Suriye krizinde çözüm mümkün mü?

2011 yılından beri süregelen Suriye iç savaşı boyunca yüzbinlerce insan ölürken milyonlarcası da evlerini terk etmek zorunda kaldı. Süper güçlerin yanlış politikalarından ötürü yıkımın eşiğine gelen ve kaotik sürecin bir türlü durdurulamadığı Suriye'de kalıcı istikrarın sağlanması için Türkiye'nin de içinde olduğu bir çözüm bulunması elzemdi. Son günlerde yaşanan gelişmeler gösteriyor ki dünya ülkeleri Türkiye'siz çözümün mümkün olmadığını anlamış durumda.

Suriye krizinde çözüm mümkün mü?

Türkiye, sınır güvenliğini sağlamak ve Suriyeli sığınmacınların yerleşebilmeleri için güvenli yerleşim brimleri oluşturmak amacıyla 9 Ekim’de Barış Pınarı Harekatı’nı başlatmıştı. Başarıyla devam ettirilen harekatı görüşmek üzere görüşme talep eden ABD’li heyet ile gerçekleştirilen görüşmelerin ardından 18 Ekim’de üzerinde anlaşılan 13 maddelik mutabakat ile Türkiye harekata ara verdi ve YPG/PKK’lı teröristlerin bölgeden çekilmeleri için 120 saat süre tanındı.

22 Ekim tarihinde Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında Barış Pınarı Harekatı ve ABD ile imzalanan 13 maddelik mutabakat ile ilgili görüşmeler gerçekleştirildi. Ankara ve Moskova’nın arasında gerçekleştirilen görüşmelerin ardından taraflar 10 maddelik bir mutabakat üzerinde anlaşıldığını açıkladı. Soçi Mutabakatı’na göre taraflar Suriye’nin toprak bütünlüğünü teyit ederken terör örgütlerine karşı ortak bir çalışmanın ürününü de ortaya koymuşlardır. 

Kazanımlar

Türkiye Soçi mutabakatı ile ciddi kazanımlar elde etmiştir. Bunlardan en önemlisi ise Barış Pınarı Harekatı kapsamında kontrol altına alınan Tel Abyad ve Resul Ayn arasındaki 120 kilometrelik hat boyunca Türkiye’nin bölgenin kontrolünü rejim ya da diğer gruplarla paylaşmayacak olmasıdır. Ayrıca bu bölgenin dışında kalan toprakların doğusunda (Irak sınırına kadar) ve batısında, Türkiye sınırından 10 kilometre derinliğinde (Kamışlı harç) Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacak, Barış Pınarı harekât alanının dışında kalan Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafındaki bölgelerden (30 km derinliğinde) terör gruplarının çıkartılması için Rus askerî polisi ile Suriye sınır muhafızları faaliyete geçecektir. Böylelikle Türkiye-Suriye sınırı tüm terör örgütlerinden temizlenmiş olacak.

Diğer taraftan Türkiye uzun süredir planlamış olduğu güvenli bölge ve güvenli yerleşim alanlarını gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaşmış oldu. Güvenli bölgenin oluşturulması ve Suriyeli sığınmacıların güvenli bir şekilde dönüşlerinin sağlanması mutabakatın 1’inci maddesinin gerçekleştirilmesine bağılıdır.

Tel Abyad ve Resul Ayn bölgelerinin dışında kalan batı ve doğu bölgelerinde terörden arındırılmış 30 kilometre derinlikli bölgenin ilk 10 kilometresi Türk-Rus devriyeleri ve Rus-Suriye ortak birliklerinin bu faaliyetleri,  23 Ekim saat 12’den itibaren 150 saat içerisinde tamamlanacak. Söz konusu 150 saatin bitişi 29 Ekim tarihine denk geliyor. Ortak devriyelerin bitimine denk gelen Suriye anayasasıyla ilgili görüşmeler 30 Ekim’de Cenevre’de başlayaca. Soçi Mutabakatı kapsamında 150 saat içerisinde 30 kilometre derinliğindeki bölgenin terör örgütlerinden temizlenmesi amacına ulaşılması, Cenevre’de Türkiye ve Rusya’nın elini güçlendirecektir. Bundan ötürü Türkiye ve Rusya bu konuya önem veriyor.

