Suud hanedanının saltanatı çatırdıyor mu?

Suudi Arabistan, kraliyetin baskıcı tutumu ve keyfi tutuklamalara rağmen “iç sesini” durduramaz hale geldi. Bölgenin en yoksul devleti Yemen’e savaş açan, ülkesindeki alimleri tutuklayan, iktidar hırsı için rakip olabilecek pensleri saf dışı bırakan, sırf muhalif diye Cemal Kaşıkçı’yı katleden, Filistin meselesinde İsrail’in yanında yer alan, milyarlarca dolarını ABD ve Mısır’a aktaran Suud hanedanı, sadece diğer Müslüman ülkelerin değil, kendi halkının da hedef tahtası haline geldi.  

Suud hanedanının saltanatı çatırdıyor mu?

Kral Abdülaziz tarafından 1932 yılında kurulan, Suudi Arabistan monarşi ile yönetiliyor. Kralın devletin başı olduğu sistemde hükümet fonksiyonları bakanlar kurulunca yerine getiriliyor. Yasa tasarıları şura meclisinde görüşüldükten sonra bakanlar kurulunca kabul edilirse kral tarafından onaylanarak yürürlüğe giriyor.

Şura meclisi üyeleri kral tarafından atanırken, belediye meclisleri seçimle oluşturuluyor. Ancak başkan yine kral tarafından atanıyor. Suudi Arabistan’ı 13 idari bölge oluşturuyor.

Ülkenin yedinci kralı Kral Selman bin Abdülaziz El Suud, 2015 yılında tahta çıktı. 2017 yılındaki kraliyet kararnamesiyle Veliaht Prens olarak atanan Muhammed bin Selman, Başbakan Yardımcılığı ve Savunma Bakanlığı görevlerini yürütüyor.

İÇ VE DIŞ PROBLEMLERİ

Suudi Arabistan’da, tehdit ve cezalandırma üzerine kurulu baskıcı idareye ve insan hakları ihlallerine karşı tepkiler, son yıllarda iyice su yüzüne çıkmaya başladı.

Zaten 1993 yılında akademisyen ve bazı bakanlıklarda görevli bulunan aydınlar, yayınladıkları bildiriyle yönetimi uyardı. Bu gruba, din alimleri ve bazı imamlar da katıldı. Suudi Arabistan yönetimi, şeriata uymaya ve şeriatın insanlara uygun gördüğü hakları insanlara vermeye davet edildi. Ancak, bu talepler karşılıksız kaldığı gibi krallığın despot yönetimine karşı çıkanlar, görevden alınarak ya da tutuklanarak susturulmaya çalışıldı.

Suudi Arabistan yönetiminin uyguladığı sıkı baskı politikası ve örgütlenmeye karşı yasaklar, ülkede İslami faaliyetlere izin vermiyor. Ordusu yüz bin kişiden oluşan Suudi Arabistan’ın yaklaşık 300 bin istihbarat çalışanı olması, cemaat çalışmalarının yürütülmesini zorlaştırıyor. Başta Müslüman Kardeşler olmak üzere ülkenin dini anlayışına ters gelen İslami cemaatler yasaklandı.

Suudi Arabistan’da 2017 yılında Sahve hareketi olarak bilinen grubun önde gelen isimleri tutuklandı. Küresel çaptaki "İslam’a davet" çalışmalarıyla sosyal medyada çok tanınan din adamlarının tutuklanması, tam da Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Başbakan Yardımcılığı ve Savunma Bakanlığı görevlerini üstlenmesinin hemen ardından geldi. 

Baascı ve Nasırcı rejimlere karşı büyüyen ve yayılan Sahve hareketinin önemli isimleri, Suudi Arabistan’ın korktuğu ve terör örgütü olarak lanse ettiği Müslüman Kardeşler ile irtibatı olmakla suçlandı.

Bu suçlamaya şaşırmamak gerekiyor çünkü Kral başa ilk geldiğinde o zaman veliaht ilan edilen Prens Muhammed bin Nayif suikast girişimine uğradı. Bazı kesimler Nayif’i uyuşturucu bağımlısı olmakla suçladı. Bu suçlamanın arkasında, Nayif’in ayağının şimdiki Veliaht Prens bin Selman tarafından kaydırılmasıyla ilişkili olduğu öne sürüldü. 

