Son 10 yılda değişen Türk-Amerikan ilişkileri

Türk-Amerikan ilişkilerinde tarih boyu iniş ve çıkışlar yaşandı. Son dönemde de sıkça gergin seyreden ilişkilerde, ABD Başkanı Trump'ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a gönderdiği, diplomasi ve nezaket kurallarından uzak mektubu ikili ilişkilerdeki gelinen dip noktayı gözler önüne serdi.

Fethiye Mutaf Narin - INTELL4

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Türkiye’nin ikili ilişkilerinde tarih boyu iniş çıkışlar yaşanmıştır. İki ülkenin bölgesel ve küresel çaptaki çeşitli konularda ortak görüşleri ve görüşmeleri bulunmakta. Temaslarda, ikili ilişkilerimizin yanı sıra, terörizmle mücadele, Suriye ve Irak’ta yaşanan gelişmeler,  PYD/YPG/PKK ve DEAŞ tehdidi ön plana çıkmış olmakla beraber, Ukrayna, Rusya, Kıbrıs sorunu ve Doğu Akdeniz, Libya, Yemen, Mısır, İran, Kafkaslar, Venezuela ile kitle imha silahlarının yayılması, NATO konuları ve enerji güvenliği gibi hususlar ele alınmaktadır.

NATO müttefiki iki ülke son dönemde Suriye meselesinde ciddi bir kriz yaşadı. Türkiye’nin son dönemde Barış Pınarı Harekatı ile elde ettiği başarıya karşı ABD, Türkiye’ye karşı birçok olumsuz karar aldı. Güvenli bölge konusunda Türkiye ile anlaşıp terör örgütlerini desteklemesi ve Barış Pınarı Harekatı’nda Türkiye’ye karşı duruşu ilişkilerinin son dönemde olumsuz seyrettiğini açıkça gösterdi. Ancak iki ülke ilişkilerinin geldiği en dip nokta, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Cumhurbaşkanı RecepTayyip Erdoğan'a gönderdiği, diplomasi ve nezaket kurallarından uzak mektubu oldu.

Obama dönemi

Öte yandan ABD Temsilciler Meclisi'nin 1915 olaylarının 'Ermeni soykırımı' olarak tanımlaması ilişkilerdeki soğukluğun parlamenterleri de güçlü şekilde etkilediğini göstermiştir. Oysa iki ülke arasındaki ilişkiler 10 sene önce bunun tam tersi bir tabloyu gösteriyordu. Dönemin ABD Başkanı Barack Obama'nın, 2009 başında göreve başlamasının ardından katıldığı bazı uluslararası toplantılardan sonra ikili bir ziyaret gerçekleştirmek için seçtiği ülke Türkiye olmuştu. 5-7 Nisan 2009'da Ankara ve İstanbul'u ziyaret eden Obama, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmüş, TBMM'ye hitap etmişti.

Meclisteki konuşmasında Türkiye’nin ABD’nin önemli bir müttefiki olduğunu ifade eden Obama, "Bu, Amerika Birleşik Devletleri Devlet Başkanı olarak yapmış olduğum ilk ülke ziyareti. Türkiye, Avrupa'nın önemli bir parçası ve Amerika Birleşik Devletleri'nin önemli bir müttefikidir. Türkiye, NATO’nun ve Avrupa’nın önemli bir parçası. Amerika, Türkiye ile birlikte çalışmalı ve bu sayede zamanımızın güçlüklerine çözüm bulmalıdırlar" ifadelerini kullandı. Obama aynı zamanda Time dergisine verdiği bir röportajda en güvendiği 5 liderden birinin de Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu kaydetmişti.

Erdoğan, Obama'ya hediye olarak üzerinde Arapça hat ile "Barack Huseyin Obama" yazılı bir levha hediye etti.

Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerin olumlu seyrettiği bu dönemde, Arap Dünyasında yaşanan halk hareketlerine verilen ortak isim olarak bilinen, Arap Baharı olayları meydana geldi. Arap Baharı hareketlerine ABD gibi destek veren ülkeler arasında yer alan Türkiye, o dönem laik bir toplum olarak benimsemiş Müslüman bir ülke olarak tanımlanmıştı. Türk yetkililer de bundan rahatsızlık duymamıştı. Başbakan Erdoğan, Mısır ve Tunus gibi Arap Baharı'nın önde gelen ülkelerine ziyaretler düzenlemiş ve onlara "laik bir rejime" geçmeleri tavsiyesinde bulunmuştu. Erdoğan'ın o dönem verdiği bu mesajlar daha çok başta Washington başta olmak üzere Batı başkentlerinde yankı bulmuş ve olumlu karşılanmıştı.

İlişkiler 2013’te bozulmaya başladı

2013 senesinde art arda yaşanmaya başlayan bir takım olumsuz gelişmeler Türk-Amerikan ilişkilerine de negatif bir biçimde yansıdı. Mayıs ayının son çeyreğinde Türkiye'de başlayan Gezi protestolarına hükümetin tavrı, ABD tarafından oldukça eleştirildi. Washington’ın, Türkiye’de 2013 senesinde art arda yaşanmaya başlayan bir takım olumsuz gelişmeler Türk-Amerikan ilişkilerine de negatif bir biçimde yansıdı. Mayıs ayının son çeyreğinde Türkiye'de başlayan Gezi protestolarına hükümetin sert tavrı, ABD tarafından oldukça eleştirildi. Washington’ın, Türkiye’de yaşanan olayları her düzeyde günlük olarak eleştirmesi, Ankara'nın büyük tepkisine neden oldu.

