Suriye’nin kuzeyindeki demografik değişimler

Savaşlar ve özellikle de iç savaşların temel özelliği, demografinin yani nüfus yapısının ve ardından toponomi ve nihayetinde sınırların değişmesidir. Geçtiğimiz on yıl içinde Suriye’de yaşanan savaşta bu mesele gözle görülür bir biçimde Türkiye aleyhine gerçekleşmiştir. Türkmenlerin yerlerinden edildiği bölgelere teröristler yerleştirilerek, İsrail bağlantılı bir terör devletinin bölgeyi kaosa sürükleme projesine destek kuvvet olarak kullanılmaları amaçlanmaktadır.

Suriye’nin kuzeyindeki demografik değişimler

Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı ile birlikte tekrar gündeme gelen Suriye’nin kuzeyinin nüfus yapısı meselesi, uzun yıllardır devam eden bir konu olarak önemini koruyor. 21.yüzyıl başlarından itibaren içinde yaşadığımız coğrafyada  meydana gelen nüfus ve yer isimleri ve bununla bağlantılı olarak sınırlar, hızla değişmektedir.

Geçtiğimiz yüzyılla birlikte başlayan bölgemizdeki nüfus ve sınır yapılarındaki değişimler son olarak Suriye’nin kuzeyinde yaşanmakta ve Türkmenler ve Arapların bölgeden terörle sürülerek yerlerine teröristleri yerleştirmek suretiyle bir terör devleti kurulmak amaçlanmaktadır.  Peki geçmişten günümüze Suriye’nin kuzeyinin nüfus yapısındaki değişim nasıl gerçekleşti?

Savaşlar ve özellikle de iç savaşların temel özelliği, demografi ardından toponomi ve nihayetinde sınırların değişmesidir. Bunun en önemli örneklerini Balkanlarda (özellikle Bosna-Hersek’te), Irak’ta ve Sudan’da yaşadık. Şimdi de bir benzerini maalesef Suriye’de çok daha dramatik bir süreç içinde yaşamaktayız ve bu durum ülkemize de olumsuz olarak yansımakta.

Bundan yaklaşık bin yıl önce, Türk fetihleri döneminde, Anadolu, Irak ve Suriye coğrafyasında yoğun Türk göçü baskısı önce bölgede nüfusu, ardından Bizans ile Arap bölgelerindeki toponomiyi değiştirmiş ve nihayetinde bölgenin Türkler açısından da vatan olma süreci başlamıştı. Bölgeye yerleşen Türkler, Selçuklular ve Osmanlılar gibi dünya tarihini etkileyen iki önemli devlet kurmuşlardı.

Türkiye’de cumhuriyet döneminde yapılan bazı isim değişikliklerine rağmen günümüzde Bolu, Kastamonu, Çankırı vs. gibi yerleşim merkezleri ve köyler, bu Türk yerleşiminin izlerini taşımakta, köy isimleri büyük ölçüde Oğuz boylarına dayanmaktadır. Aynı sürecin bir benzeri de Suriye ve Irak’ta yaşanmıştır. Irak ve Suriye’nin özellikle kuzey bölgeleri Türkmen iskânına sahne olmuş ve yer isimleri tıpkı Anadolu’daki gibi Türkleşmiştir. Bu süreç 20. yüzyılın başlarına kadar devam etmiş ve Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının ardından hem Arap coğrafyasında hem de Anadolu’da bu yer isimlerinde değişiklikler meydana gelmiştir.

Özellikle 1950’lerden sonra Irak ve Suriye’deki Baas diktatörleri bu yerleşim isimlerini demografinin aksine değiştirmişlerdir. Irak ve Suriye’deki iç savaşlar da hem demografi hem de toponomide yeni değişikliklere yol açmıştır.

Milliyetçiliğin tırmandığı dönemde Araplar, Kürt nüfusundaki hareketlilik ve ekonomik alanda edindiklerinden rahatsızdı. 1920'lerde Suriye basını, Türkiye'den göç ettirilenlerin Cezire'ye yerleşmesini, Filistin topraklarına Yahudilerin yerleştirilmesiyle kıyaslıyordu.

1945'ten önce Suriye'de olduğunu ispat etmeyen Kürtler 'ecanib' (yabancı) sayıldı. Sayıma katılmayanlar da 'maktumin' (kayıt dışı) diye kaydedildi. Bu şekilde 120 bin Kürt vatandaşlık hakkından mahrum bırakıldı. Bu rakam Kürt nüfusunun yüzde 20'sine denk geliyordu.

2012'de PKK bağlantılı Demokratik Toplum Hareketi'nin (TEV-DEM), siyasi alanda Demokratik Birlik Partisi (PYD), askeri alanda Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) ile kontrolü ele almasının ardından kuzeydeki hikayenin ana öznesi yeniden Kürtler oldu.

"Kürt koridoru kuruluyor" alarmı da özellikle Kobani'den sonra Tel Abyad ve Menbic'in DAEŞ’den kurtarılmasıyla arttı. Kürtler, Kobani ile Afrin arasında koridor açılmasına Türkiye'nin izin vermeyeceğini anlayınca Menbiç’ten sonra daha güneyde El Bab ve Tel Rıfat üzerinden Afrin'e ulaşmak üzere alternatif plan geliştirdi.

Türkiye, 2016'da Kürt koridoru planını, Fırat Kalkanı Harekatı'nı geliştirip DAEŞ’in elindeki Cerablus ile El Bab arasındaki bölgeye girerek kesti. 2018'de de Zeytin Dalı Harekâtı ile Afrin'e müdahale ederek özerk yapıyı dağıtan Türkiye, o günden beri Afrin senaryosunu Menbiç ve Fırat'ın doğusuna taşımak için çalışmalarına devam ediyor.

Nüfus dağılımında 2004 rakamları bugünü yansıtmakta yetersiz. Tahminlere göre bazı yerlerde nüfus neredeyse ikiye katlandı. Ayrıca 2011 sonrasında Fırat'ın doğusu hem göç verdi hem de göç aldı.

Afrin'den çıkan Kürtler ile Rakka'dan kaçan Arapların bir kısmı Cezire bölgesine geldi. Tel Abyad, 2013-2014'te Kürt göçüne, 2015'te DAEŞ’den alındıktan sonra Arap ve Türkmen göçüne sahne oldu. En büyük göçü oransal olarak Hristiyanlar verdi. Bazı kaynaklara göre Haseke, Kamışlı, Rakka ve Deyr el Zor'da 2011'de 250 bin civarında olan Hristiyan nüfusu 100 binin altına indi. Yani nüfustaki aşırı hareketlilik yüzünden güncel durumla ilgili sağlıklı bir tablo sunmak zor.