Şeyh Said İsyanı

13 Şubat 1925 yılında başlayan Şeyh Said İsyanı, Türkiye’nin iç siyasi yapılanması yanında uluslararası ilişkilerine de yansıyacak sonuçlar doğurdu.

Şeyh Said’e atfedilen ayaklanmaya yol açan sebeplerin anlaşılabilmesi için gerek bölgenin uzun zamandır yaşadığı değişim süreci, gerekse yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ndeki siyasal gelişmeleri iyi tahlil etmek gerekir. 

Milli Mücadele’nin ardından Türkiye Cumhuriyeti, merkezi otoritesini sağlamayı ve geleneksel yapıdan uzaklaşan modern inkılaplar yapmayı arzu ediyordu. 

Nitekim Cumhuriyet’in ilanından sonraki faaliyetler merkezde ve taşrada hem taraftar hem de muhalifler oluşturdu. Bir taraftan eski imtiyazlarını kaybetme endişesi içinde olan yerel yapılar, diğer taraftan ümmeti temsil ettiği kabul edilen hilafetin ilgası, Müslüman coğrafyasının pek çoğunda olduğu gibi Doğu Anadolu’da da olumsuz yankılar uyandırdı. 13 Şubat 1925 tarihinde başlayan Şeyh Said isyanı, Türkiye’nin iç siyasi yapılanması yanında uluslararası ilişkilerine de yansıyacak sonuçlar doğurdu. 

GERÇEK SEBEPLERİ KARANLIKTA KALDI

İsyanın çıkması ve gelişmesi dönemin karmaşık iç ve dış problemleriyle paralellik arz ettiğinden bugüne kadar gerçek sebepleri karanlıkta kalmıştır. İsyanı dini, siyasi, milli ve iktisadi sebeplere bağlayanlar olduğu gibi doğrudan dış unsurların ve özellikle İngilizler’in etkisiyle meydana geldiğini ileri sürenler de vardır. 

Bir görüşe göre, I. Dünya Savaşı’nda Musul civarında Türkler’e karşı savaşmış olan bazı Nesturiler savaştan sonra Irak’ta kalmıştı. Bunlar 1925 yılı başlarında eski yerlerine dönmek istediklerinde Ankara hükümeti bunu kabul etmedi ve üzerlerine askeri birlik sevk edildi. 

Bu sırada Türk birliklerindeki bazı Kürt subaylar karşı tarafa geçti. Subaylardan biri olan Albay Halid Bey yakalanarak tutuklandı. Ancak bölgedeki bazı Kürt ağaları tarafından kurtarıldı ve hepsi birden Şeyh Said’e sığındı. 

Şeyh Said esasen hükümetin gerçekleştirdiği inkılaplara şüphe ile bakmakta ve açıkça muhalefet etmekteydi. Bu sebeple sığınmacıları kabul etmekte tereddüt göstermedi. Hükümetle Şeyh Said arasında çıkan bu gerginliğin ardından yerel askeri görevliler, 11 Şubat’ta Şeyh Said’in yanında bulunan ve suçlu oldukları düşünülen iki adamını teslim etmesini istedi. Şeyh Said bunu reddedince çıkan küçük çarpışmada bazı askerler yaralandı ve isyanın ilk kıvılcımları ortaya çıkmış oldu. 

Bir başka görüş, Şeyh Said’in 1912’de Kürt uyanışını sağlamayı hedefleyen Kürt hareketinin bir kolu ile birlikte bulunduğu yönündedir. Azadi isimli bu hareket, zamanla önemini kaybetmekle birlikte 1923’te Erzurum’da tekrar teşkilatlanarak Şeyh Said isyanını planladı. 

Hükümet bu organizasyonu 1924’te Irak sınırında çıkan bir isyanla ilişkilendirerek dağıtmak istedi, bazı liderleri tutuklandı, Şeyh Said de bunlar aleyhinde ifade vermeye çağrıldı. Fakat Şeyh Said buna uymak yerine, muhtemelen kendisini güvende hissetmediği için Palu’daki dedesinin kabrini ziyaret maksadıyla Hınıs’tan yola çıktı. Pek çok müridi ve bağlıları da ona eşlik etti. Eskiden ikamet ettiği Diyarbakır yakınlarındaki Piran köyüne (bugünkü Dicle ilçesi) misafir oldu ve ilk rivayette bahsedilen olaylar meydana geldi. 