Selman da tıpkı Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi Zayed gibi “Ilımlı İslam” ifadelerini sıkça dile getirerek İsrail yanlısı bir politika yürütüyor. Bu bakış açısıyla, ülke siyasetinin en önemli meşruiyet kaynağı olan din, siyaseti kontrol eden değil hizmetinde olan bir kuruma dönüştürülmek isteniyor.

Bu anlayışta en önemli hedeflerden biri yönetime muhalif olan radikal gruplardan kurtulmak. “Ilımlı İslam” ibaresinin daha önce başta ABD olmak üzere Batılılar tarafından, hatta FETÖ elebaşı tarafından kullanıldığı dikkate alınırsa niyetin aslında İslami değerlerden kurtulmak olduğu anlaşılır.

SAHVE HAREKETİ: İran İslam Devrimi ve Sovyetler’in Afganistan’ı işgali, devlete sadık Vehhabi’lik yerine “şuyuhü’s-sahve” (uyanış alimleri) adı verilen yeni bir çizginin ortaya çıkışına vesile oldu. 1991 Körfez Savaşı’nda Suudi Arabistan’ın ABD yanında duruşu ve Amerikalı askeri personelin ülkede konuşlanması ve üs açması, Selman el-Avde ve Sefer el-Havali gibi bu uyanışın önde gelen isimleri tarafından tenkit edildi. Yakın zamanda da Selman el-Avde, Mezhepçiliği ve din kaynaklı şiddeti kınadı. İntihar saldırılarının şeriatta yerinin olmadığını açıkladı. Suudi rejiminin destek olduğu Mısır’daki darbeye de karşı çıkan Avde, Vehhabi otoritelerin yaptığı gibi kraliyete koşulsuz destek çıkmıyordu.

Yakın zamanda krallığı devralması beklenen Prens Selman döneminde yaşanan ülkedeki din alimlerine yönelik keyfi tutuklamalar, Avrupa’da yaşayan bazı prenslerin akıbeti hakkındaki soru işaretleri, Yemen’e müdahale emri ve burada savaşı kaybediyor olması, Katar krizi gibi önemli gelişmeler, İsrail’e gizli ziyareti gibi gelişmeler içeride oldukça yankı buldu.

Kraliyet, yüksek katlı cam binalarda ve bol şeritli yollarda fiziksel olarak korunabilir ancak ailesi içerisinde bile pek destekçisi olmayan Prens Selman’ın attığı adımlar, sosyal bir patlamanın beklentisini gösteriyor.

Ülke içerisinde Sünni ve İran destekli Şii azınlık arasındaki mezhepsel gerilimin yanı sıra, önümüzdeki yıllarda iflas edebilecek bir ekonomik yönetim, yüzde 30 gibi yüksek oranda işsizlik söz konusu.

Suudi Arabistan'ın Körfez krizinde takınmış olduğu tavır, Irak'ın yanı sıra Yemen ve Sudan'la da arasının açılmasına yol açtı. Suud yönetimi Yemen'in söz konusu krizde Irak'ın tarafını tutması yüzünden ülkesinde çalışan bir milyon Yemenli’yi sınır dışı etti. Yemen’de Husiler’le giriştikleri savaş, Suudi Arabistan’ı bölünme noktasına getirdi.

Suudi Arabistan’ın düşen petrol gelirleri ve farklı ülkelerdeki grupları ölçüsüz desteklemesine krallığın sonu gözüyle bakılıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) raporunda, Suudi Arabistan ekonomisinin çökeceği uyarısında bulunmuştu.

Ekonomik ve dini ayrışmaların içerisindeki Suudi Arabistan’ın bir diğer sorunu da aşiretler arasındaki çekişmedir. Bugün refah içerisinde baskı altında tutulan aşiretler yarın sosyal bir patlamanın öncüsü olabilir.

Kraliyet ailesinin en önemli ittifakı Beni Temim ile yaptığıdır. Suud ailesinin Sudeyri ailesiyle kurduğu ittifak da önemlidir. İki aşiret arasındaki ittifakın temelinde bir evlilik vardır. Suudi Arabistan Kralı Abdülaziz’nin yedi oğlunun annesi bu aşiretin kızıdır.

