Toplumsal hareketliliğin yeni boyutu

Çin’de ortaya çıkan Covid-19 salgının yüz milyonlarca insanı etkilerken, dünyanın farklı noktalarında süre gelen kitlesel hareketlilikleri de durdurdu. Dünyanın pek çok noktasında siyasilere karşı ayaklanmışlar olan milyonlarca insan salgından ötürü evlerinden çıkamadı. Salgın her ne kadar milyonları evlerine kitlese de dünya küresel ölçekte toplumsal hareketliliklere şahitlik ediyor. Ve söz konusu toplumsal hareketliliğin üzerinde sosyal medyanın ciddi etkisi var.

Küçük çaplı kitlesel hareketliliklerden küresel çapta toplumsal hareketliliklere şahitlik ediyoruz. İsrail’de, Lübnan’da, Belarus’ta, Fransa’da, Hong Kong’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) kitlelerin talepleri birbirinden farklılaşsa da esas itibariyle ayaklanmalarında aynı gerekçelerin rol oynadığını söylemek yanlış olmaz. Mevcut siyasi liderlerden, siyasi liderlerin etrafında kümeleşmiş olan elitlerden ve siyasilerin uyguladığı politikaların amaçlarından halkın uzaklaşması ayaklanmaları beraberinde getirdi.

Bugünlerde görülen halk hareketliliklerinin örgütlü siyasetin fikir setlerine (siyasi parti), ideolojik kavramlarına (sol ve sağ) ve kurumsal aidiyeti belirten kimliğine (partizanlık) dönük yeni siyaset alternatifi sunmadığı aşikâr. Esasında şahit olunan durum, popülist siyasetin teşvik ettiği kitlesel hoşnutsuzluğun ve bugünlerde görülen sistemik krizin örtüşerek kamusal alanı sınırlamasıdır.

Lukaşenko, Macron, Netanyahu, Trump ve Jinping narsistik kişiliklerinin motive ettiği çatışmanın ve saldırganlığın sürekli sürdürülmesinde bu açıdan siyasi fayda görüyorlar. Popülist siyaseti destekleyen seçmenlerin adalet, eşitlik ve özgürlük arayışları yukarıda bahsedilen siyasiler eliyle sürekli manipüle ediliyor. Eşitsizliğin ve adaletsizliğin kaynağını devletin mevcut kurumlarında olduğunu düşünen popülist elitler bu alanı zayıflatmaya ve bu boş odaklara yerleşmeye odaklanıyorlar.

Siyasetin kurum, değer ve elit düzeylerde tekelleşmesi oligarşik eğilimleri besliyor. Bu eğilimler ise zamanla siyasal alanda merkez ve çevre gerginliğine benzer yeni tür mücadele ve çatışma alanları oluşturuyor. Etnik kökenin, sınıfsal aidiyetin, dini kimliklerin ve demografik dağılımın içerik kazandırdığı yeni çevresel sınırlar merkezin siyasetine meydan okuyor böylece. Bugünlerde görülen halk hareketliliklerini anlamak için makro ve mikro ölçekte yoğunlaşmak gerekiyor. Makro ölçekte, kaynakların eşitsiz dağılımının beslediği ve büyüttüğü yapısal kriz gerçeği önemliyken; mikro ölçekte ise yeni bir tür kimlik krizinin hareketlendirdiği milliyetçiliğin içeriğine ve işlevine dönük kargaşa halinin ön planda olduğu gözüküyor.

SOSYAL MEDYANIN TOPLUMSAL HAREKETLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

İnternetin bireysel kullanıma indirgenmesiyle yeni iletişim araçları doğmuş oldu. 2004 yılında Facebook’un ve 2016 yılında Twitter’ın insanların kullanımına sunulmasıyla büyük kitlelerin bir biriyle iletişime geçmesinin ve bir birlerinden haberdar olmasının önü açıldı. Kısa sürede milyonların aynı anda etkileşime geçmesinin önü açılırken, milyonların bilinci ve milyonların birlikte hareket etmesi de doğmuş oldu.

Olaylar karşısında anlık olarak tepki verme kabiliyetine erişen yüz binlerce insanın anlık olarak meydanlara inmesinin de önü açıldı. Fransa’daki ‘Satı Yelekliler’ ayaklanmasında olduğu gibi sosyal medya üzerinde tarih ve yer belirleyen yüzbinlerce insan belirlenen saatte ve yerde toplandı. Her gün tekrarlanan protestolar karşısında devletin zayıflığı da gün yüzüne çıkmış oldu. Fransa’nın dışında Hong Kong’daki, ABD’deki, Güney Amerik’daki ve daha pek çok bölgedeki ayaklanmalarda sosyal medyanın etkisinden söz etmek mümkün.

Dolayısıyla Facebook, Twitter, YouTube gibi sosyal paylaşım ağları milyonlarca insanı toplayarak yeni bir kamusal alan sağlarken, muhalif seslerin de yükseldiği yeni alanlar yaratmışlardır. Bu, kimi zaman siyasi iktidara sesini duyurmak için, kimi zaman kendi örgütlenmesini sağlamak için olmaktadır.