Şia ile Katoliklik arasındaki benzerlikler neler?

Müslüman ve Hristiyan toplumlarda mezheplerin yeri bir hayli önemli. Özellikle İslam aleminin ikinci en büyük mezhebi olan Şia ile Hristiyanlığın en kabalık mezhebi Katoliklik arasında oldukça benzer bağlantılar var. Peki, çok az kişinin bildiği bu bağlantılar neler? İşte Şia ile Katoliklik arasındaki dikkat çeken benzerlikler...

Orta Doğu’daki politikaların belirlenmesinde mezhep ilişkileri yüzyıllardan beri önemli bir etkiye sahip. Mezheplerin, birleştiren-bölen-ayrıştıran ve kimi zaman da “çatıştıran” ya da çatışmaya zemin oluşturan bir etmen olarak ön planda çıktığı çok açık. Mezhepler arası çatışmaların genellikle Orta Doğu’da baş gösterdiğini ve büyük iç savaşların mezhepsel çatışmalar nedeniyle yaşandığını biliyoruz. Batıda ise tanık olduğumuz yıkıcı ve ayrıştırıcı mezhepsel çatışmalar geçmişte kaldı. 

Orta Doğu’da mezhep ve mezhebi yaklaşımlardan söz edildiğinde, akla gelen ilk ülke İran. Bugün dünyada yaklaşık 140 milyon Şii’nin yaşadığı biliniyor. En yüksek oran ise İran’da ancak Irak, Azerbaycan, Lübnan ve Afganistan’ın yanı sıra Pakistan, Hindistan ve Türkiye'de de büyük bir çoğunluk yaşıyor. En büyük Hristiyan mezhebi olan Roma Katolikliği’nin ise bir milyardan fazla nüfusu var.  Bu mezhep çoğunlukla Kuzey ve Güney Amerika ile birlikte Avrupa'da yoğunlaşmış durumda.

Peki, dini açıdan Şia ile Katoliklizm arasında çok büyük benzerlikler olmasına rağmen neden mezhebi bölünmeler yalnızca Orta Doğu’da bu kadar can yakıyor?

ŞİA İLE KATOLİKLİK ARASINDAKİ BENZERLİKLER

İran, tarihinde pek çok yabancı istilaya maruz kaldığı için İranlılar kendilerini her zaman kötü güçlerin tehdidi altında hissetmiş bir toplum oldu. Bu nedenle İran’da siyasi ve dini sistemler iç içe geçmiş durumda. Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) ise dinin siyasi alanla hiçbir ilgisi yok ancak gayriresmi varlığı tartışılamaz. İranlı dini liderlerin ülkelerinde, ABD’de olduğundan çok daha fazla siyasi gücü olduğu görülmekte. Dini ya da dini ögelerin Amerika'daki politikalar üzerinde çok az etkisi olurken, İran'da siyaset doğrudan bir etkiye sahip.

Tüm bunların yanı sıra Şia ile Katoliklik arasında oldukça benzer bağlantılar olmasına rağmen bunu çok az kişi bilmekte. 

Örneğin Kuran’da, Hz. Meryem’e İncil’den daha fazla atıf varken, doksandan fazla ayette de Hz. İsa’dan bahsediliyor.

Tüm bunların yanı sıra Şii inançlarına göre on iki imam ve on iki havari var. İlk on bir imamın şehit olarak öldüğüne inanılıyor. Judas Iscariot ve Aziz John dışında havarilerin de şehit oldukları bildirilmiştir. İlginçtir ki aynı sayılar her iki gelenekte de teker teker görülür.

72 SAYISININ ÖNEMİ

İmam Hüseyin 680’de Kerbela’ya sefere çıktığında kendisine 72 yakın arkadaşı ve aile üyesi eşlik etmiştir. Yuhanna’ya göre ise Hz. İsa, vaaz vermek üzere 72 müridini göndermiştir. Bir hadise göre Hz. Muhammed, Müslüman cemaatinin 72 mezhebe bölüneceğini söylemiştir. Ayrıca Hz Musa’nın Midyanları yendikten sonra kazandığı ganimetin içinde 72 tane öküzün olduğu söylenir. Şii efsanesine göre de Hz. Fatima’nın düğününde 72 deve kurban edilmiştir.

On ikinci yüzyılda siyaseti konu alan Farsça bir kitapta, hükümdarlığında adaleti sağlayan krala, kıyamet gününde 72 kişinin şefaatçi olacağı belirtilmiştir. Birinci ve üçüncü imamlar Hz. Ali ve Hz. Hüseyin ile İsa Mesih, acı içinde ölmüşlerdir.

Her iki gelenekte de onlar, erkek ve kadınlar için güçlü rol modelleri olmuşlardır. Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın Mesih olarak tekrar yeryüzüne geleceğine inanılırken, Şiizmde kaybolan on ikinci çocuk imamın vakti geldiğinde Tanrı’nın krallığını yeryüzünde kurmak üzere Mehdi olarak geri dönmesi beklenmektedir. Mehdi gelene kadar, onun temsilcileri olarak İran rejim mollaları görev başındadır.

DİN - SİYASET İLİŞKİSİ

Virginia'daki College of William and Mary'de Uluslararası Çalışmalar ve Hükümet Profesörü James A. Bill ve  İslam medeniyeti ve dini tarihçisi John Alden Williams’in ‘’Roma Katolikleri ve Şii Müslümanlar’’ isimli makalesinde yer verilen bilgilere göre, İslami ve Yahudi-Hristiyan miraslarından esinlenilen her iki kültürde de ''iyi’’ ile ‘’kötü’’ arasındaki uzlaşılmaz ikilem, hem radikal İslamcılar hem de Hristiyanları, ‘’kötülüğe’’ karşı çıkmaları ve ‘’iyiliği’’ teşvik etmeleri yönünde motive etmekte. Ancak İran gibi çok sayıda yabancı istilaya maruz kalmış bir ülkenin, yabancılara karşı güçlü şüphelerin geliştirilmesi ve güvensizlik hissi oluşması nedeniyle din; teolojik anlamının dışında bir siyasi doktrin olarak kullanılır hale gelmiştir.