yerlerinden bir olan Sokotra adasını federasyonun bir parçası olarak ilhak etmek olduğunu anlaşılıyor.

Meşru Hadi hükümetinin tüm itirazlarına rağmen, yerel kabilelerle de ilişkiler geliştiren BAE’nin, bin kilometre uzaklığındaki adaya sürekli asker takviyesi yaptığı ifade ediliyor. Öte yandan BAE bir yetkilinin Sokotra ziyareti esnasında yaptığı “Yemen’deki Sokotra eyaletinde yaşayanlar BAE’nin bir parçası olacak ve talepte bulunmadan bile vatandaşlık hakkı kazanacaklar” açıklaması, BAE’nin asıl niyetinin adayı tamamen ele geçirmek olduğunu gösteriyor. BAE’li yetkili ve bazı tarihçiler, Acman Emirliği’nde yaşayan vatandaşlarının kökeninin Sokotra olduğunu ve BAE ile Sokotra arasında tarihi bir bağın bulunduğunu iddia ediyor.

Sokotra adası 4 yılı aşkın bir süredir BAE’nin kontrolü altında bulunuyor. Hukuki olarak adayı da ilhak etmek için, Halife bin Zayed Vakfı ve BAE Kızılayı gibi birçok kuruluş ekonomik ve kültürel çalışmalar yürütüyor.

Adanın tahmini nüfusu 60 bin. Gıda ve insani yardım malzemelerinin yanı sıra, sağlık ve eğitim alanında da her şey BAE’nin elinde. BAE 220 öğretmen atamış, 200 yüksek öğrenim öğrencisine ekseriyette kendi ülkesinde burs olanakları sağlamış durumda. Tüm bu çalışmalar BAE’nin Sokotra ile ilgili hayaline işaret ediyor.

 İRAN’IN YEMEN PLANI DEMOGRAFİK

Yemen krizinde Husileri destekleyerek doğrudan taraf olan İran, 2011 yılından beri bölgede en önemli aktörler arasında yer alıyor. 2015 yılında Husilerin başkent Sana’yı ele geçirmesinde, İran’ın başta lojistik olmak üzere her türlü askeri, teknik ve personel desteği etkili olmuştur. Kısa sayılabilecek bu dört yıllık zaman zarfında İran, Yemen’deki kültürel ve sosyolojik yapıyı etkilemeyi ve hatta değiştirmeyi başarmıştır. Yemen’de uzun vadede etkin olabilmek için İran’ın demografik anlamda toplumsal yapıyı değiştirmeye yönelik ciddi kültürel ve toplumsal çalışmalar içinde olduğu anlaşılıyor.

Husiler açısından İran’ın dış dünyaya açılan tek kapı olması, Yemen’in kuzey bölgelerinde İran’a ideolojik ve kültürel politikalarını uygulamak için uygun bir ortam hazırlamıştır. Bu ortam Husilerin siyasi ve kültürel izolasyonuna neden olduğu gibi, dış dünyayla iletişim ve alışveriş konusunda da onları İran’a mahkum ediyor. Bu durum ise İran’a Yemen’de bariz bir üstünlük sağlıyor.

SONUÇ

Arap Baharı ile birlikte Ortadoğu ve bölgesindeki diğer ülkelerde iç karışıklık ve ayaklanma riskleri artmıştı. İşte tam bu dönem içerisinde Yemen'de mevcut hükümete karşı ayaklanmalarını daha şiddetli haline getiren Husiler, güçlerini pekiştirerek artırdılar. İran'ın destek verdiği Husilere karşı mevcut hükümet ise Suudi Arabistan'dan destek gördü. Suudi Arabistan bölgeyi mevcut hükümet üzerinden silahlandırdı ve Husilere güç kaybettirmeyi başarsa da Arap Baharı döneminde istikrarsız Yemen'de, Husiler mevcut hakimiyet kurdukları alan dışında da genişlemeye gittiler. Ta ki Ba'bül Mendep'e gelene kadar. Dünya petrolünün yarısının buraya yakın bölgeler üzerinde global dolaşımının sağlanması ABD başta olmak üzere diğer Batılı ülkeleri de tedirgin etti ve bu noktada Husiler durduruldu.

1.Dünya savaşı sonrasında masa başında çizilen haritalar bölgedeki problemlerin en temel noktalarından birini oluştururken zaten mezhep kavgaları ile devamlı diken üstünde olan Yemen; kendi çıkarları tehlikeye girdiğinde bölgeye gelmeye razı olan 'güçlü' ülkelerin müdahaleleri ile daha da şiddetli çatışmaların merkezi haline dönüşüyor...

Suudi Arabistan yanı başında güçlü bir devletten ziyade ya istikrarsız bir yönetim ya da kendi nüfuzunda bir Yemen için var gücüyle çalışmaya devam ediyor. Yemen’in yeraltı kaynaklarına ulaşması halinde komşu Suud’daki kaynakların eksileceğini düşünen Riyad yönetimi ayrıca uluslararası denizlere açılmak ve enerji kaynaklarını dünyaya pazarlamak için Yemen’in kontrolündeki Ba'bül Mendep Boğazı’ndan geçirerek Aden Körfezi’ne ulaştırabiliyor.