Savaş suçu nedir ve kimler bu suçtan yargılandı? BAE ve Hafter’e “savaş suçu” davası

ABD’deki Libyalı aileler, Halife Hafter ile onun destekçisi Birleşik Arap Emirlikleri aleyhine, ciddi insan hakları ihlalleri, keyfi cinayet ve işkence suçlarından savaş suçuyla yargılanmaları amacıyla yeni bir dava başvurusunda bulundu. Savaş suçu nedir, bugüne kadar kimler hakkında savaş suçu raporları hazırlandı? Savaş suçlarına ilişkin uluslararası kurumların yaptırımları ve ülkelerin tavrı ne oldu?

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan Libyalı aileler, Libya’nın doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter ve onun destekçisi Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) karşı yeni bir savaş suçu davası açtı.

İnsan hakları ihlalleri ve savaş suçları alanında faaliyet gösteren Washington merkezli "Transitional Business Attorneys Group" adlı hukuk firması, Libyalı 6 aile adına açtıkları davaya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

ABD'de yaşayan Libyalı aileler, Hafter'in aile üyelerini öldürdüğü ve işkence uyguladığı gerekçesiyle Washington Federal Mahkemesi’ne suç duyurusunda bulunarak, bir milyar dolarlık maddi tazminat talebinde bulundu.

Mahkemeye sunulan dava dilekçesinde, "Açılan bu dava ile Libya'da sorumsuzca işlenen ciddi insan hakları ihlalleri, keyfi öldürmeler ve yapılan işkenceler gün yüzüne çıkacak. Davalı (Hafter), savaş suçlarını teşvik etmiş ve özellikle işkencenin olduğu çeşitli suçlara karışmıştır. Bu insanlık dışı davranışlar, 4. Cenevre sözleşmesi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve ABD Anayasası’nı ihlal etmektedir" bilgisine yer verildi.

SAVAŞ SUÇUNUN ORTAĞI BAE 

Hafter'in yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri'ne yönelik de suç duyurusunda bulunuldu. BAE yönetiminin Hafter'e verdiği maddi ve askeri destekle Libya'da işlenen savaş suçlarına ortak olduğu vurgulandı.

Hafter güçlerinin ülkede işlediği muhtemel savaş suçlarına ilişkin benzer bir dava da ABD’nin Virginia eyaletinde açılmış, dava dosyasında Libyalı 4 ailenin Hafter'e yönelik katliam suçlamaları yer almıştı.

Hafter’in şu ana kadar dava sürecine katılmadığı bilinirken, bu durumun devam etmesi halinde ‘gıyabi hüküm’ kapsamında suçlu bulunması bekleniyor.

SAVAŞ SUÇU TARİHİ

Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası ve ulusal mahkemeler savaş suçlularını yargıladı. 17 Aralık 1942'de Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Sovyetler Birliği Avrupa’da Yahudiler’in kitlesel cinayetini resmen ifade eden ve sivil halka karşı içlenen suçlara karşı dava açılmasını kararlaştıran ilk ortak bildiri yayınladı.

Belirli bir coğrafi bölgeyle ilişkilendirilmeyen savaş suçluları, müttefik hükümetlerin ortak kararlarıyla yargılanacaktı. O dönemde Uluslararası Askeri Mahkeme (IMT), insanlığa karşı işlenen cinayet, imha etme, köleleştirme, sürgün, ırkçı ya da dini temele dayanan zulüm suçlarından birçok kişiyi yargıladı.

Savaştan sonra ikiye ayrılan Almanya, Polonya, bölünmeden önce Çekoslovakya, Sovyetler Birliği, Macaristan, Romanya ve Fransa’da Naziler ve işbirlikçilerinin yargılaması yıllarca devam etti.

BOSNA KASABI KARADZİÇ

İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden 75 yıl geçse de tarihte katliam, soykırım ve insanlığa karşı suçlar durulmadı. Bosna’da 1992-1995 yılları arasındaki savaş sırasında Sırplar’ın liderliğini yapan Radovan Karadzic, üzerine atılı 11 savaş suçunun 10’undan hüküm giydi. Karadzic, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nce müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Karadzic’in yanı sıra Sırp General Ratko Mladiç de soykırımdan, insanlığa karşı suç işlemekten ve Srebrenitsa katliamından suçlu bulunarak müebbet hapis cezası aldı.

Dünya halen savaş, çatışma, iç karışıklık ve kaos ile çalkalanıyor. Batı’nın Libya lideri Kaddafi’yi devirmesinin ardından ülkede başlayan kaos 9 yıldır dinmedi. Meşru hükümete karşı savaş açan Halife Hafter ile onu destekleyen başta Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, bölgede insanlığa karşı suç işlemekle itham ediliyor.

