Sosyal medya ve din: İnsanların manevi arayışı

Son yıllarda dijital ortamda yeni inanç sistemleri şekilleniyor. Spritüel içerikler paylaşan kişi ve gruplar büyük ilgi görüyor. Peki, insanlar neden geleneksel dinlerden uzaklaşırken sosyal medyadaki spritüel akımlara ilgi duyuyor?

Sosyal medyada artan spritüel veya astroloji içerikli hesaplar, internet kullanıcıları arasında yeni bir inanç sistemi geliştiği yönünde görüşleri gündeme getirdi. “İyi hisset”, “evrensel işaretler” veya “büyük uyanış” gibi söylemlerin yer aldığı hesap veya gruplar, kendilerini takip eden kullanıcı ağını genişletiyor.

Dijital ortamlarda giderek yayılan bu metafizik temalı topluluklarının temelinde, dünyanın oldukça kötü bir halde olduğu ve şu anki inanç sistemlerinden hiçbirinin bununla başa çıkmaya yaramadığı görüşü yatıyor.

QANON VE AŞI KARŞITLARI DİKKAT ÇEKİYOR

Wesleyan Üniversitesi’nde antropoloji profesörü olan Joseph Russo, birbiriyle uzaktan veya yakından bağlantılı olan bu inançların bir dini sistem oluşturduğunu düşünenlerden biri.

Russo, 6 Ocak’ta gerçekleşen ABD Kongre binası baskını örnek göstererek dijital ortamda yayılan görüşlerin fiziksel ortamdaki şiddetli etkisine değiniyor. Capitol isyanı olarak da bilinen olayın arkasında QAnon isimli grubun olduğu ve bu gruptaki görüşlerin büyük ölçüde dijital ortamda taraftar topladığı belirtilmişti.

Bir diğer örnek olarak ise koronavirüs aşılarına yönelik komplo teorileri ve yine dijital ortamda yayılan aşı karşıtlığı gösteriliyor. Russo, bilimsel gerçeklerin göz ardı edilerek sosyal medyada dolaşan hurafelere veya komplo teorilerine inanıldığını vurguladı.

Astrolojinin son on yılda yakaladığı trende değinen Russo, bunların geleneksel mantığı ve kurumsal düşünceyi sorgulayan yeni inanç sistemleri yarattığını dile getirdi.

EKONOMİK KRİZ DÖNEMLERİ ETKİLİ

Araştırmalara göre 21. yüzyılın başlarında, Amerikalıların yaklaşık yüzde 70’inin dini bir tercihi vardı. 2020 yılında Amerikalılar üzerinde yapılan araştırmalar ise giderek daha az kişinin bir kilise, sinagog veya cami ile kendini ilişkilendirdiğini gösterdi. Özellikle genç yaştaki Amerikalıların giderek daha fazla geleneksel inanç sistemlerinden uzaklaştığı ve herhangi bir dine mensup hissetmediği belirtiliyor.

Sosyal medyadaki bu akımı ekonomik olarak yorumlayan Mary Wrenn, “Kendinizi, sağlığınızı ve koşullarınızı mükemmelleştirebileceğiniz fikri etkili oldu” yorumunu yaptı.

Batı İngiltere Bristol Üniversitesi'nde neoliberalizm ve din üzerine çalışan ekonomi profesörü Wrenn, “Bu durum, finansal zenginlik ve tezahür etme pratiği vaaz eden kişilerin, hayatınızda olumlu şeylerin olmasını sağlamak için yapmanız gereken tek şeyin sanki zaten varmış gibi davranmak olduğu fikriyle doruk noktasına ulaştı” dedi.

Ekonomik kriz dönemlerinde bu tarz inançların daha fazla ilgi gördüğünü belirten Wrenn, “Fiziksel olarak bir kilisede olmanız gerekmediğinde inananlara sahip olmak çok daha kolay. Mesajın taşınabilirliği, düzenli olarak kiliseye gidenler olmasa bile insanları bir refah müjdesine inandıran şeydir” ifadeleriyle dijital ortamdaki inanç akımlarının yayılmasını anlattı.

ORTAK GÖRÜŞ: DÜNYANIN SONUNA GELİNDİ

TikTok kullanıcısı Abbie Richards, komplo teorilerinin çevrimiçi ortamda nasıl yayıldığı hakkında bilim insanlarıyla düzenli olarak çalışan 25 yaşında bir dezenformasyon araştırmacısı. Richards, koronavirüs veya kötü giden ekonomi gibi kaotik güncel olayların, ideolojik veya politik yelpazenin neresinde olursa olsun, maneviyat hakkındaki görüşleri nasıl yönlendirdiğini takip etti.

TikTok’ta dikkat çeken bir sonuca ulaşan Richards, “İster iklim değişikliği olsun ister İsa'nın dönüşü, servet eşitsizliği veya satanizm olsun, dünyanın sonuna gelindiğine dair ortak bir algı var. Tarafsız olan tek sorun bu" dedi.

Çok sayıda insan, kötülüğe karşı hiçbir güçleri olmadığını hissettiklerinde, dünyanın neden bu kadar korkunç olduğuna dair basit bir cevap veren anlatıları tercih etme eğiliminde.

İnternet, kısmen çalışma biçiminden dolayı bu tür sorulara sonsuz cevaplar sunar. TikTok özelinde bakıldığında ise bu durum çok daha hızlı gelişir. Kullanıcılar, oturum açtıkları anda başlayan ve geçmişte keyif aldıkları konularla ilgili giderek daha fazla içerik ortaya çıkaran bir akışla karşılaşır. Platformdaki videoaların kısa olması nedeniyle de neredeyse tek bir YouTube videosu süresinde yüz video tüketebilir. Doğal olarak TikTok’ta bir fikir çok daha hızlı yayılabilir. Heyecan verici veya kışkırtıcı bir fikir, kullanıcıları kolaylıkla kendine çekebilir. Ancak bu fikri tam olarak anlayabilecekleri kadar uzun süre de tanımaz.