Suudi Arabistan-İran arasında olası bir savaş

Dünyanın en büyük petrol üreticisi olan Suudi Arabistan ve İran arasında yaşanacak bir savaşın etkileri hem bölge ülkelerini hem de dünya ülkelerini etkiler. Nitekim halihazırda istikrarsız bir ortam olan Ortadoğu'da iki büyük gücün savaşını bölge kaldıramaz. Bunun yanı sıra yaşanacak savaşın dünya ekonomisi üzerinde de büyük etkileri olur.

Suudi Arabistan-İran arasında olası bir savaş

Suudi Arabistan ve İran arasında yaşanan gerilim ve bölgesel çaptaki rekabet yeni yaşanan bir durum değil. Tarih içerisinde de birçok defa bu iki ülke karşı karşıya gelmiştir, fakat iki ülke arasındaki siyasi gerilimin 1979’daki İslam devriminden sonra derinleştiği görülüyor. Gerilim önemli ayaklarından biri İslam’daki Sünni ve Şii ayrışmasıdır. Fakat son yaşanan gerilim, uzmanlarca, içinde mezhepsel unsurların da olduğu siyasi bir kriz olarak değerlendirilmekte.

Suudi Arabistan’ın 2016 yılında Şii Din adamını idam etmesinden bu yana Suudi Arabistan ve İran arasında bitmek bilmeyen ve zaman zaman tırmanan bir gerginlik silsilesi yaşanmakta. Sıcak çatışmaların veya herhangi bir savaşın söz konusu değilken iki ülke vekalet savaşları üzerinden birbirlerini yıpratmayı sürdürmektedir. Özellikle Yemen üzerinden kozlarını paylaşan tarafların arasındaki gerginliği üçüncü tarafların da müdahil olmasıyla gerginlik artmaya devam etmektedir. Nitekim geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine yapılan saldırıların sorumlusu, 3 taraflarca İran olarak nitelenmişti. Fakat iddiadan ileri gitmeyen bu açıklamalar Suudi Arabistan ve İran arasındaki gerginliği artmasına yeterli olmuştu.

Suudi Arabistan ve İran’ın Petrol ticareti

Suudi Arabistan sahip olduğu petrol rezervleri bakımından Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC ve dünyanın en en fazla rezerve sahip ülkesidir. OEC (Observatory of Economic Complexity) araştırma kurumunun sitesinde yer alan 2017 yıl sonu verilerine göre Suudi Arabistan 170 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir. Gerçekleştirilen İhracatın yüzde 65’ini (110 milyar dolar) ham petrol oluştururken yüzde 11,14’lük kısmını da petrol ürünleri oluşturmuştur. İhraç edilen ham petrolün yüzde 71,42’si Asya ülkelerine ihraç edilirken kalan kısım Amerika, Avrupa ve Afrika kıtalarında yer alan ülkelere ihraç edilmektedir.

 

İran ulusal petrol şirketi NIOC’un açıkladığı verilere göre, ülkenin yaklaşık olarak 150 milyar varil ham petrol rezervi ve 33.5 trilyon metreküp doğalgaz rezervi var. OPEC içinde Venezuela ve Suudi Arabistan’ın ardından en büyük üçüncü petrol rezervine sahip olan İran, dünyada da Kanada’nın ardından en büyük dördüncü petrol rezervine sahip olan ülke konumundadır. Ayrıca dünyanın en büyük geleneksel doğalgaz rezervlerine sahiptir. 1979 yılında gerçekleşen devrim öncesinde İran günde 5 milyon varil petrol üretirken, 1990’lı yıllarda ve 2000’lerin başında, üretimi günlük 3.5 ile 4.5 milyon varil arasındaydı. OEC (Observatory of Economic Complexity) araştırma kurumunun sitesinde yer alan 2017 yıl sonu verilerine göre İran toplamda 53.7 milyar dolar ihracat gerçekleştirirken toplam ihracatındaki ham petrolün payı ise yüzde 72 yani 38.5 milyar dolar olarak gerçekleşmişti. İhraç edilen ham petrolün yüzde 76.2’si Asya ülkelerine ihraç edilirken yüzde 23.8’i de Avrupa ülkelerine ihraç edilmektedir.

 

Olası bir savaşın küresel petrol ticaretine etkileri

İran ve Suudi Arabistan arasında yaşanacak olası bir savaş durumunda küresel petrol ticaretinde duraksama yaşanacaktır. Küresel petrol ticaretinde yaşanacak kesintinin uzun döneme yayılmasının sonucunda Brent petrolün varil fiyatı artarken küresel ekonomilerde resesyon tehlikesi meydana gelecektir. Nitekim Asya ülkeleri petrol tedarik noktasında Ortadoğu yüksek oranlarda bağımlılık içerisindedir. Asya ekonomileri petrolde dışa bağımlı olmalarından ötürü resesyonun en fazla hissedileceği yerlerin başında gelmektedir. Ortadoğu’ya bağımlı olmayan ülkeler ise artacak olan petrol varil fiyatlarından ötürü resesyon tehlikesi geçirecektir.