ŞEMMER AŞİRETİ

Öte yandan, Kuveyt ve Katar’ı yöneten aileler ile arasında güçlü kan bağına sahip Şemmer aşiretinin, Suud ailesiyle husumeti Osmanlı dönemine kadar gider. Ülkede Hail Dağı civarında yaşayan Şemmer aşireti üyeleri, Suudi Arabistan, Kuveyt, Irak, Suriye ve Ürdün bölgelerinde de yaşamayı sürdürüyorlar

UTEYBE AŞİRETİ 

Suud Kralı Abdülaziz, Mekke’yi ele geçirdikten sonra egemenliğini kabule yanaşmayıp Uteybe aşiretinin Suudiler ile arası hiç düzelmedi. Hatta bu aşiretin üyelerinden Cüheyman el Uteybi 1979 yılında Kabe’yi işgal ederek Suud idaresine kazan kaldırdı.

Arap yarımadasının önemli ailelerinden Devasır aşireti de Suud ailesine muhalefetiyle biliniyor. Suudi ailesine muhalif aşiretlerden bini de Matıyr aşiretidir. Bu aşiret üyelerinden Dehham bin Devvas da Muhammed bin Suud’a karşı 17 yıl savaşarak direndi. Bunların yanı sıra Hicaz bölgesine hükmeden Eşraf adıyla bilinen aşiret de Suudi krallığının geleneksel düşmanıdır.

BÖLÜNME SENARYOLARI

ABD’nin Neocon adı verilen Yeni Muhafazakarlar’ının Ortadoğu politikasına göre, Suudi Arabistan’ı dört parçaya ayıracak bir gelecek planı bekliyor.

Plana göre Mekke ve Medine, Vatikan benzeri bir yapı tarafından yönetilecek. Riyad merkezli ikinci bölge, “Ilımlı İslâm” projesine başkentlik yapacak. Arabistan’ın diğer toprakları Büyük İsrail projesinin tesisi için ayrılacak. El-Katiyf ve el-Demam'da ise Şii devleti kurulacak.

Pentagon ve CIA planlarına göre, Mekke ve Medine’nin Suudi kontrolünden alınarak bölgenin bütün Müslüman grupları barındıran bir konsey tarafından yönetilmesi ve burada Vatikan benzeri bir İslam devleti oluşturulması hedefleniyor. Vatikan benzeri bir devletin Batı’yı rahatsız etmeyeceği öngörülüyor.

Bugün, Suriye ve Libya’daki iç savaş, Irak, İran ile Lübnan gibi ülkelerdeki gösteriler devam etse de Ortadoğu uzmanları, en büyük parçalanmanın Suudi Arabistan’da baş göstereceğine işaret ediyor.

Pentagon araştırmalarıyla tanınan Robin Wright, Ortadoğu analizinde Irak, Suriye, Libya, Yemen’in de bölüneceğine ilişkin teori üretirken, Suudi Arabistan’a ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Suudi Arabistan’da krallık gelecek prenslere geçtikçe, Suudi öncesi dönemden kalan derin kabile ayrımlarının derinleşerek bölünmeyi başlatma olasılığı gündemde. Buna göre; ülke Hürmüz Körfezi bölgesindeki Doğu Arabistan, Hicaz’da Batı Arabistan, Yemen’e yakın bölgede bir Güney Arabistan ve kuzeyde de bir Kuzey Arabistan kurulacak. Ülkenin orta kesiminde ise Riyad merkezli bir Vehhabi Arabistan hükümeti oluşacak."

STRATEJİLERİ, BUMERANG ETKİSİ ÜRETİYOR

Suudi Arabistan’ın stratejilerine bakıldığında, Filistin meselesinde İsrail tarafını destekleyen fetvalar verdi. İsrail’e karşı savaşmanın “caiz” olmadığı belirtilerek, gerekirse Lübnan’daki Hizbullah’a karşı İsrail ile işbirliğine gidileceği açıklandı.

Kendi siyaseti ve çıkarları dolayısıyla dini araç haline getiren Suudi Arabistan, “Ilımlı İslam” yaklaşımıyla, İslam dünyasının diğer kesimleri tarafından büyük tepki topladı.