Aynı yılın Temmuz ayında Mısır'ın demokratik yollarla seçilmiş olan ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi askeri darbeyle koltuğundan indirildi. Mısır’da yaşanan bu darbe girişimine, ABD başta olmak üzere hiçbir Batı toplumu tepki göstermedi. Söz konusu durum Türkiye’nin Batı'ya ilişkin tepkilerinin keskinleşmesine yol açtı. 

Asıl büyük gelişme ise, Suriye bunalımı kapsamında 2013’ün ikinci yarısında yaşandı. Obama yönetimi kırmızı çizgisi olarak tanımladığı, Beşşar Esad yönetiminin Suriye’de kimyasal silah kullandığı iddialarına askeri bir yanıt vermedi. Obama yönetiminin bu kararı Ankara'da büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Obama'nın atmış olduğu geri adım, Ankara'yı Esad rejiminin devrilmesi planında yalnız bırakmıştı.

2015'teki terör krizi

En tehlikeli terör örgütleri arasında yer alan Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) Suriye'nin doğusunda ve Irak'ın batısında halifelik ilan etmişti. Türkiye-Suriye sınırının bir bölümünü kontrol eden IŞİD'e karşı ortak operasyon yapılması konusunda ısrarlıydı ancak ABD, IŞİD ile mücadele konusunda da Türkiye'nin yanında olmadı ve yola YPG ile devam etti. Washington’ın terör örgütü YPG’ye askeri destek sağlaması, ABD ve NATO üyesi Türkiye ile uzun dönem devam edecek bir gerginliğin kapısını aralıyordu.

15 Temmuz darbe girişimi ve FETÖ elebaşının iadesi talebi

Ülkenin dış ilişkilerini ve aynı zamanda ABD ile ilgili ilişkilerini ciddi anlamda etkileyen bir başka gelişme de 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi döneminde yaşandı. Ankara girişimden FETÖ yapılanmasını sorumlu tuttu. Obama yönetiminin son döneminde gerçekleşen bu gelişme gözlerin, FETÖ elebaşının 1999'dan bu yana yaşamını sürdürdüğü ABD'ye çevrilmesine neden oldu. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere birçok hükümet üyesi, medya ve sivil toplum kuruluşu FETÖ elebaşını barındıran ABD'yi, darbe girişimine karşı durmamakla suçladı. FETÖ elebaşının iadesi konusunu hem Obama hem de Donald Trump ile görüşmelerinde dile getiren Erdoğan, çağrılarına olumlu yanıt alamadı. İki ülke arasında yaşanan bu krizde iplerin biraz daha gerilmesine sebep oldu.

S-400 krizi

Ankara-Washington ilişkilerinde uzun süre gündemi meşgul eden bir diğer konu da S-400 kriziydi. Türkiye, 2017’nin Nisan ayında S-400 anti-balistik füze sistemlerini Rusya'dan temin edeceğini çünkü ABD yönetiminin Patriot sistemlerinin satışı konusunda yeşil ışık yakmadığını belirtti. ABD, Türkiye’nin söz konusu kararına karşı çıktı ve Rusya’dan alınacak silahların Türkiye'ye konuşlandırılması durumunda 5’inci nesil savaş uçağı olarak tanımlanan F-35'lerin uçuş güvenliğini tehlikeye atacağı uyarısında bulundu. ABD ayrıca Türkiye’yi geri adım atmadığı taktirde projeden çıkartmakla tehdit etti.

Türkiye geri adım atmadı ve S-400 sistemlerinin teslimatını bu yıl içinde gerçekleşti ancak ABD’nin tehdit yaptırımları gerçekleşmedi.

Mektup skandalı

Türk-Amerikan ilişkilerinin son döneminde yaşanan tüm bu krizlerden en büyüğü Türkiye'nin 9 Ekim'de başlattığı Barış Pınarı Harekatı sürecinde yaşandı. ABD, Türkiye’nin sınırlarını korumak için başlatmış olduğu operasyona karşı birçok olumsuz karar aldı. Bu süreçte Türkiye’nin karşısında duran ABD ile ilişkilerinin geldiği en dip noktada Trump'ın, Cumhurbaşkanı  Erdoğan'a gönderdiği, diplomasi ve nezaket kurallarından uzak mektubu oldu. ABD iç siyaseti olmak üzere uluslarası çapta eleştirilen bu mektup, ikili ilişkilerde gelinen dip noktayı gözler önüne serdi.

Trump göreve başladığında, Ankara'da Obama dönemindeki yanlış anlamaların ortadan kalkacağı ve Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyaseten oldukça olumlu bir süreç gerçekleşecekelerinin beklentisi hakimdi ancak beklenen olmadı. ABD Başkanı'nın daha ilk dönemi sona ermeden Türk-Amerikan ilişkilerinde gelinen bu nokta, iki müttefik arasındaki gerilimin kısa sürede çözülmesinin olanaklı olmadığını gösteriyor.

 Fethiye Mutaf Narin - INTELL4