Sırp-Arnavut uzlaşması mümkün mü?

Arnavutluk Birleşmiş Milletler Eski Temsilcisi Abdi Baleta, Balkanlardaki Arnavutların tabii düşmanlarının Amerikalılar değil Sırplar ve Yunanlar olduğunu söyleyerek bu durumu ‘’Fare için en büyük düşman kedidir, aslan değil’’ deyimiyle açıklamıştır. ABD-AB, Sırp- Arnavut uzlaşmasını dayatmak için bir süredir Sırbistan ve Arnavutluk merkezli toplumsal sokak hareketleri düzenliyor. 

Sırp-Arnavut uzlaşması mümkün mü?

Balkanlarda ülkeler arasındaki krizler dinmiyor. Balkanlardaki en büyük problemlerden biri de Kosova merkezli Arnavut-Sırp gerginliği. Bosna, Kosova, Makedonya ve Arnavutluk’ta ekonomik ve siyasi istikrarsızlık bitmek bilmeyen sorun halinde. Bu sorunların çözülmesi ABD-AB tarafında başarı olarak görülse de, Rusya’nın zararına olacak gibi görünüyor. Kosova’nın bir diğer komşusu olan Sırbistan ile gerginliği de hala çözülebilmiş değil. Sırbistan, Kosova’nın bağımsızlığını tanımamakta ve hala kendi toprağı olduğunu iddia etmekte. Kosova ve Sırbistan ilişkilerinin iyileştirilmesi için Avrupa Birliği’nin arabulucuğunda 2011 yılında Belgrad-Priştine diyalog süreci müzakereleri başlatıldı fakat Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi’nin ‘’toprak değişimi’’ söylemleri yeni tartışmalara yol açtı. 2013 yılında gerçekleştirilen müzakerelerde “İki Ülkenin İlişkilerinin Normalleştirilmesi” gibi tarihî bir anlaşma imzalansa da tarafların anlaşmayı uygulama aşamasındaki isteksizliği nedeniyle sonuçlar beklenildiği gibi olmamıştır.

Balkanlar, Rusya, Avrupa Birliği ve Türkiye için stratejik önem taşımaktadır. Türkiye için coğrafi açıdan önem taşıyan Balkanlar, imparatorluğun genetik dokularını oluşturuyor. AB açısından sınır güvenlik bölgesi olan Balkanlar, Rusya açısından bakıldığında ise Avrupa’ya, boğazlara ve açık denizlere ulaşımın teminatıdır. Balkanlar, Türkiye açısından islamın evrenselleştirildiği topraklardır ve bu coğrafyada türk toplulukları yoğunluktadır. Tüm bu siyasi ve dini etkenlerin ortak kesişim noktası asırlardır İstanbul olmuştur.

Günümüzde, bölgedeki gruplar kendi üstünlüklerini muhafaza edebilmek ve geliştirebilmek adına yeni politikalar geliştiriyorlar. AB ve ABD Balkan üyelerini Avrupa Birliği ve NATO’ya üye yaparak Batı bloğuna çekmekte, Rusya mezhepsel üstünlüğünü kullanarak etkinlik kurmaya çalışmakta, Türkiye ise kültürel, dini ve etnik unsurlardan yararlanarak mevcudiyetini sağlamlaştırmakta. Artık insanlar ekonomik yatırımlara ve menfaatlere her şeyden daha çok önem veriyor. Bu durum siyasi ilişkilerde de geçerli. Almanya Balkan ülkelerine uyguladığı ekonomik politikalar sayesinde geniş bir Ortodoks dünyayı siyasi otoriteler pek hoşlanmasa da kendi tarafına çekmeyi başardı. Avrupa Birliği’nin Balkanlardaki genişleme politikasının temel nedeni de budur. Almanya, Balkan ülkelerinin AB ile müzakere sürecinde yumuşak bir süreç yönetimi istiyor. Bu nedenle Sırp-Arnavut arasındaki sorunların bir an önce çözülmesini istiyor. Sırplar masaya oturmak için Mitrovica bölgesindeki Sırp belediyelerin tekrar Sırbistan’a katılmasını istiyor fakat burası Kosova’nın tek kömür madeni olan Trepça ve en önemli hidroelektrik santrali Uyman’nın bulunduğu bölge. Diğer bir deyişle, politik boyutun dışında ekonomik bir boyut da var. Bu bölgeye karşılık olarak Sırbistan içinde Arnavutların yaşadığı Preşova bölgesinden de Kosova’ya toprak verileceği tezleri var ancak bu fikre hem Almanlar hem de Arnavutlar karşı çıkıyor. Bölge değişimleri Balkanlar’da çatışma tehditi niteliğinde olabilir. Bu durumda Arnavutluk Karadağ, Makedonya ve hatta Yunanistan’dan, Hırvatlar Bosna Hersek’ten, Karadağ ve Sırbistan birbirinden, tahminleri biraz daha ileriye götürürsek Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan’dan, Macaristan Sırbistan’dan toprak talebinde bulunmaya kalkışabilir. Almanya taraflara toprak değişimi içermeyen bir uzlaşma öneriyor. Böyle bir durumda, taraflara, AB'ye vizesiz giriş kapılarının bu ülkelere kısa sürede açılacağı bilinmektedir.

