Süleymani'yi ABD'ye kim öldürttü?

ABD’nin başlattığı yaptırımlar altında ekonomik bunalıma giren İran’da doğrudan dini lidere bağlı Devrim Muhafızları’nın ön plana çıkması, rejim ile siyasi iktidar arasındaki iplerin gerilmesine neden oldu. ABD, İran içerisindeki bu ayrışmayı kullanarak Kasım Süleymani’ye düzenlediği suikast ile dini rejim ve iktidarı birbirine düşürdü.

Süleymani'yi ABD'ye kim öldürttü?

İran’ın dini lideri Hamaney’e bağlı Devrim Muhafızları Ordusu’nun Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani, Haşdi Şabi örgütünün başkan yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’in da aralarında bulunduğu 6 kişiyle birlikte ABD’nin operasyonuyla Irak’ın başkenti Bağdat Havalimanı yakınlarında öldürüldü.

Süleymani’ye düzenlenen suikast dünyada ve bölgede gerilimi tırmandırırken İran, ABD’nin Irak’ta konuşlu bulunan üslerine yönelik füzelerle “anlaşmalı” olduğu iddia edilen misilleme saldırıları düzenledi. Ancak bu saldırılar sonucu ABD ve Irak tarafından yapılan açıklamalarda herhangi bir can kaybı olmadığı belirtildi.

“Gölge Komutan” olarak adlandırılan Süleymani, İran’ın dini lideri Hamaney’in de gözyaşlarını gizlemediği yüzbinlerce kişinin katıldığı bir törenin ardından toprağa verildi. Cenaze törenindeki izdiham nedeniyle çok sayıda kişi öldü. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin bile benzine yapılan yüzde 300 zamdan haberi olmadığını belirttiği zamlar dolayısıyla başlayan gösteriler de bıçak gibi kesildi.

HAMANEY’İN HALEFİ OLABİLİRDİ

İran’ın “Şii Hilali” ismini verdiği bölgede mezhepsel yayılmacılığının baş mimarı olan Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından çok sayıda senaryo üretildi.

Öncelikle Süleymani, 1998 yılında başına geçtiği Kudüs Gücü’ne bağlı olan birçok alt birliklerle Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen gibi ülkelerde askeri ve istihbari operasyonların bizzat yöneteni konumundaydı.

Pers ideolojisini savunan kesimin tam desteğini alan Süleymani, İran’daki Şii nüfus dışındaki kesimlerin ise hedef tahtasındaydı. Süleymani’yi aynı zamanda İran’daki rejimin güvencesi Hamaney’den sonra, dini lider olarak görmek isteyenlerin sayısı hiçte az değildi. İran’ın dini lidere bağlı askeri kanadın bu kadar güçlenmesi aslında Şii liderlere de rahatsızlık veriyordu.

Sadece Şii liderler değil, siyasi kanat da Kudüs Gücü’nün ve komutanı Kasım Süleymani’nin ülkenin dünya politikasını yönlendiren uygulamalarından pek haz almıyorlardı. Bunların en güzel göstergesi de Trump başkanlığındaki ABD yönetiminin, İran’ın Dışişleri Bakanı’nın Cevad Zarif olduğu değil, Kasım Süleymani’nin olduğu şeklindeki tepkisiyle Kudüs Gücü’nü terör listesine almasıydı.

SİYASİ ÇEKİŞMELER

2013 yılında İran Cumhurbaşkanı olan Hasan Ruhani, uluslararası topluluklarla ülkesinin tartışmalı nükleer programı üzerine “ciddi ve özlü” görüşmeler yapmaya hazır olduğunu açıklayarak, tüm dünya ile karşılıklı saygıya dayanan politika kurma konusunda kararlı olduklarını söyledi.

Ruhani döneminde 5+1 olarak bilinen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya üyeleriyle İran arasında 2015 tarihinde nükleer anlaşma imzalandı. “Kapsamlı Ortak Eylem Planı” adı verilen bu anlaşmayla İran’a karşı uluslararası ekonomik yaptırımların kaldırılması, İran’ın da nükleer faaliyetlerini sınırlandırması öngörülüyordu.

Bu anlaşma ve müzakerelerden dolayı Ruhani, Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’i madalya ile ödüllendirdi.