Uzun süreli bir savaşın yaşanması halinde hem bölge ülkeleri hem de dünya ülkeleri büyük hasar görecektir. Bölgede uzun süredir var olan istikrarsız ortam, süregelen ve bir türlü çözüme kavuşturulamayan Yemen iç savaşı, Bahreyn, Mısır ve Suudi Arabistan’da yaşanan ayaklanmalar ve bölgenin mezhep dağılımını göz önüne alırsak bölge için uzun yıllar onarılamayacak hasarlara neden olabilir. Bunların dışında iki ülke arasında sıcak çatışma yaşanması durumunda bölge dışı ülkeler de büyük hasarlar alacaktır. Özellikle ekonomik açıdan. Söz konusu durumun yaşanması halinde deniz üzerinden yapılan küresel petrol ticaretinin üçte birinin yapıldığı Hürmüz Boğazı’nın güvenliği de tehlikeye girecektir.

Küresel petrol ticaretinin can damarı olan Hürmüz Boğazı’nın kapanması sonucunda bu güzergahı kullanan tedarikçi ülkeler ve alıcı ülkeler ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacaktır. Nitekim Hürmüz Boğazı tek başına küresel petrol ticaretinin yüzde 17’lik kısmını gerçekleştirmekte. Bu bağlamda iki ülke arasında yaşanacak herhangi bir askeri çatışmada sadece İran ve Suudi Arabistan’ın petrol arzında düşüş yaşanmayacaktır. İran ve Suudi Arabistan dışında bölgede olan ve Hürmüz Boğazı’nı geçiş güzergahı olarak kullanan Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Irak, Bahreyn ve Kuveyt’in de petrollerinin küresel piyasalara ulaştırılmasında sıkıntılar yaşanacaktır.

Analiz firması Vortexa’ya göre küresel petrol tüketimi günde 100 milyon varil civarında ve 2017 verilerine göre, her gün bu miktarın 17,2 milyon varili Hürmüz Boğazı’ndan geçmekte. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC üyesi Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Kuveyt ve İran ihraç ettiği ham petrolü Hürmüz Boğazı’ndan Asya ülkeleri başta olmak üzere dünyaya ulaştırıyor. Dünyanın en büyük LNG üreticisi Katar, sıvılaştırılmış doğalgazın neredeyse tamamını bu güzergah üzerinden ihraç ediyor. Bu dar boğazı etkileyen her türlü olay küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya neden oluyor ve ham petrol fiyatlarını arttırıyor. Bölge ülkeleri arasında yaşanan ve bölge dışı ülkeler tarafından kullanılan en ufak bir tehditte bile bölge ülkeleri Hürmüz Boğazı’nı kapatmayı ileri sürerken İran ve Suudi Arabistan arasında yaşanacak çatışmada boğazı açık kalması söz konusu olurum bilinmez.

Petrol Tedarikinin Kesilmesinin Dünya Ekonomisine Yansımaları

Ülke ekonomilerinde ve küresel ekonomide enerji tüketimi ile ekonomik büyüme doğru orantılıdır. Ekonomi büyüme kaydederken enerji tüketimi de artmaktadır. Enerji tedariki noktasında yaşanacak en ufak bir pürüzün ekonomi üzerinde etkisi olduğu kadar ekonomik büyümenin de enerji tüketimi üzerinde etkisi vardır. Aşağıdaki grafikte ekonomik büyüme ile enerji tüketiminin izlemiş olduğu yol gösterilmektedir. 2000 yılında 9.382,4 milyon ton enerji tüketen dünya 2016 yılında 13.276 milyon ton birincil enerji tüketmiştir. Bu enerji tüketimiyle birlikte ekonomik büyüklükte artmıştır. 2000 yılında yaklaşık 34 trilyon dolar büyüklüğü olan dünya ekonomisi 2016 yılında 75 Trilyon dolarlık hacme ulaşmıştır. Grafikte kırılmanın yaşandığı tarih yaşanan ekonomik krizde enerji kullanımının da düştüğünü göstermektedir.

Bir diğer tabloda ise dünyanın en fazla enerji tüketen ve Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYH) en fazla olan ülkeler gösterilmiştir. BP Dünya Enerji Raporuna göre dünyada 2017 yılında 13.276,30 milyon Ton Eş Değer Petrol (TEP) Birincil Enerji tüketilmiştir ve bu enerjinin yüzde 63’lük kısmını ise dünyanın ilk 10 ekonomisi tüketmiştir. Ayrıca söz konusu ekonomilerin dünya ekonomisindeki payı ise yine enerji tüketimi ile paraleldir.

Sonuç yerine

Suudi Arabistan ve İran arasında yaşanacak olası bir çatışmanın tırmanması durumunda hem bölge ülkeleri hem de dünya ekonomisi büyük hasar görecektir. Bölgede var olan iç karışıklıklar, süregelen Yemen iç savaşı, etnik ve dini ayaklanmalar sıcaklığını korurken bölgenin iki büyük gücü arasında yaşanacak herhangi bir askeri çatışmanın savaşa dönüşmesinin etkileri uzun yıllar boyunca sürer. Bölgenin dayanamamasının yanı sıra dünya ekonomisi de özellikle Asya ekonomilerinin petrol tedarikinde Ortadoğu’ya bağımlı olmasından ötürü piyasalarda bu tür bir kesintiye dayanamayabilir.