Suudi Arabistan’a tepkiler, sadece yurt dışı ile sınırlı kalmadı ülkenin önde gelen akademisyenleri, aydınları, din adamları da bu politikadan rahatsız. Müslümanlar’ın karşısındaki İsrail ile işbirliği yapan bir devletin toplumsal meşruiyet çalkalanmasına girme olasılığı yüksektir.

Suudi Arabistan ve Körfez ittifakı ülkelerin İran’ın mezhepsel yayılmasına karşıtlığı dolayısıyla bölgede, halen vekalet savaşları da sürüyor. Suudi Arabistan, Yemen’de İran nüfuzunu kırabilmek için sivillerin hayatlarını kaybetmesine aldırış etmeden ülkedeki yerleşim yerlerini vurmayı sürdürüyor.

Ancak Arap yarımadasının en yoksul, en kalabalık ülkesi Yemen’in öfkesi, bu ülkeye müdahaleyi BAE Veliaht Prensi Zayed ve ABD Başkanı Trump’ın damadı Jared Corey Kushner ile birlikte alan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın sonunu, dolayısıyla ülkenin varlığının sonunu getirebilir.

Suudi Arabistan, Körfez ülkeleriyle Katar arasında yaşanan kriz sırasında da halkın belli bir bölümünden ve Müslüman kesimden tepki aldı.

EKONOMİK NEDENLER

Suudi Arabistan’ın sorunları sadece etnik ve dış siyasetiyle de sınırlı değil. Muhammed bin Selman’ın getirmiş olduğu ekonomik reform paketi 2030 vizyonu, içeride hoşnutsuzluk oluşturdu.

ABD’yi daima harcadığı dolarlarla arkasına alan Suudi Arabistan’ın Trump ziyareti sırasında 350 milyar dolara mal olan anlaşmayı imzalaması da ülke içinde “aşağılayıcı” olarak nitelendi. Suudi Arabistan’ın Mısır devlet başkanlığına darbe ile gelen Sisi’ye yaptığı milyarlarca dolarlık nakdi yardım ve hibeler de ekonomide programsız yatırımlar olarak tepki aldı.

Suud hanedanının krallığını sürdürmek, istikrarı sağlamak için bugüne kadar kullandığı para akışının durması, kamuoyunda giderek muhaliflerin sesini yükseltmesine sebep oluyor.

Ülkedeki halk, dış sorunlar ve içerideki ekonomik sorunlar dolayısıyla hükümeti artık çözümün bir parçası olarak görmüyor. Aksine, gazeteci Cemal Kaşıkçı, kraliyet üyesi bazı prenslerin halen akıbetinin bilinmemesi gibi kapalı kapılar ardında dönen dolaplar dolayısıyla ihanete uğradıkları düşüncesini taşıyor.

Her ne kadar sosyal medya üzerinden parayla yaptırılan yayınlarla Suudi Arabistan’ın bir sorunu olmadığı lanse edilse de aslında ülke içten içe kaynıyor. Sadece ülkeyi bölünmeye sürükleyecek kıvılcımın ateşlenmesi bekleniyor.

Herhangi bir iç karışıklık durumunda Suudi Arabistan’ın kaç parçaya ayrılacağına ABD kaynaklı bazı uzmanlar ve kuruluşlar bir tahminde yürütmüş olsa da bunun belirleyicisi bu ülkede halen askeri ve yönetimsel varlığını sürdüren ABD olacaktır.

Ortadoğu’da daha önceki küresel dizaynlar gibi tabi ki öncelik yine İsrail’in güvenliği olacaktır. Bu nedenle, Ürdün sınırına yakın kuzeybatıda İsrail’in güvenliğini garanti altına almak adına yeni bir devlet kurulması öngörülebilir.

Bugünkü Suud hanedanına halen düşman olan Uteybe ve Şemmer aşiretlerinin, olası yeni devletler kurulması sırasında bölgesel ağırlık ve nüfus bakımından ön planda olması bekleniyor. Bugünkü Suud hanedanlığının ise Riyad çevresinde varlığını sürdürmesi beklenebilir.

Yemen sınırına yakın bölgelerde yaşayan Şiiler’in geleceğini ise İran'ın tutumu ve Yemen'in geleceğiyle paralel olarak değerlendirmek doğru olacaktır.