“ZARİF” KRİZİ

İran Cumhurbaşkanı’nın ödüllendirdiği Dışişleri Bakanı Zarif yaklaşık 11 ay önce istifanın eşiğinden döndü. Devrim Muhafızları Ordusu’nun fiilen Dışişleri Bakanlığı’nın görevlerini üstlenmesi krize yol açtı. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Tahran ziyaretindeki görüşmeye, Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani katılırken Cevad Zarif davet edilmedi.
Cevap Zarif kimdir?
1960'ta doğan Zarif, 17 yaşından beri ABD'nin San Fransisco ve Denver kentlerinde öğrenci olarak yaşamış ve 2002-2007 yıllarında İran'ın BM Büyükelçiliğini yapmıştı.

Zarif, Ruhani'nin 2013'te İran'ı dünyaya açma vaadiyle büyük farkla kazandığı cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından dışişleri bakanı olmuştu.

İran'ın dünyanın başlıca güçleriyle yaptığı görüşmeleri açıklaması için birkaç kez sertlik yanlısı milletvekilleri tarafından parlamentoya çağrılmıştı. Zarif, 2014'te Yahudi soykırımını açıkça kınadığı için de milletvekillerinden eleştiri almış ve parlamentoya çağırılmıştı.

Zarif, İran ile Batılı ülkeler arasında imzalanan ve ABD Başkanı Donald Trump göreve gelene kadar yatırımların kademeli olarak kalkmasıyla sonuçlanan nükleer anlaşmada önemli rol oynamıştı.

Ancak Zarif, ABD'nin geçen Mayıs'ta anlaşmadan çekilmesi ve yeniden ambargo uygulamaya başlamasının ardından, Tahran'daki sertlik yanlılarından sert eleştiriler almıştı.

Görüşmeye davet edilmemesi üzerine "Dışişleri Bakanlığı'nın ülkenin dış politikasının tek sorumlusu olduğu bilinmelidir. Hükümetin içindeki ya da dışındaki her kurum ayrı bir dış politika yürütemez. Bu durumda Dışişleri Bakanlığına ihtiyaç yoktur" açıklamasıyla istifasını veren Zarif’in dilekçesi, Ruhani tarafından kabul edilmedi.

O dönemde Süleymani, "Zarif, dış politikanın asli sorumlusudur" diyerek krizin büyümesini önlemeye çalışsa da bu olay, Devrim Muhafızları’nın ülkenin askeri alandan öte siyaseti de devraldığını gösteriyordu.

Nükleer anlaşmanın imzalanmasının ardından 2015 yılından beri televizyonlarda görülmeyen Süleymani, ABD’nin anlaşmadan çekilmesi üzerine geçtiğimiz aylarda İran devlet televizyonunda boy gösterdi.

DİPLOMASİYE KISITLAMA

Süleymani, televizyonda 2006 yılındaki 33 gün süren İsrail-Lübnan savaşında neler yaptıklarını anlatırken, İran devlet televizyonu ya da Pers yayılmacılığının savunucuları, Süleymani’yi bir lider olarak pazarlama peşine düşmüşlerdi.

Süleymani'nin röportajından iki gün sonra ise dini lider Hamaney, emrindeki resmi ordu dışındaki komuta kademesine hitaben yaptığı konuşmada, ülkenin hem iç hem de dış stratejilerinden artık Devrim Muhafızları Ordusu’nun sorumlu olduğunu ima etti.

İran’ın eski cumhurbaşkanlarından Rafsancani eski bir röportajında, Kudüs Gücü'nün Dışişleri Bakanlığı’nın etkinliğini kısıtlamasını doğru bulmadığını ifade etmişti. Rafsancani, Dışişleri Bakanlığı’nın en kritik bölgelerde anayasal görevini yürütmekten alıkonulduğunu, Irak, Suriye, Lübnan, Afganistan ve Yemen gibi ülkelere Kudüs Gücü'nün onayı olmadan elçi atanamadığını da öne sürmüştü.

Siyasi iktidarın Avrupa ülkeleriyle müzakere etmesinden memnuniyetsizliği dile getiren Hamaney, böylelikle Cumhurbaşkanı Ruhani ile Dışişleri Bakanı Zarif’in diplomatik manevra alanının daraltılması mesajı verdi.

