Sessiz sedasız kuşatma!

Somali’den Libya’ya,  Balkanlar’dan Suriye’nin kuzeyine, Ege’den Akdenize, Girit Adası’ndan Sudan’a kadar, çevreden merkeze doğru, ne kadar hedefin Türkiye olmadığı söylensede, bütün yaşanan olayların merkezinde Türkiye yer alıyor.  

Sessiz sedasız kuşatma!

Günlük hayatımızın işleyişi içerisinde fark etmesekte, gündemimizde her ne kadar  “Sadece Şeyma”, “Kerimcan Durmaz” gibi bu milletin temel değerleriyle adeta dalga geçen meseleler mevcutsa da, iç yakan gerçekler sandığımızdan daha da ciddi. Türkiye gündeminin özellikle bir çay kaşığını doldurmayacak meselelere gömülmesinin de, dünya konjonktürünü düşündüğümüzde, “komplo teorilerinin” akıllara gelmesi hiçte zor değil.

 Neler oluyor?

Ülkemizin saldırı altında olduğunu ispat etmek için kanıt aramanın bile artık nahoş bir mesele olduğu, 15 Temmuz gecesi tüm ülke olarak yaşadığımız ağır işgal girişiminden biliyorsunuz. Çevremizdeki hareketlilikleri incelediğimizde, tüm ülke olarak aslında gizli bir seferberlik içinde bulunmamız gereken çok ciddi ve derin hazırlıkların olduğunu görüyoruz.  

Peki yaşanan gelişmeler neler?

Suriye’nin kuzeyi, Ermenistan, Doğu Akdeniz, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Ege adaları, Kıbrıs, Lübnan, Libya, Sudan, Katar ve ABD-İsrail…

ABD’nin yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde Rusya ve Çin açık düşman olarak görüldü. Aynı raporda Türkiye ile ilgili ne dost ne de düşman olarak bahsedildi. Suudi Arabistan ve Mısır’ın dost olarak addedildiği belgede raporun açıklandığı zamandan bu zamana kadar yaşanan gelişmelere bakıldığında, Türkiye’nin dost olma ihtimali ABD ye koşulsuz şartsız teslim olmasıdır. Tıpkı Suudi Arabistan ve Mısır’da olduğu gibi. Ülkemize birkaç füzeyi vermeyi reddedip PKK’ya binlerce tır silah gönderen ABD artık niyetini açık etmiş durumda. Suriye’de yaşanan savaş Türkiye’nin güney sınırı boyunca bir PKK cephesi açtı. İran’dan Doğu Akdeniz’e kadar uzanan bir ‘asker devlet’ kurulmak isteniyor. Bu kurulmak istenen devlet ile BAE ‘nin ve Suudi Arabistan’ın son politikalarını birlikte takip ettiğimizde, temel gayenin Türkiye ile coğrafyanın bağlarını kesip, Türkiye’yi güneyden Anadolu’ya hapsetmek olduğu açıktır. Türkiye ve İran’ın önünü kestiğinizde İsrail’in önünde durabilecek fiili bir devlet olduğunu söylemek ise oldukça zor.

Batıdan ise NATO eliyle Romanya, Bulgaristan ve Macaristan’a ek askeri takviyeler yapıldı. İlaveten yine Bulgaristan’da Türkiye sınırlarına yakın 4 noktada üs kuruldu ve hava üslerinin anlaşması 10 yıl uzatıldı. Öte yandan Yunanistan’ın silahlanması yasak olan adalara Pentagon’dan aldığı destekle uluslararası hukuku ihlal edip askeri yığınak yapması, Doğu Akdeniz’de yapılan “Iniohios2019” tatbikatına BAE’nin ve İsrail’inde katılması sadece bir tesadüf mü? Türkiye’ye, stratejik bir yerde olan Sevakin Adası’nın verilmesinden sonra Sudan’da gerçekleşen darbe, Türkiye ile yakın ilişkiler kurduğu için ambargo uygulanan Katar, şu an görevdeki meşru hükümete darbe yapmaya kalkışan Hafter’e BAE’nin İsrail’in desteği ve mevcut hükümetin Türkiye ile deniz sınırı anlaşması imzalaması ihtimali Sudan’da yapılanlar ile benzer amaçlar barındırmaktadır. Yine devamında ABD’nin hem Girit’e hem Romanya’ya THAAD füzelerini yerleştirmesi, İngiltere’nin Nisan ayında Güney Kıbrıs’a 121 adet F-35B tipi savaş uçağı göndereceğini açıklaması, ABD’nin Yunanistan hava sahasını kullanarak Ege’de gözetleme uçuşu yapması, FETÖ ve PKK terör unsurlarının Libya’daki görevli askeri uzmanlarımızın resim ve pasaportlarını yayınlayacak kadar gaddarlaşan bu mücadelenin ne noktaya geldiği gayet açık. 

Türkiye’nin tüm bunlara karşılık olarak yurt dışında kurduğu üsler, deniz tatbikatları, Pakistan ile ortak askeri tatbikat, Katar’a yapılan askeri yığınak, Azerbaycanla yapılan askeri tatbikatlar ve son olarak alınan ve ABD’nin alınmaması için elinden geleni yaptığı S-400’ü birleştirdiğimizde, ülkemizin de girişilen işgal girişimine karşı kendi savunma cephesini kurmaya çalıştığı ve oynanan oyunun farkında olduğu ve “beka” meselesinin aslında sıcak bir politik malzeme olmadığı anlaşılıyor. 

Ülke olarak yakın gelecekte çevremizde biriken aşırı gerginlikten etkileneceğimiz ve gerginliğin hedeflerinden biri olduğumuz kuvvetle muhtemeldir. Yaklaşan süreçte, ülke olarak kenetlenmemiz, insanlarımızın bu süreçte bilinçlendirilmeleri, çokta uzakta olmayan fırtına için hazırlanmamız bir vatan borcudur ve şu an için bu ülkenin en temel ihtiyaçlarından biridir.