Türkiye’siz çözüm imkansız

Türkiye’siz çözümün mümkün olmadığı, ABD ile varılan 13 maddelik ve Rusya ile varılan Soçi Mutabakatı ile bir kez daha anlaşılmıştır. 2015 yılından beri YPG/PKK terör örgütünü destekleyen ABD bu hatadan tam olarak dönmüş olmasa da bölge Türkiye’siz var olunamayacağını anlamış ve bu bağlamda 13 maddelik mutabakata varmıştır. Yine aynı şekilde Rusya’da Türkiye içinde olmadığı bir anlaşmayla Suriye’nin istikrara kavuşmayacağını anlamış ve bu bağlamda Türkiye ile 10 maddelik Soçi mutabakatına varmıştır.

Rusya ile Türkiye arasındaki mutabakatın başka neticelerine ve başka ülkelerin konumuna ve etkisine bakılacak olursa, şunlar rahatlıkla dile getirebilir: Şu bir gerçektirki mutabakat yalnıza Türkiye’nin lehine değildir. Mutabakattan kazanım elde edenlerin yanına Rusya ve Şam yönetimini de eklemek gerekir. Özellikle şunu belirtmek gerekir ki Türkiye ve Rusya Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyor ve bu Soçi Mutabakatı kapsamında sağlanmaya çalışılıyor.

Suriye’de Türkiye’nin yanında kazanan bir diğer ülkede kesin olarak Kremlindir. ABD’nin bölgeden çekilmesiyle Rusya’nın buradaki güçü ve etkisi ciddi oranda arttı. Suriye iç savaşında DEAŞ’a karşı bir başka terör örgütünü yani YPG/PKK’yı 2015 yılda desteklemeye başlayan ABD’nin bu terör örgütüne olan desteğini sonlandırması tüm Ortadoğu’da ABD’ye karşı olan güvende sarsılmaya neden olmuştur. Moskova oluşan bu siyasal boşluğu kullanarak bir kez daha bölge ülkelerine, desteklediği ülkelerin/rejimlerin sonuna kadar arkasında olduğunu göstermiş oldu. Bu çerçevede Moskova, ABD karşı yaşanan güven eksikliğinin oluşturduğu ve oluşturacağı siyasi boşluğu daha da fazla dolduracaktır.

Diğer taraftan Rusya ABD’nin yaptığı gibi YPG/PKK’yı fazla küstürmedi. İç savaşın başladığı ilk günden beri Rusya, Suriye ve bölgede bir Kürt devletinin kurulmasına karşı çıkıyordu. Rusya açıkcası bölgede Batı’nın uydusu olacak yeni bir “İsrail’in” kuruluşu Moskova’nın da çıkarlarıyla örtüşmemektedir. Dolayısıyla Moskova PKK’yı terör listesine dâhil etmemesine, PYD/YPG’ye çeşitli platformlarda destek vermesine ve genel itibarıyla tarih boyunca bölgeye yönelik siyasetinde Kürt kartını kullanmasına rağmen, yeni dönemde Kürtlerin hiçbir grubuna (ister terörist ister sivil olsun) bir devlet kurma sözü vermemiştir. Bundan dolayı Moskova’ya yönelen kızgınlık daha azdır. Kaldı ki bu durumda bile Moskova PYD/YPG’yi kaybetmedi ve kaybetmek de istemiyor. Moskova bundan sonraki süreçte de silahsız Kürtlerin Suriye’nin yeniden yapılandırılması sürecine katılımlarını sağlamaya gayret edecektir.