Şiddetli çatışmaların gölgesinde Suriye ve Irak'ın geleceği

ABD'nin Trump yönetimi altında yürüttüğü politikalara bakıldığında Orta Doğu'da yaklaşan büyük savaş artık sır değil. Söz konusu gelişmeler ışığında özellikle İran ve Türkiye'ye yönelik provokatif eylemler etkisini artırırken, İsrail'in güvenliği bahane edilerek atılan adımlar bölge halkları açısından büyük bir tehdit niteliğinde. Bununla birlikte ilerleyen süreçte Suriye ve Irak'ın parçalara ayrılması da trajik bir öngörü olarak ileri çıkıyor.

Şiddetli çatışmaların gölgesinde Suriye ve Irak'ın geleceği

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu'ya yönelik kararları küresel anlamda büyük tepkilerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Trump yönetiminin bölgedeki faaliyetlerine göz atıldığında ise İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan ile kurulan yakın ilişkiler göze çarpıyor. Bununla birlikte ABD'nin savunduğu değerlerle çelişen karmaşık ilişkiler ağı da mevcut. Bu duruma örnek olarak Mısır'da darbeyle yönetimi ele geçiren ve göstermelik seçimlerle cumhurbaşkanlığını ilan eden Abdülfettah es-Sisi ile terör örgütü PKK'nın Suriye kolu PYD-YPG'yi içinde barındıran Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adındaki paravan örgütün ABD tarafından bölgesel müttefik konumuna taşınmasını gösterebiliriz. Tabii ki gelişmeler bununla sınırlı değil; Libya'daki karmaşada merkezi yönetime baş kaldırarak inşa edilmeye çalışılan demokratik düzeni ortadan kaldırmayı hedefleyen general Halife Hafter de ABD Başkanı Trump'ın desteğini arkasına almış durumda. Oysa ki aynı ABD, 2011'de başlayan ve Arap Baharı olarak adlandırılan değişim rüzgarında dönemin lideri Muammer Kaddafi'ye karşı gerçekleştirilen NATO operasyonlarına desteğini esirgememiş ve Kaddafi'nin devrilmesinde önemli rol oynamıştı.

İran, Türkiye ve Lübnan tehdit altında

Orta Doğu'daki gelişmelere ilişkin son dönemde İsrail asıllı Amerikalı siyaset bilimci Yossef Bodansky ve Avusturyalı yazar Marko Maier'in kaleme aldığı makaleler oldukça dikkat çekici. Bölgemizde hızla yaklaşan büyük tehlikeyi haber veren Bodansky, Türkiye, İran ve Lübnan'ı kapsayan şiddetli çarpışmaların hazırlığının yapıldığını vurguluyor. Nitekim, Suudi Arabistan yönetiminin Yemen'deki savaşta sarsılan imajını Hizbullah'a karşı bir cephe üzerinden Lübnan'da düzeltmeye çalışmak istemesi bilinen bir konu. Aynı zamanda böyle bir çatışmanın İsrail'den başka bölgedeki hiçbir gücün çıkarına olmadığı da aşikar. Bununla birlikte Maier ise Türkiye ve İran'ın provoke edildiğinin altını çizerken, Fars-Arap Körfezi'nde İran'ın, Suriye sınırında da Türkiye'nin ABD güçleri ile çatışmaya girmesinin istendiğini ifade ediyor. Böylesi bir durumda bölgeye daha çok silah takviye etmeyi hedeflediği ifade edilen ABD'nin oluşturulacak kukla devletcikler ile bölgedeki enerji kaynaklarını kontrol altında tutmayı amaçladığı öne sürülüyor. Ancak İran, Türkiye ve Lübnan'ı içine alan böyle bir senaryoda Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Rusya Federasyonu'nu gibi küresel aktörlerin nasıl bir tutum ortaya koyacağı en merak edilen başlık olarak öne çıkıyor. Uzmanlar ülkelerin kendi çıkarları söz konusu olduğunda pozisyonlarını rahatlıkla değiştirebileceğini ifade ederken, Orta Doğu'daki küresel savaşın uzun yıllar sürebileceği uyarısında bulunuyor.