Hamaney, "ülke sınırlarıyla yetinilmemesi" gerektiğini ve "sınır ötesi tehditlere duyarsız kalmanın" yanlış olduğunu ifade ederek, Devrim Muhafızları’nın Ortadoğu politikasını doğru bulduğunu savundu.

Siyasi iktidardan farklı düşünen İran rejimi, Aramco saldırısının da motivasyonuyla, Trump’ın azli ve bu yıl sonu yapılacak başkanlık seçimi, İsrail’deki hükümet kurulamaması kaosu dolayısıyla kendini bölgenin yeni güvenlik mimarisinin planlayıcısı olarak göörmeye başlamıştı.

DANIŞIKLI DÖVÜŞ

Bu gelişmeler ışığında, Bağdat’ta yaşanan sokak olayları konusunda Haşdi Şabi örgütünün üst düzey yetkilileriyle buluştuğu sırada Kasım Süleymani 3 Ocak 2020’de ABD’nin saldırısıyla öldürüldü.

İran, bu olay üzerine intikam yeminleri ederken, ABD’nin Irak’taki üslerine füzeli saldırıyla karşılık verdi. Irak, saldırıları doğrulayarak vatandaşlarından ölen olmadığını açıkladı. Yine ABD, üslerine yönelik saldırıda can kaybı olmadığını duyurdu. İran’ın zafer edasıyla duyurduğu saldırıya ilişkin Irak, İran’ın kendilerine bilgi verdiğini açıkladı.

Haliyle bu durumda Irak’ın da saldırıya ilişkin ABD’ye bilgi verdiği kuşkusuzdur. İran’ın Irak’ı bilgilendirirken de bu saldırının ABD’ye uçurulacağını bilmiyor olması gülünçtür. Dolayısıyla İran’ın intikam yeminleri ederek yaptığı misilleme, tamamen danışıklı dövüştür.

İran-Irak-ABD arasındaki bu diyaloğun, Kasım Süleymani öldürülmeden önce de yürütülüyor olması kaçınılmazdır. ABD’nin 40 yılı aşkın bir süredir hegemonyasından çıkmış olan İran’ın, yeniden kendi çıkarları doğrultusunda bir noktaya gelebilmesi, ekonomik bunalım ve ülke içerisinde istikrarsızlıktan geçer.

Ortadoğu’ya Sünni-Şii mezhepçilik tohumları atarak, cihatçı örgütler kurarak çöreklenen ABD’nin, İran’da dini rejim-siyasi iktidar kavgasından neler kazanabileceği ortadadır. Bu durumda Devrim Muhafızları’nın ülkede tek söz sahibi olma yolundaki ilerleyişinden rahatsızlık duyan siyasi kanadın Süleymani’nin öldürülmesi suikastına göz yumması veya bilmezlikten gelmesi olası ihtimaller içindedir.

Böylece “ikinci adam” konumundaki ismin etkisinden kurtulurken diğer yandan ilan edilen 3 günlük yasla beraber ülkede başlayan gösteriler sona ermiş oldu.

ABD ise 2011 yılında terörist listesine aldığı Kasım Süleymani’yi öldürerek “istediğim kişiyi istediğim yerde öldürebilirim” mesajı ile demokrasi jandarmalığı konusunda malumu ilan etmenin fırsatını yakaladı.

ABD’nin İran içerisinden de kesinlikle destek alarak gerçekleştirdiği Kasım Süleymani suikasti, 1979 yılında kurulan İslam Cumhuriyeti’nin dini rejimiyle siyasi iktidarının arasına atılmış bir bombadır. Sağ kolunu kaybeden Hamaney yönetimindeki dini rejimin, bunun karşılığında siyasi iktidardan kimin kellesini alabileceğini zaman gösterecek.

Öte yandan, dini lider Hamaney’in Süleymani’nin cenazesindeki gözyaşları, cenazenin 5 kentte dolaştırılması, yüzbinlerce insanın meydanlara toplanması, Şii zihniyetinin Kerbela olayından beri gelen yas ve matem ile dini propagandasıdır. Bu propaganda, ekonomik yaptırımlar altında bunalan İran’daki protestocuları ya da muhalifleri kısa bir süre de olsa susturacaktır.