Birbiriyle yakın ilişkisi bulunmasına rağmen farklı yorumlanan bu olaylar, Şeyh Said’in merkezi hükümete karşı geliştirdiği muhalif fikirlerini etrafındakilerle görüştüğünü ve muhtemel bir harekât da planlamış olduğunu gösterir. 

DIŞ ETKENLERİN ROLÜ 

Bazı kaynaklarda belirtildiğine göre bu amaçla 1925 Ocak ayı içinde çeşitli köyleri ve kasabaları dolaşarak düşüncelerini anlattı ve oğulları aracılığı ile bazı hazırlıklar yaptı. Fakat Azadi örgütüyle hareket ettiğine dair yeterli delil yoktur. 

Ayaklanmanın başlaması ise tamamen kendi kontrolü dışında ya ani gelişmelere paralel ya da kendi bilgisi dahilinde olmayan dış etkilerle meydana geldi. 

Nitekim birçok kaynakta olayların, Şeyh Said 13 Şubat tarihinde Piran’a geldiğinde orada bulunan jandarmaların tutukluluk kararı bulunan bazı kişileri yakalamak istediği için patlak verdiği kaydedilmektedir. Tutuklamaların en azından kendisi orada iken yapılmasını istemeyen ya da engelleyenlere de mani olamayan Şeyh Said, kendisini adeta hadiselerin akışına terk etti. 

Hızla gelişen olaylarda Şeyh Said’in yanındakiler 17 Şubat’ta Genç vilayetinin Darahini kazasını basarak Vali İsmail Bey’le birlikte diğer mülki yetkilileri ve jandarmaları esir aldı. Telgraf hatları tahrip edildi, hapishaneler açılarak mahkumlar serbest bırakıldı. 

İLK BİLDİRİ 

Şeyh Said’in İslâm adına ilk bildirisi de bundan sonra ortaya çıktı. “Emîrü’l-mücâhidîn Muhammed Saîd en-Nakşibendî” imzası ile yayımlanan bildirilerde merkezi hükümetin ve Mustafa Kemal’in uygulamalarının İslam’a aykırı bulunduğu, hilafetsiz Müslümanlığın olamayacağı ifade edilerek, isyanının gerekçesi açıklanıyordu. 

Ayrıca bir kısım Zaza ve Kürt aşiret reislerine de kendisine katılmaları için mektuplar gönderdi. Ele geçirdiği yerlere mülki idareciler ve kumandanlar tayin ederek artık kontrolü ele aldığını gösterdi. Bazı aşiretlerin desteğini alan Şeyh Said’in kuvvetleri kısa sürede bir taraftan Diyarbakır’a kadar yürürken bir grup da Varto’yu ele geçirip Muş’a hareket etti. 

Hükümet 21 Şubat’ta Diyarbakır, Elazığ, Genç, Siverek, Mardin, Urfa, Siirt, Bitlis, Van, Hakkâri bölgeleriyle Erzurum’un bir kısmında sıkıyönetim ilan etti. 

Bölgedeki ordu birlikleri başarılı olamayınca Diyarbakır’a geri çekildi. Bir gün sonra 24 Şubat’ta Elazığ da isyancıların eline geçti. Durumu aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisi Umumi Heyeti’ne anlatan Başbakan Ali Fethi Bey (Okyar) meseleyi “dini kisveli bir isyan” şeklinde nitelemekle birlikte yerel bir hareket olarak da gördüğünü, idari önlemler ve bölgesel bazı tedbirlerle çözüleceği kanaatini dile getirdi.

İçişleri bakanı olan Recep Peker ise aksini düşündüğünden kabinede ihtilaf baş gösterdi. Böylece gerek kendisine muhalif olanlar gerekse bu isyanı Türkiye’de inkılaplara karşı bir tavır olarak algılayan bazı siyasetçiler, baskı yaparak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 25 Şubat tarihli oturumunda Meclis’in daha önce çıkardığı Hıyanet-i Vataniyye Kanunu’nun 1. maddesine “dini istismarı engelleme”yi hedefleyen bazı ilaveler yaptılar. 