2013 yılında Mısır’ın ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi devirerek yönetimi ele alan Sisi’nin, halkına karşı insanlık suçu işlediği belirtilerek, savaş suçlusu olarak uluslararası alanda yargılanması istendi.

1949 yılında kabul edilen ve uluslararası olan veya olmayan çatışma durumlarında uyulması gereken kuralları belirleyen Cenevre Sözleşmesi, bu anlaşmalara imza atan ülkeler tarafından dahi delindi.

Suudi Arabistan ile Yemen arasında uzun yıllardır süren savaş, bunun en güzel örneklerinden biri. Savaş taktiği gereği sivilleri açlığa mahkum eden Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun silah ihtiyacını ABD, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler karşıladı. Bu örnekte olduğu gibi insanlığa karşı suç işleyen ülke ve ordularına verilen silahlar dolayısıyla sözde dünyanın adalet savunucusu büyük güçler, işlenen suçların ortağı haline geliyor.

BM’NİN SAVAŞ SUÇU RAPORLARI

2017'nin ağustos ayında Myanmar'ın Arakan Eyaleti'nde yaşayan yüz binlerce Müslüman, Budist köylüler ve Myanmarlı askerlerin saldırılarından kaçarak komşu ülke Bangladeş'e sığındı. Birleşmiş Milletler tarafından yapılan incelemelerde, bölgede Arakanlı Müslümanlara yönelik etnik bir temizlik yapıldığı, toplu ölüm ve tecavüzlerin yaşandığı belgelendi.

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Soruşturma Komisyonu, ABD öncülüğündeki koalisyon, Rusya, Suriye ordusu ve terör örgütü PKK/PYD-YPG’nin eylemlerinin savaş suçları kapsamına girebileceğine ilişkin rapor yayınladı.

ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin sürdürdüğü hava saldırılarında siviller ve askeri hedefleri ayırmak için gerekli önlemleri almadığı, koalisyon güçlerinin saldırılarını doğrudan askeri bir hedefe yöneltmediği belirlendi.

Suriye’deki ABD öncülüğündeki koalisyonun hava saldırılarının pek çok sivilin ölümüne veya yaralanmasına neden olduğu, bu saldırıların savaş suçları dahilinde olabileceği belirtildi.

Suriye ordusu ve Rus uçaklarının özellikle İdlib bölgesine yönelik yaptığı hava saldırılarında sağlık kuruluşlarını, okulları, pazar yerlerini ve tarım alanlarını hedef aldığına işaret edilen BM raporunda, bu saldırıların da savaş suçu teşkil edebileceğinin altı çizildi.

Komisyon raporunda ayrıca, Esad ve destekçilerinin sağlık kuruluşlarını sistematik olarak hedef aldığı vurgulanarak, sağlık kuruluşları ve sağlık çalışanlarına yönelik böylesine kasıtlı saldırıların da savaş suçu anlamına gelebileceği kaydedildi.

BM’nin Cenevre Ofisi’nde yapılan bir toplantıda da Suriye'de YPG'nin de yer aldığı Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye'deki eylemlerinin de savaş suçu olabileceğini belirtildi.

Filistin asıllı Hollanda vatandaşı İsmail Ziada, İsrail eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz hakkında ailesinin ölümünden sorumlu olduğu gerekçesi ile savaş suçları kapsamında tazminat davası açtı.

İSRAİL VE ABD

Filistinli Ziada, 2014 yılında İsrail ordusunun Gazze'ye yaptığı bombardımanlar sırasında kaybettiği 6 yakını için o dönem Genel Kurmay Başkanı olan Gantz'dan Hollanda mahkemesinde 600 bin euro tazminat istedi. 

İsrail’in de savaş suçunun uluslararası arenaya taşındığı gösteren bu davadaki Benny Gantz, lideri bulunduğu Mavi-Beyaz İttifak ile Likud Partisi lideri Başbakan Binyamin Netanyahu'nun en önemli rakibi olarak gözüküyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Fatou Bensouda, bölgedeki başvuruların ardından yaptığı açıklamada, "Filistin'deki (Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi) durumla ilgili soruşturmaya devam etmek için 'makul dayanak' olduğu konusunda eminim. Bu bölgelerde savaş suçları işlendi ve işleniyor" ifadesini kullandı.

