Siber güvenliğin uluslararası ilişkilere etkisi

Siber güvenlik, ülkelerin uluslararası ilişkilerinde en önemli ve büyük ulusal güvenlik sorunu olarak algılanmaktadır. Siber tehditlerin uluslararası gündemdeki kritik tehditlerden biri olduğunu, ancak ülkelerin ve kurumların bu çerçevenin etkilerini ve soruşturmayı yönlendirecek potansiyel teorik bakış açılarını ciddi bir şekilde ele almakta zorlandıklarını ifade edebiliriz.

Siber güvenliğin uluslararası ilişkilere etkisi

Siber güvenlik, ağları, cihazları, programları ve verileri, hasar veya yetkisiz erişime karşı korumak için tasarlanmış teknolojiler, süreçler ve uygulamalar bütünü anlamına gelir. Siber casusluk ile, hükümet, askeri, kurumsal, finansal ve sağlık kuruluşları bilgisayarlarda ve diğer cihazlarda benzeri görülmemiş miktarda veri toplayabilir. Bu verinin önemli bir kısmı, fikri mülkiyet, finansal veriler, kişisel bilgiler ile yetkisiz erişime maruz kalmanın olumsuz sonuçlarının doğurabileceği hassas bilgiler olabilir. Devletler ve kuruluşlar, işlerini yaparken ağlar üzerinden diğer cihazlara hassas veriler iletir. Siber güvenliği, bu bilgileri işlemek veya depolamak için kullanılan sistemleri korumaya adanmış disiplini tanımlamak olarak ifade edebiliriz. Siber saldırıların hacmi ve karmaşıklığı arttıkça, özellikle ulusal güvenlik ile ilgili bilgileri korumakla görevli olan kurumlar, büyük bir ulusal tehdit ile karşı karşıya kalabilir. Tarihsel olarak, milletler her zaman düşmanlarının kim olduğununu, nasıl nerede savaşmaları gerektiklerini biliyolardı. Bugün, doğrudan saldırılar yerine, büyük ülkeler işlerini teknoloji aracılığıyla yürütüyorlar. Son zamanlara kadar bu durum, dünya ülkelerinde savaşları sürdürmek anlamına geliyordu. Şimdi bunun bir kısmı “siber savaş” adı altında yürütülmeye devam ediyor. Günümüzde Hillary Clintonʼun epostalarından, Donald Trumpʼa, Rusyaʼnın seçimler üzerindeki etkisi gibi bir çok konuda bu savaşı görebiliriz. Dünya, ABD başkanı Obama'nın Aralık 2014ʼte Kuzey Kore hükümetini siber casusluk ile suçlamak için televizyon kameralarının önüne geçtiğinde siber güvenliğin dünya siyaseti için ne kadar önemli olduğunu ve ülkelerin artık siber güvenliği bir zorunluluk olarak hissetmelerine neden olmuştur. Tüm bu gelişmeler, gelişen teknoloji karşısında hiç şaşırtıcı değil.

İnternet 1990'ların ortalarında ticarileşmesinden bu yana hızla genişledi. Yirmi birinci yüzyılın başında, dünya nüfusunun üçte biri, 2019 yılında yaklaşık 1,5 milyar insan teknolojiye erişme durumuna geldi. Ayrıca, internet üzerinden internet bağlantılı bir cihazın bağlanmasına neden olacak bir ağ yapısı sonucu şebekeyi kötü amaçlarla kullanmak için ekonomik ve politik teşvikler artmış ve siber güvenlik devlet düzeyinde dikkat çekmiştir. Ülkeler nükleer silahlardan çekindikleri için, süper güçler ve en azından nükleer silah kullananlar arasında doğrudan savaş mümkün görünmüyor. Her şeyin bir bilgisayara bağlı olduğu ve bir ağın parçası olarak işlev gördüğü bir dünyaya, ülkelerin fiziksel güç yerine çalınan verileri ve teknolojiyi kullanmasına neden oldu. Bilim adamları teknolojinin uluslararası güvenlik konusundaki etkilerini gittikçe daha fazla ciddiye alırken, tehdidin seviyesi ve niteliği ile hükümetler ve diğer paydaşların benimsemesi gereken uygun politika yanıtları konusunda hemfikir olmaya devam ediyorlar. Uluslararası araştırmalar, özellikle güvenlik çalışmaları ve stratejik çalışmaların alt alanları ile, teknolojinin ulusal ve uluslararası güvenlik üzerindeki etkisine giderek daha fazla etkileyeceğinden hem fikirler. Devletler, yabancı güçleri sabote etmek için hackleme becerisine sahip bir teknoloji kullanıyor. 2010 yılında ABD, İranlılara karşı bir virüs üretti. Bu virüsün amacı, nükleer programlarını sabote etmek ve nükleer enerji kazanmalarını engellemekti. Bu durum dünyaya, siber tehditlerin ne kadar önemli olabileceğini ve daha fazla ilişkilere hizmet ettiğini gösterdi. Devletlerin siber uzman ve uygun kullanımı konusunda, giderek artan sayıda siber kabiliyet yetenekleri geliştiren çok farklı bakış açıları vardır. Siber güvenlik, yeni bir savaş alanı olarak siber güvenliğin oluşturulmasına katkıda bulunan hükümetlerin ulusal savunmasının yanı sıra dış politika ve güvenlik politikaları ve öğretilerinin bir parçası haline geldi. Siber alan için yol kurallarını geliştirme çabaları, mevcut uluslararası hukukun uygulanabilirliğine, potansiyel boşluklara, normların geliştirilmesine, güven artırıcı önlemlere ve caydırıcı duruşlara sebep olmaya devam etti. Siber suçlar, kritik altyapıya yönelik siber saldırılar, elektronik casusluk, toplu veri müdahalesi ve siber uzayda kuvvet uygulama yoluyla gücü projeye yönelik saldırgan operasyonlar gibi tehditleri azaltmak için devletler arasında işbirliğine acil ihtiyaç vardır. Ortaya çıkan siber tehditler büyük ekonomik ve toplumsal zararları artırabilir ve bu yeni gerçeği hesaba katmak için uluslararası çabaların yeniden kalibre edilmesi gerekir.