İsyanın genişlemeye devam etmesi ve başbakanın sert tedbirler almaması Ankara’da ciddi bir endişe yarattı ve tartışmalar Cumhurbaşkanı’na bildirildi. 2 Mart 1925’te toplanan kabinede yapılan uzun bir müzakerenin ardından Başbakan Ali Fethi Bey istifasını Cumhurbaşkanı’na sundu. 

Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart’ta İsmet Paşa’yı yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi. Ertesi gün hükümeti kuran İsmet Paşa’nın, bu isyan karşısında devlet otoritesinin teyidi için sert tedbirler alacağını ve Şark İstiklal mahkemelerini kuracağını ifade eden programı kabul edildi ve büyük çoğunlukla güvenoyu aldı. Ayrıca ek tedbir olarak muhtemel muhalefet hareketlerini engellemek amacıyla 1929 yılına kadar yürürlükte kalacak olan Takrir-i Sükun Kanunu kabul edildi. 

Öte yandan Şeyh Said isyanı devam ediyordu ve hedefte Diyarbakır vardı. İsyancılar 7 ve 8 Mart’ta üç koldan Diyarbakır’a saldırdılar, bu saldırılar bizzat Şeyh Said tarafından yönetildi. Ancak saldırı başarılı olmadı ve isyan gerilemeye başladı. Zira Şeyh Said aşiretlerden beklediği desteği alamadığı gibi kendi kuvvetlerine de hâkim olamıyordu. Düzensiz biçimde hareket eden ve imkan bulduğunda yağmaya da yönelen isyancılar neticede başarı kazanamadı. 

Mart ayı sonunda ve nisanın ilk haftalarında ordu birliklerinin gerçekleştirdiği harekâtla isyancıların büyük bölümü Çapakçur bölgesinde yenilgiye uğratıldı. Şeyh Said geri çekildiyse de 15 Nisan’da Muş ile Varto arasındaki Çarınçur köyünde yakalandı. 

YARGILAMA VE İDAM 

Şeyh Said ve arkadaşları 26 Mayıs’ta Şark İstiklal Mahkemeleri tarafından Diyarbakır’da yargılanmaya başlandı. Şeyh Said ifadesinde, isyanın önce tasarlanmış bir hareket olmadığını, kendiliğinden geliştiğini, amacının Diyarbakır’a kadar gidip orada ulema ile birlikte şer’i kanunların uygulanmasının gerekliliğini Ankara’ya bildirmek olduğunu söyledi. 

28 Haziran’da mahkeme kendisiyle birlikte kırk altı kişinin idamına karar verdi ve karar ertesi gün hemen infaz edildi. 

Şeyh Said’in, Kürt liderleriyle ilişkisine rağmen isyanda doğrudan Kürtler’e dayalı müstakil bir devlet kurma veya otonomi elde etme amacının güdüldüğünü söylemek için yeterli delil bulunmamaktadır. Fakat zaman içinde bu fikirlerin yeşermesine de katkı sağladığı kabul edilmelidir. 

Şeyh Said isyanı iç politikada sertlik yanlısı olanların işine yaramıştır. Özellikle bir üyelerinin Şeyh Said isyanı ile ilişkisi, ayrıca siyasî programlarında yer alan dinî düşünce ve inançlara saygılı oldukları ifadesi dikkate alınarak yeni filizlenmekte olan çok partili hayatın öncüsü Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasına ve Urfa şubesinin sorumlusu emekli Yarbay Fethi Bey’in beş yıl hapsine sebep olmuştur. 

Görev süresi 1927 yılına kadar devam eden Şark İstiklal Mahkemeleri pek çok idam ve mahkûmiyet kararı vermiş, böylece tek parti iktidarının muhalefetsiz olarak uzun yıllar sürmesinin önü açılmıştır. 

Şeyh Said isyanının Musul meselesi yüzünden İngilizler tarafından tertip edilerek desteklendiği iddiaları için yeterli delil yoksa da isyan sonrası ortaya çıkan neticelerin bu amaca hizmet ettiği aşikardır.