Çatışmaların gölgesinde Irak'ın geleceği

Tüm bu gelişmeler ışığında 2003'teki Amerikan işgalinden bu yana ayrıştırılan Irak'ın parçalı etnik yapısı daha belirgin bir hale geldi. Amerikan güçlerinin yardımıyla oluşturulan demografik değişimler doğrultusunda birçok Arap ve Türkmen yerleşimi Kürt kökenli Iraklıların yoğunluğuyla karşılaştı. Bu duruma Kerkük ve Musul gibi Türkmen-Arap nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehirlerin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) içerisinde yeniden düzenlenmesini örnek gösterebiliriz. Bununla birlikte bölgedeki Sünni-Şii farklılığını da kullanmayı başaran mevcut güçler, iki grubun arasında çatışma çıkaracak stratejik hamlelere imza attı. Aynı zamanda ortaya konulan DEAŞ terör örgütü projesi ile Irak kültürel değerleri yok edilirken, on binlerce Iraklı trajik bir şekilde katledildi. Bölgesel kaynaklar her fırsatta, DEAŞ'ın ABD tarafından bilinçli bir şekilde oluşturulduğunun altını çiziyor. Nitekim kanlı tablonun diğer yüzünde Irak'ın doğal kaynaklarının işgalci güçler ve söz konusu terör örgütü tarafından nasıl sömürüldüğü uluslararası raporlara yansımış durumda. Suriye'den önce "Irak parçalanacak mı?" sorusuna ise verebileceğimiz cevap; Evet, bu mümkün. 2003'ten günümüze kadar oluşturulan düzen ve atılan adımlar, Irak'taki Türkmen, Kürt, Arap, Şii, Sünni ve diğer etnikleri birbiriyle anlaşamaz bir hale getirdi. Bu nedenle zaman zaman şiddetli çatışmalar alevlenirken, ilerleyen süreçte adı geçen etnik unsurların kendi bölgelerini oluşturması muhtemel bir sonuç olarak öne çıkıyor.

İsrail'in güvenliği, Suriye ve Lübnan

Aynı zamanda Irak'ta İran öncülüğünde devam eden Şiileştirme projesi de mevcut. Benzer çalışmalar Suriye'de meşruiyeti kalmamış Beşşar Esad yönetiminde gerçekleştiriliyor. Batılı kaynaklar özellikle Lübnan sınırında yeni Şii ağırlıklı yerleşimler oluşturulduğunu ve bu bölgelere İran'dan gelen kişilerin yerleştirildiğini öne sürüyor. Bununla birlikte Suriye'deki durum da Irak'tan farksız. DEAŞ terör örgütü benzer yıkıcı etkileri Suriye topraklarında da gösterdi. Şii destekli Esad yönetiminin Sünni muhalefet ile çatışmaları, bu çatışmalara Rusya, ABD, İran ve Türkiye'nin yanı sıra Suudi Arabistan, BAE ve Katar gibi ülkelerin dahil olması ikili bir blok oluşturdu. En dikkat çekici nokta ise, ABD'nin Irak'ta oluşturduğu demografik değişiklikler Suriye'nin kuzeyinde de görüldü. Bu süreçte birçok Arap-Türkmen şehri Kürt şehirleri olarak lanse edilirken, bu şehirler terör örgütü PKK'nın uzantısı unsurlar tarafından işgal edildi. Bugün Türkiye'nin tepkilerine rağmen adı geçen unsurlara ağır silah yardımları yapılıyor ve DEAŞ terör örgütüne karşı desteklendiği öne sürülen terörist unsurlar bu silahları ABD'nin NATO müttefiki Türkiye'ye çeviriyor. Nitekim Avrupalı güçler de Suriye'nin doğal kaynaklarında pay sahibi olma peşinde benzer eylemlerle aynı örgüte desteğini esirgemiyor. Trump yönetiminin İsrail'in güvenliği adına attığı adımlar çerçevesinde Golan Tepeleri üzerinden İsrail'in genişlemesine yeni bir yol açma çabası da dikkat çeken bir başka konu. Suudi Arabistan'ın Yemen'deki savaşı Lübnan'a taşımak istemesi ve İsrail'in Hizbullah'ı bahane ederek Lübnan'a müdahale etme arzusu, ilerleyen süreçte yalnız Suriye ve Irak'ın değil, Lübnan'ın da parçalanabileceğini işaret ediyor.

Orta Doğu nasıl şekillenecek?

Bu noktada Bodansky, muhtemel savaş neticesinde Türkiye, İran ve Lübnan'ı kapsayan uzun soluklu bir çatışma ortamının oluşacağının altını çizerken Suudi Arabistan gibi bazı devletlerin yıkılacağını belirtiyor. Söz konusu öngörü, muhtemel savaş durumunda daha önce aktif cephe çatışmalarına dahil olmayan Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin tecrübesizliğinin kurbanı olabileceğini işaret ediyor. Konuyla ilgili görüş bildiren askeri kaynaklar ise savaşlarda rakamlardan çok beceri ve stratejinin önemine vurgu yaparken, ABD öncülüğünde elinde büyük bir teknolojik avantaj bulunduran Suudi Arabistan gibi aktörlerin sahada etkisiz kalabileceğini ifade ediyor. Bununla birlikte dünden bugüne bölgedeki gelişmeler ele alındığında Orta Doğu'daki İslam coğrafyasının bir süre daha trajik bir tablo içerisinde yer alacağı aşikar. Aynı zamanda bölge ülkelerinin küresel aktörler karşısında atacağı stratejik adımlar Orta Doğu'nun şekillenmesinde önemli rol oynayacak. Bu süreçte başta Irak ve Suriye gibi ülkelerin ayrıştırılmış etnik yapılarının birbirinden tamamen kopması da söz konusu. Son olarak şu ana kadar görünenler bundan 100 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu'nun karşı karşıya kaldığı oyunlar ve cetvelle çizilen haritaların konu olduğu senaryoların yeniden sahne aldığının göstergesi gibi.