Avrupa Parlamentosu'nun 2016 yılında ağ ve bilgi sistemlerinin güvenliği konusunda yönerge yayınladı. Yönerge, geniş ölçüde kritik altyapıya yönelik tehditlere odaklandı ve işletmeler, hükümetler ve vatandaşlar için hayati önem taşıyan çevrimiçi pazarlar, arama motorları ve bulut bilişim hizmetleri gibi temel hizmetleri korumak için siber güvenlik önlemlerini geliştirmeyi amaçlıyordu. Bu hizmetlerdeki herhangi bir büyük aksaklık mevcut iş modellerini tahrip edebilir ve çok büyük işletme maliyetleri yaratabilir. Devletler diğer devletlerle, küresel sanayi, akademi ve sivil toplum konuları, siber savaşı engellemek, devlet dışı aktörler tarafından saldırgan siber operasyonları sınırlandırmak ve küresel ekonomiye getirdiği günlük ekonomik tehditleri azaltmak için birlikte çalışmak durumundalar. ABD ile Rusya arasındaki ilişki, tüm siber politika ve diplomasi için çok önemlidir. İki ülke en gelişmiş siber güçler arasında ve ilk siber saldırganlık antlaşmasını geliştiren ülkeler oldular. Küresel siber politika tartışmaları konusunda ön saflarda yer alıyorlar. ABD ile Rusya arasındaki anlaşmazlıklar ve suçlamalar üç yıldır artmakta ve sorumlu devlet davranışları için siber kuralların oluşturulmasında ilerleme olmamasından kısmen sorumlu olduğunu ifade edebiliriz. ABD mevcut uluslararası hukukun siber alan için tam olarak geçerli olduğu konusunda ısrarcı, Rusya ise bu alana özel olarak uyarlanmış yeni bir antlaşma isteyen tarafta devam ediyor. Farklı yönlerde çalıştıkları sürece, siber normlarda önemli bir ilerleme sağlanması zor görünüyor. Rusyaʼnın ABDʼnin 2016 başkanlık seçimlerine müdahale ettiğini ve ABDʼnin jeopolitik ve gözetim hedefleri için siber atakları kullandığı iddiasıyla Washington ve Moskova arasında yeni anlaşmaların yakın zamanda mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Ancak , ABD- Rusya siber müzakereleri hala başarılı olabilir. ABD, Çin gizliliğine zarar veren korsanlara Çin hükümeti tarafından desteklendiği iddia ederek ABDʼnin milyarlarca dolarlık zararına mal olduğu iddiasıyla Çinʼe yönelik geniş yaptırımlar uygulamasına yakınken, siber konulardaki diyalogu kesmek yerine, ekonomikcasusluk anlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile ABDʼde Çin merkezli siber saldırılar keskin biçimde azaldı. ABD-Çin anlaşması gerçekçi ve kapsamı sınırlıydı; ABD ve Rusya'nın da bu antlaşma boyutlarına çıkması gerekiyor. ABD ve yaklaşık elli ülke, siber suçlar hakkında önemli olan Budapeşte sözleşmesini imzaladılar ancak Rusya ve Çin bunu yapmadı. Etkili bir siber rejim ancak bütün büyük güçler katılır ve hükümlerini kabul ederse işe yarar. Budapeşte sözleşmesi daha fazla imzacı çekmek için uyarlanmalı ya da yeni bir antlaşma oluşturulması gerekiyor. Bu konu, siber suçla mücadelede küresel işbirliğini tartışmak için bir mekanizmanın olduğu birleşmiş Milletlerde de ele alınmalı. Bu çabalar, birleşmiş milletler genel kurulundan Budapeşte sözleşmesi veya mevcut alternatif önerilerini temel alan evrensel bir kongreye doğru çalışmak için görev almaları halinde etkili olacaktır.