ABD ve AB’nin uzlaşmanın şekli ve koşulları konusunda net bir öneride bulunmaması, tarafların hareket etmesini daha rahat hale getiriyor. 28 Mayıs günü 200 kişilik Kosovalı güvenlik güçlerinin Mitrovica bölgesindeki dört Sırp belediyesine organize suçlarla mücadele etme gerekçesiyle müdahalede bulunmasının ardındaki neden de süreçte yaşanan belirsizliklerden kaynaklanmakta. Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Taçi polislerin müdahalesini engellemek isteyen Rus diplomatların olduğunu bildirirken, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksander Vuçiç olayların olası bir çatışmaya dönmesi halinde Sırp polis ve askerinin müdahale edebileceğini açıkladı. AB ve ABD çıkarları gereği bir uzlaşı için uğraşırken Rusların bunu engellemek istemesi son derece olağan bir durum. ABD ve AB’nin bu durum karşısında her iki tarafa ağır bir baskı uygulaması için de gerekçe oluşturacaktır.

Rusya’nın bölgede kısıtlanması konusunda ise ABD ile AB politikaları uyum içinde çalışmaya devam ediyor. Ekonomik çıkarların ön plana çıkması Rusya’nın gücünü her geçen gün zayıflatmaya devam ediyor.

ABD ve AB’nin Sırp-Arnavut uzlaşması için düzenlediği toplumsal sokak hareketleri bir süredir başarılı bir şekilde ilerliyor. Her iki ülkenin siyasi figürleri çok güçlü olsa da, zayıf bir muhalefetle iktidarın yolsuzlukları bahane edilerek insanlar eylemlerine devam etmekte. Ülkeleri uzlaşmaya zorlayan bu müdahalenin dozu, Sırp ve Arnavut liderlerin tutumlarına bağlı olarak artacak veya sona erecek. İnsanları dünyanın farklı yerlerinde sokaklara sokmayı başarabilmiş ülkelerin kendi siyasi çıkarları için bu konuda çok usta oldukları unutulmamalıdır. Tüm bunları göz önüne aldığımızda, orta vadede, Rus ve Türk yanlısı, Ortodoks ve Müslüman toplulukları AB ve ABD safında yer almaya ikna edecek bir süreç yaşanacağı söylenebilir. Orta vadede Sırp-Arnavut uzlaşması büyük bir başarı olarak görülse de, ilerleyen yıllarda tekrar ortaya çıkartılabilecek bir çatışma temasının olabileceği ihtimalide unutulmamalıdır. Arnavut ve Sırpların zor da olsa bir uzlaşıya varacakları kesin fakat bu uzlaşının önündeki en büyük engel, dini ve etnik değerlerin yozlaştırılması için yapılan çalışmalardır. Ekonomik sorunların AB kapsamında, güvenlik sorunlarının ise NATO kapsamında çözülecek olması her iki tarafında uzlaşmasında ana etken olacaktır. Dönemsel olarak uzlaşmaya varsalar da olası bir çatışma ihtimalini gözardı edemeyiz.