İsrail, savaş suçuna ilişkin yargılama yapılmasına ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin bu kuruluşa üye olmadıkları yetkisinin bulunmadığını savunurken, Filistin bu mahkemenin 123 üyesi arasında yer alıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü de yayımladığı raporda ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) desteklediği Afgan istihbaratına bağlı özel kuvvetlerin, Afganistan'da "savaş suçlarına varan" ihlallerde bulunduğunu açıkladı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) temyiz dairesine çağrıda bulunan Afganistan savaşı mağdurlarının avukatları, ABD askerlerinin bu ülkedeki eylemlerini incelemeyi de içerecek bir savaş suçları soruşturmasına izin verilmesini istedi.

ÇİLEYİ ÇOCUKLAR VE SİVİLLER ÇEKİYOR

Bugün Suriye, Libya, Yemen, Afganistan, Sudan, Somali gibi birçok yerde iç çatışmalar sürerken, bazı ülke ve bölgelerde ise kaos ortamı devam ediyor.

İç savaş ve kaosun sürdüğü ülkelerde bundan etkilenen en büyük kesimi ise sivil halklar oluşturuyor. Suriye’den kendi toprak ve yurtlarını terk etmek zorunda kalan milyonlarca insanın en büyük hayali, çatışmanın bir an önce sona erdirilmesi. İran ve Rusya destekli Esad rejimi, İdlib’e düzenlediği hava saldırılarında sadece kendine düşman olarak gördüğü terör örgütü üyelerini değil, sivilleri de hedef alıyor.

Yine ABD’nin Irak ve Suriye’yi işgali sırasında bombalanan şehirler neredeyse tanınmaz hale gelirken, BM raporlarından da anlaşılacağı üzere saldırılar sırasında sivillerin yaşadığı yerler ayrımı gözetilmedi.

Yine iç savaş nedeniyle Libya’dan binlerce insan ülkesinden göç etmek zorunda kalırken, bazıları da halen yarını ne olacağı belirsiz bir şekilde ülkedeki kamplarda ömrünü geçiriyor.

Myanmar’da 3 yıl önce Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırımın düzenleyenlere karşı hala uluslararası alanda bir yaptırım gerçekleştirilemedi. Yemen’de Suudi Arabistan ile İran yanlısı grupların savaşının çilesini yine çocuklar ve sivil insanlar çekiyor.

Mısır’da binlerce insanın akıbeti belirsizken, ülkesinden göç etmek zorunda kalan binlerce Mısırlı’nın savaş suçlusu diyerek şikayet ettiği Sisi, dünyanın önde gelen devletleriyle işbirliği yapabiliyor. Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri’ne uyguladığı asimilasyon başka bir sancı. 

Günümüz teknolojisinde özellikle iç savaş ve çatışmaların olduğu bölgelerde neler olup bittiği hemen öğrenilebiliyor. Bu bölgelerde hangi devletin, hangi grubun uluslararası alanda savaş suçu olarak kabul edilecek insan hakları ihlallerini gerçekleştirdiği görülebiliyor.

BM raporlarına, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün tespitlerine rağmen, işlenen savaş suçlarına karşı uluslararası birlikler bir çözüm üretebilmekten aciz.

Ancak, ABD’de Libyalı 6 aile örneğinde olduğu gibi Libya’daki cinayetlerden sorumlu tutulan General Hafter ile onun destekçisi BAE gibi ülkeler için dava başvurularında bulunulabiliyor. BM ve uluslararası toplum örgütleri ise sadece kınamakla kalıyor.

“Barış, adalet, demokrasi götüreceğim” diye dünyaya savaş, çatışma ve kaos götüren küresel devletlerin politikalarının sonucu içi yanan siviller çaresiz kalıyor.

Uluslararası bir çözüm kurumu olarak kurulan Birleşmiş Milletler, bugüne kadar İsrail’in Filistin’i işgaline ilişkin nasıl bir süreç izledi? Kocaman bir hiç… Savaş suçu işleyen devlet ya da liderlere karşı bir yaptırım, hemen hemen imkansız gibi.

Libyalı ailelerin Hafter ve BAE hakkındaki savaş suçuna ilişkin dava başvurusu, sözde adalet timsalı gibi boy gösteren Avrupa ülkelerinin onlara yönelik desteğinde bir değişikliğe yol açar mı? Açmaz, çünkü Avrupa ülkeleri Suriye, Irak, Afanistan, Yemen’de olduğu gibi kendi çıkarlarının olgunlaşmasına kadar çocukların ve sivillerin hissettikleriyle ilgilenmez. Sadece lafla ilgilenir gibi gözükür. Çıkarlarının doğrultusunda yeni bir alternatif yol ve kişi bulduklarında fert veya kurumdan ellerini çekerler.

Bu sonuca bakıldığında; insanların özgürlükleri, hak ve adalet arayışları, küresel güçlerin çıkar savaşlarının bittiği yerde başlıyor.